Sorumluluk, Görünürlük ve Etik

8 Aralık 2006 günü, İstanbul Üniversitesi, Çeviri Etiği sempozyumunda sunulan bildiri. “Çevirmen 301. Madde’den Yargılanmalı mı? Yargılanmamalı mı? Çevirmen Sorum(suz)(lu)luğunun Açılım ve Sınırları.” Öncelikle bildirimin genel çerçevesi ve amaçları bakımından düşüncenin ifade edilmesi, dile gelmesi özgürlüğü bağlamında değerlendirileceği temennisinde bulunmak isterim. Hepimizin bildiği ve aklı başında, demokrasiden yana, aydın her birey gibi düşüncenin kamusal alanda ifade edilmesi, yani sözlü ya da yazılı olarak dile gelmesinden taraf olduğumuz ön kabulüyle, çeviri-etik ilişkisi ve çevirmenlik etiği üst çerçevesinde, 301. madde sorunsalı açısından ve çeviri bağlamında etikten ne anlıyoruz, çevirmenin sorumluluğu ve rolü etik penceresinden bakınca nasıl görünüyor gibi sorulara yanıt aramaya çalışacağım. Kendi bireysel etik anlayışımın bir gereği olarak düşüncenin özgürce ifade edilebilmesinin doğru ve haklı olduğu ve haklılığının savunulabilir olduğu ön kabulüyle söze başlamak istiyorum. 301. maddenin çevirmenlerin ve çevirmen meslek örgütleri ve derneklerinin gündemine girme ve alımlanma süreci, meslek olarak tanınma ve örgütlenme girişimlerinin hız ve ivme kazandığı günlere denk geliyor. Tam da bu nedenle yasa karşısında en azından söylem düzeyindeki duruşun, örgütlenme ve tanınma girişimi ile evrensel etik ve çeviri etiğine çağdaş yaklaşımlar açısından bakıldığında, kendi içinde çelişkiler barındırdığı yönünde bir izlenim uyandırdığını belirtmek isterim. Öncelikle bu söylem karmaşasının nasıl ortaya çıktığına bakalım. 01/10/2006 tarihli “Çevirmeni Yargılama” (vurgu iki yönlü okunabilir) başlıklı haber yazısından alıntı: “Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR), çevirmenlerin çevirdikleri kitaplardan dolayı yargılanmaması için kampanya başlattı. 30 Eylül Dünya Çevirmenler Günü dolayısıyla basın toplantısı yapan 30 Eylül Dünya Çevirmenler Günü dolayısıyla basın toplantısı yapan ÇEVBİR Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Birkan, “Çevirmen kendisine ait bir düşünceyi ifade etmez, yazarın söylediklerine bağlı kalır. Bu nedenle yargılanmamalıdır. ÇEVBİR olarak, işleme veya özgün tüm eser sahiplerinin ifade özgürlüklerinin sınırlanmasına karşıyız” dedi”. Elbette açıklamanın ikinci bölümü itirazsız kabul edilebilir; ” işleme veya özgün tüm eser sahiplerinin ifade özgürlüklerinin sınırlanmasına karşıyız”. Ancak açıklamanın ilk cümlesi ikincisi ile bağdaşmaz bir karşıtlık içermektedir: “Çevirmen kendisine ait bir düşünceyi ifade etmez, yazarın söylediklerine bağlı kalır. Bu nedenle yargılanmamalıdır”. 301. Madde etrafında gelişen düşüncenin ifadesi özgürlüğü tartışmaları çerçevesinde gazete ve dergilerde görüş bildiren kişi ve kurumların, çeviri olgusuna ve çevirmen kimliğine dair tarihsel ve konjonktürel, yaygın ve baskın bakış açılarının dışında -en azından söylem düzleminde- açılımlar getiremediğini görmekteyiz. Yukarıda değiştirmeksizin alıntıladığımız gazete haberinde olduğu gibi. Çeviri araştırmacısının aklına şu sorular takılabilir: Çevirmenin masumiyeti, yazarın mülkiyeti ile ne gibi bir bağdaşıklık ilişkisi içeriyor? Çevirmen mülkiyetsiz ve sorumsuz mudur? Şeffaf bir aracı ve etkisiz eleman mıdır? Ortaya çıkardığı metin üzerindeki hakları, dolayısıyla sorumlulukları nelerdir? Düşüncenin ifadesine kattığı- katkı sağladığı noktalar nelerdir? Kültür taşıyıcısı, kültür oluşturucusu, dolayısıyla düşüncenin ifadesinin aracısı, düşünce dünyasını zenginleştirici olarak olarak kamusal alan içindeki yeri ne(rede)dir? Çevirmen şu ya da bu nedenle mahkum edilen ya da mahkum edilmesi olası – aykırı, marjinal bir düşünceyi çevirmekte özgür – dolayısıyla sorumlu(mu)dur? 301. Madde’nin kaldırılmasına yönelik bütünlüklü bir...

Read More