Çeviri Açısından Felsefi Söylem

Prof. Dr. Betül Çotuksöken’in (Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü), Okan Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nün düzenlediği Çeviribilim Seminerleri çerçevesinde 06.04.2006 tarihinde yaptığı konuşma. Akşit Göktürk Çeviri: Dillerin Dili[1] başlıklı kitabının “Sonuç” bölümünde şöyle der: “Çeviri, genellikle sanıldığından çok daha karmaşık, açıklanması güç bir olgudur. Bu nedenle, dilden dile kuru bir bilgi aktarımı olarak nitelenmesi yanlış, en azından yetersiz olur. Hangi bilginin, hangi amaçla, hangi dilden, hangi dile, kimin için aktarıldığını düşünmek bile, konunun çok yönlülüğünü belirtmeye yeter. Aktarılması söz konusu olan bilgi düşünce ya da duygunun, dilin hangi işlevlerinden doğduğu, her çeviri konumunda, hem çevirmenin tutumunu, hem de ortaya koyacağı işi belirleyen bir etkendir.” Burada dikkat çekilmek isteneni birbirinden çok farklı başlıklar altında toplamak, farklı sorular sormak ve saptamalar yapmak olanaklıdır. – Çeviri olanağını dilin hangi işlevinde bulmaktadır? (Anlam aktarma işlevi) – Çeviride bilgi aktarımında amaç nedir? (Bilgiyi yaymak mı?) – Çeviride bilgi hangi dilden hangi dile aktarılmaktadır? (Kaynak dil, amaç dil) – Çeviride hangi bilgi başka bir dile aktarılmaktadır? (Varolanın bilgisi, dünya bilgisi) – Çeviride bilgiler kimin için aktarılmaktadır? (Öznelerarası ilişki) – Çeviri dilden dile kuru bir bilgi aktarımı değildir. (Dil-kültür bağlamı) – Çeviri karmaşık bir olgudur. (Çok bileşenli bir yapı olarak çeviriyi çözümleme) – Çeviri açıklanması güç bir olgudur. (Bilim, felsefe ve sanatın biraradalığı) Yukarıda sıralanan sorular dile, insansal (: antropolojik), varlıksal (: ontolojik), bilgisel (: epistemolojik) bakımdan yönelmeyi gerektirmektedir. Her şeyden önce çeviriyi insanın varlık yapısıyla bağlantısı içinde ele alabiliriz. Çeviri yapmak insanın yapısıyla, doğasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bir başka deyişle çeviri, temelini, temel dayanağını insanın varlık yapısında bulur. Nermi Uygur’un Dilin Gücü[2] başlıklı kitabında yer alan “Dil ve Çeviri” bölümünde dile getirdiği gibi insan çeviren bir varlıktır. Dil aracılığıyla doğa dünyası dil dünyasına çevrilir. Ancak bu noktada aradaki adıma da dikkat çekmek gerekmektedir. Çünkü dışdünyanın dil dünyasına aktarılmasında aracı ortam olarak düşünmeden söz etmek gerekir. Nermi Uygur’a göre “Çeviriciliği ile dil bize varlığı açar. Böylece dil varolan şeylerin sayısını gereksiz yere çoğaltmaz. Dil dışındakini bir kez de dile getirmez, varolanı yenibaştan olduğu gibi vermez; varolanın ortamını değiştirmekle varolanın bir bakıma kendisini de değiştirir.”[3] Temelini insanın varoluşsal yapısında bulan çeviri, dil/söz düzleminde, başka bir deyişle, diliçi bağlamda çok daha sorunlu bir hal alır. Bu noktada dilden/sözden yola çıkarak imleme, anlamlama ilişkilerine bakmak gerekir. Dilde dile gelen neyi imlemektedir? Tam da bu noktada dışdünya-düşünme-dil ilişkileri üzerinde durmak gerekmektedir. Bu üç öge arasındaki ilişkilerin ayrıntısına geçmeden önce, bu iç terimin insan dünyasını özetlediğini ileri sürmek olanaklıdır. Burada söz konusu olan —bir bakıma— gizli ileti her şeyin bilgide özetlenivermesidir. İnsan; tüm anlamsal ayrımları bir yana, dünyayı düşünmesi ve dili aracılığıyla bilgi dünyası haline getirir. Düşünme; içerdiği kavramlarla, çerçevelerle ve bu çerçevelere eşlik eden imgelerle dışdünyayı “kendisinin” kılar; dildeki sözcükler ve söz düzenleri de yeniden bir çevirme işlemi oluşturur. Öyleyse, dışdünya-dil ilişkisinin...

Read More