Mine Yazıcı: “Çeviribilimde Araştırma”

Günümüz çeviri tanımından ve çeviri işlemlerinin disiplinlerarası doğasından yola çıkarak başlatılan tartışma, çeviriyi aktarım edinciyle sınırlı görmeyen çeviri edinci yüksek profesyonel çevirmenlerin gerçekte iyi bir araştırmacı potansiyeline sahip olduğu savını da gündeme getirmiştir. Çeviri işlemlerinde “araştırma”nın “aktarım edinci”nin önüne geçmesi gerçekte çeviribilimsel bakışın çeviri işlemlerine katkısı şeklinde de değerlendirilebilir.

Read More

Yazılı Çeviri Edinci: Önsöz

ÖNSÖZ Her alanda olduğu gibi, çeviribilim alanında da bilgi ve teknolojinin ilerlemesiyle birlikte alana sadece yeni terim ve kavramlar girmekle kalmaz, var olan terim ve kavramlar da bu gelişmelere koşut olarak evrilip, kapsamını genişletir. Örneğin 80’li yılların ortasında kuramsal bilginin devreye girmesiyle birlikte çeviri işlemlerinde erek dil edincinin de en az kaynak dil edinci kadar önemli olduğu anlaşılmıştır. Gerçi bu konuda ülkemizin 1930’lu yıllardan başlayarak daha şanslı konumda olduğu öne sürülebilir. 1928’de Latin harflerinin kabulüyle ilk çeviri etkinliğini başlatanların yazar kimliği sadece Türkçe’nin dinamiklerini harekete geçirmekle sınırlı kalmamış, ülkemizin kapılarını dünyaya açan bir kültür anlayışının da temellerinin atılmasına neden olmuştur. Kuşkusuz bunda dönemin yazarlarına yüklenen Cumhuriyet’in mimarlığı görevinin de büyük etkisi olmuştur. Bununla birlikte, yazınsal alanda sağlanan başarının bilgi ve teknoloji alanındaki çevirilerde sağlanamaması düşündürücüdür. Yazınsal alandaki çevirilerin başarısı, Cumhuriyet dönemi yazarlarının siyasal ve ekonomik anlamda çöküşe karşın gerçekte çok renkli, hoşgörülü kültürel mozaiğe sahip bir imparatorluğun iniş ve çıkışlarından edinilen yaşam deneyiminin sağladığı geniş ölçekli bakış açısına bağlanabilir. Öte yandan, teknik ve bilimsel alandaki çevirilerin başarısızlığı da geçmişteki özgün bilgi üretiminin eksikliğiyle ilişkilendirilebilir. İki alanda görülen bu çelişkiye karşın kültürlerarası yazınsal iletişimle başlayan çeviri hareketinin sonunda bilimsel ve teknik alanda yapılan çevirileri de hem nicelik hem de nitelik açısından etkileyeceği yadsınamaz. Dünyanın II. Sanayi Devrimini yaşadığı ve bilgi patlamasıyla sonuçlanan 1960’lı yıllarda kültürlerarası iletişim araçlarının da yaygınlık kazanarak dil bilenlerin sayısının artması, tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de evrensel bilgiyi paylaşmak üzere bilim ve teknik alanında çeviriye rağbeti artırmıştır. Gerçi bu dönemdeki çeviri etkinliğinin yazınsal alanda elde edilen başarıyı yakaladığı öne sürülemez. Bunda her dil bilenin mekanik bir işlem olarak çeviri yapabileği kanısı kadar temeli bilimsel meraklılığa dayalı konu alanı bilgisi ve araştırma eksikliğinin de payı vardır. Bir başka deyişle 1960’lardan 90’lı yıllara uzanan bu geçiş sürecinde çevirinin, kültürel ve evrensel bilgi birikimi ve çevirmenin iki dil edinci yanı sıra yaşam deneyimiyle ilgili bir birikim olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir. Bu ara süreçte, dil edinci çeviri edincinin önüne geçmiştir. Ancak bu bir süreç olup, bu süreci başlatmanın da kendi başına erek ekinde bir işlevi olduğu unutulmamalıdır. Üstelik 80’li yılların ortasından başlayarak uygulamalı dilbilim kapsamında ele alınmaya başlayan çeviri konusu Prof. Dr. Akşit Göktürk, Prof. Dr. Berke Vardar, Prof. Dr. Özcan Başkan ve Prof. Dr. Ahmet Kocaman gibi önde gelen akademisyenler aracılığıyla ülkemizde kuramsal olarak tanınmaya başlamıştır. Bu alandaki bilgi birikimi, sonunda çevirinin yüksek öğretim kapsamına alınmasına neden olmuştur. Bir konu alanının akademik bir disiplin olarak kabulü ona birtakım yükümlülükler getirir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: • Birincisi, evrensel bilgiyi ülkeye taşımak • İkincisi, bu bilgi ışığında ülkede olup biteni sorgulayarak hem özgün bilgi üretimini tetiklemek, hem de bu bilgiyi evrensel kültüre mal olacak şekilde harmanlayıp, çıkarımda bulunmak • Üçüncüsü ise, ülkenin zaman kaybetmeden kalkınmasına katkıda bulunacak düzeyde bilgi ve...

Read More