Türkiye’de Çevirmen Görünmez Kalmaya Mahkum Mu?

ÇEVBİR’in varlığı tehlikede… Bunun nedeni ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün kendince haklı nedenlerle 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda değişiklik yapmak istemesi. .. ‘Meslek Birliğime Dokunma’ sloganı ile kamuoyuna duyurulacak ortak bir dilekçe imzalayıp Bakanlığı göndermek sesimizi duyurmak için denenebilecek bir çözüm gibi geliyor. 30 Eylül Dünya Çevirmenler gününe bu slogan ile sahip çıkarsak belki sesimizi daha kolay duyurabiliriz. Ülkemizde devlet ve vakıf üniversitelerinde kırktan fazla Çeviri Bölümü bulunuyor. Bu bölümlerin öğrencileri ve akademisyenleri de Meslek Birliği’ne henüz üye olmasalar da bu konuda ne yapabileceklerini düşünmeli ve ÇEVBİR’in varlığını sürdürmesi için katkıda bulunmalılar.

Read More

Popüler Kültür ve Çeviri

Kültürlerin iç dinamiklerinin ve/veya kültürler arası ilişkilerin şekillendirdiği bir çeviri politikasından söz edilebilir mi? Böyle bir çerçevede popüler kültür çevirileri, sözgelimi Amerikan popüler kültürünün çevirileri nasıl yer almaktadır?   Bu gerçekten önemli bir soru. Tatmin edici ve güvenilir bir yanıt vermek için çok ciddi çalışmalar yapmış olmak gerekiyor. Üstelik yüzeysel ve tekil çalışmalarla yetinmeden, betimleyici, tüketici, çeşitli dönemlere ve kültürlere ayrı ayrı bakarak geliştirilmiş çalışmalar olmadan bu soruya yanıt vermek çok zor. Bu noktada ancak bazı gözlemlerimi ve belki de herkesin farkında olduğu bazı bilgileri kuşbakışı toparlayıp fikrimi söyleyebilirim. Kültürel ilişkiler ve kültürlerin birbirinden etkilenerek şekillenmesi söz konusu olduğunda “gelişme”, “ilerleme”, “aydınlanma” kavramlarıyla birlikte belli “doğruluk” kavramları da karşımıza çıkıyor. Tarihin her döneminde, o dönemde geçerli ve saygın olan belli bilgi “otoritelerine” (otorite sözcüğünü saygın ve tartışılmaz bilgi kaynağı ve bilgi kaynağı tasarımı olarak kullanıyorum)  ve kaynaklara başvuruluyor.  Özellikle felsefe, bilim ve sanat otoritelerinin aktarımında etkin politik ortam, egemen siyasi yapı ile bu aktarımı yapanlar,  kendi kültürü için belli bilgi kaynaklarını gerekli görenler arasında tarih boyunca bir gerilim olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak etkin siyasal yapının ve gücün hakikat nosyonu çeviri politikalarında çoğu kez daha belirgin bir rol oynuyor.  Bir uzak, bir de yakın örnek verelim: Ortaçağın skolâstik filozofları, antik dönem filozoflarını Tanrı’nın varlığı ve birliğini şüpheye düşürmeyecek biçimde yorumlamamışlar mıydı? Din ve felsefenin uzlaşabilirliğini göstermeyi hedeflememişler miydi? Dönemin etkin bakış açısı buydu ve ilkçağ felsefesiyle ilgili çevirileri Arap bilginlerin çevirilerinden yaptıklarında ürettikleri metinlerin çevirisel kökenlerine değinmeye gerek duymamışlardı. Bu tutumu, o dönemde hem doğunun “geçerli” bilgi kaynağı bir mekân, kültür ve din tasarımıyla özdeşleşmemesine, hem de çevirinin değersiz ikincil bir ürün olarak görülmesine bağlayan batılı akademisyenler olduğunu biliyoruz. Her kültür kendi “hakikat” nosyonlarına uygun bilgi, bilim ve sanat otoriteleri almaya çalışır.  Bu “otoriteler” kendi doğruluk anlayışlarına uygun görünmediklerinde bile, onların “otorite” konumu nedeniyle olsa gerek (genel bir okur tutumu olan de te fabula narratur anlayışıyla) kendi “hakikat” nosyonuna uygun okuma anahtarlarıyla okur ve yorumlar. Dolayısıyla bu tutum çeviri sürecine, çeviri ürüne ve ürünün algılanış biçimine de yansır. Etkin “çeviri politikası” hem çevrilen ve çevrilecek metinlerin seçiminde devreye girer, hem de çeviri sürecinde kendini hissettirir. Belli “hakikat” nosyonlarının etkin olduğu dönemlerde bu çevirilerin aslına uygun olmadığını söylemek ya da başka metinlerin çevrilmesini önermek, çevirmeye çalışmak gerçekten de cesaret ister. Kuşkusuz tarih boyunca böyle çabalar olmuştur ve egemen olanla (etkin “hakikat” rejimleriyle)  muhalefet eden arasında gerilimli anlar yaşanmıştır. Muhalif olanın başarısı dönemin politik ortamının uygun olup olmamasına ve muhalefet edenin egemen “doğruluk” kavrayışınca kabul edilebilir söylem biçimleri ve konuları seçip seçmemesine bağlıdır. Kendi kültürümüzden örnekleyerek açmaya çalışayım. Cumhuriyet dönemi temel projesi olan  “Türk Hümanizması” ile batı kültür tarihinin otorite metinlerinin çevrilip aktarılmasını hedeflemişti. Böylece, en basit ifadeyle doğu ve batı arasındaki “geri kalmışlık” ve “ilerleme” arasındaki uçurumu kapatmayı hedefliyordu. Seçilen metinler...

Read More