Masumiyetini Tamamen Kaybeden Seçki: 100 Temel Eser

Son günlerde çok tartışılmaya başlanan; ama aslında oldukça uzun geçmişe sahip olan bir konudur çeviri çocuk kitaplarındaki eksiltme, indirgeme, uyarlama ve kendi ideolojisine uydurma sorunu. Daha önce tek tek kitaplar olarak ya da bazı yayınevleri bağlamında ele alınan hatta üniversitelerde araştırma (yüksek lisans ve doktora) konusu olan bu alan son günlerde oldukça sıcak tartışmalara yol açmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ‘Yüz Temel Eser’ seçkisi bağlamında gündeme gelen kitaplar ve bu kitaplara yapılan çeviri müdahaleleri, tartışmanın asıl eksenini oluşturmaktadır. Bu seçkide yüzde 60 oranında yerli yazarlardan (ama ölmüş olması gerekiyor) kitaplar seçilirken yüzde 40 oranında da yabancı yazarlardan (onlar da ölmüş) kitaplar seçilmiştir. Yabancı kitaplar aslında bizim topluma hiç de yabancı olmayan hatta artık bizden sayılan kitaplardır; çünkü bunlar yaklaşık yüz otuz yıldır okutulan, bilinen kitaplardır. Yani klasiklerdir. Tanzimat döneminden başlayarak günümüze kadar tüm kuşakları etkilemiştir. Bu eserlerden yakın zamana kadar modernleşmenin araçları olarak yararlanılmış ve genel kitle tarafından sakıncasız hatta ‘kutsal’ kabul edilmiştir. Modern anlayışça önemli ve kutsal sayılan bu kitaplara, 60’lı, 70’li hatta 80’li yıllarda muhafazakâr kesim, yabancı olması ve içerdiği kültür nedeniyle karşı çıkmış ve okunmasını eleştirmiştir. Yeni paradigmalar 90’lı yıllar yeni anlayışların kendine daha geniş yaşam alanı bulduğu yıllardır ve bu yıllarda çeviri anlayışlarında da yeni paradigmalar oluşmaya başlamıştır. Özellikle muhafazakâr kesim çeviriye daha farklı bakmaya başlamış ve onlara yabancı durmaktansa iletişim kurmaya karar vermiştir. Aslında bu iletişim kurma sürecinde bir şeyi keşfetmişlerdir, klasiklerin içinde var olan dinsel anlayışı. Modernleşme anlayışı içinde görmezden gelinen bu içerik görülmeye başlanmıştır. Bütün bunların çocuk ve gençlik edebiyatına yaptığı etkilere gelince: Yakın zamana kadar modernleşmenin temel araçları olarak kullanılan bu kitaplarda var olan dinsel mesaj, içerik ya da kültürel zorlamalar çevirmen ve yayıncılar tarafından ya vazgeçilerek ya da yumuşatılarak okura ulaştırılmış (yani metne müdahale edilmiş) bu nedenle kitaplar okur tarafından amaç dışı alımlanmamıştır. Ancak son on yıllık süreçte bu metinlere farklı müdahaleler yapılmaya başlanmış ve durum araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu, özellikle çocuk kitaplarında -bu arada televizyonlarda yayımlanan çizgi filmlerde- daha fazla ortaya çıkan bir süreçtir. Ancak bunların dikkati çekmemesi ya da görmezden gelinmesinin bir nedeni bu yayınların hedef kitlesinin belli olmasıdır. Oysa şimdi durum farklı. Ürünlerin hedef kitlesi genişlemiş, toplumsal paradigmada değişime yol açacak bir noktaya gelmiştir. Bu sürecin yaşanmasında ‘100 Temel Eser’ seçkisinin rolü yadsınamaz. Cumhuriyet tarihi boyunca böyle bir seçkinin yapıldığını söylemek sanırım mümkün değildir. Seçki yerine Talim ve Terbiye Kurulu’nun okunmasına izin verdiği kitaplar arasından öğretmenlere seçme hakkı tanınmış; bu, eğitimcilere daha geniş bir alan sunmuştur. Yakın zamanda Talim ve Terbiye Kurulu’nun denetleme ve önerme yetkisinin kaldırıldığı söylenmiş ve bu, daha çok özgürleşme olarak algılanmıştı. Ama yerine güçlü sivil toplum kuruluşları ve eleştiri kurumları geçemediği için alan denetimsiz bir hale gelmiştir. Denetimi velilere bırakmak ise ortamı başıboş bırakmakla eşdeğerdedir. Çünkü kitap okumadığı söylenen bir toplumda kitap denetimini...

Read More

Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine

Türkçede çok sayıda çeviri çocuk kitabı yayınlanıyor. Bu alanda çeviri yayınlarla telif yayınlar arasında bir orantısızlık var mı, ya da böyle bir oransızlık varsa bunun çocukların gelişimi, dünyaya bakışı açısından bir etkisi var mı? Bu açıdan çeviri yayınlarda uyarlama ya da eksiltme gibi yollara başvurmak ne anlama sahiptir?   Bu soru Türkiye’deki çocuk edebiyatının görünümü ile gerçekliği arasındaki farkın tanıklığını yapan bir soru olarak karşımızda duruyor. Piyasada, kitapçı vitrinlerinde daha çok çeviri kitaplar çoğunlukta görünüyor olsa da çeviri ve telif kitaplar arasındaki oran yaklaşık değerlerle %40 çeviri,  %60 telif şeklindedir. Üstelik bu orana klasiklerin yeniden ve yeniden basımlarının varlığı da dahildir. Yeni çevrilen kitapların sayısı ise oldukça düşüktür. Yılda 15-20 civarında yeni kitap çevrilmektedir. Çeviri ve telif kitaplar arasındaki görünür olumlu dengenin yanıltıcılığının klasiklerin yeniden basımlarından kaynaklanıyor olmasının yanında; bu kitapların, yaklaşık 140 yıldır okunması (ilk çeviriler 1870’lerde yapılmış), yeni anlayışların çocuk edebiyatında yeterince yer alamaması, bu alanın en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Bu sorun daha önemli ve güncel bir sorunken, konuya dönük tartışmaların çok başka bir soruna, çeviriye (çocuk edebiyatında) müdahale edilip edilmeyeceği konusuna odaklanması ilginçtir. Bir süre önce yayımlanan Tolkien’in Noel Baba’dan Mektuplar adlı yapıtında 16 yaşındaki çevirmeni tarafından değişiklik yapıldığı gazetelerde yer aldı ve tartışma başlattı. Çevirmenin çocuk olduğu ve buna karar veremeyeceğinden tutun, çevirinin tek kelimesinin değiştirilemeyeceği savlarına kadar her şey söylendi. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, 16 yaşındaki çevirmen Leyla Roksan Çağlar bu konuda karar vermemiş, sorunu saptamıştır. Çünkü metin okuma sürecinde onu tökezletmiştir. Bu tökezlemeyi yaratan kendi kültürel ya da tarihsel birikimine dönük yadırgatıcı bir tarihtir. Sorunu çevresiyle ve yayıncısıyla konuştuktan sonra metne müdahaleye karar vermiştir. Demek ki deneyimsiz genç bir çevirmen soruna çözüm sunmamış; aksine, kendine uygun bir gerçeklikle sorunu saptamıştır. Bu durum asıl tartışılması gereken durumdur. Radikal Kitap Eki’nde Celal Üster’in konuyla ilgili yazdıkları sanırım en dikkat çekici olanıydı: “Çevirmen, Tolkien’in ‘1453’ tarihini vermesini İstanbul’un Osmanlılarca fethiyle ilgili bir önyargı olarak değerlendirmiş, Türk çocuklarının böyle bir önyargıya karşı korunması gerektiğini düşünmüş, bu koruma görevini oracıkta yerine getirerek ‘1453’ tarihini kitaptan çıkarmış. Böylece, her gün sabahtan akşama kadar ABD kaynaklı saldırgan bilgisayar oyunları oynayan, televizyonda ABD yapımı çizgi filmler izleyen Türk çocuklarını korumuş….. Tolkien’in, Gulyabaniler’in Dünya’ya saldırmalarını ‘1453’ yılına rastlatmasından hoşlanmıyorsanız, bunu Türklüğe karşı bir önyargı ya da bir komplo olarak görüyorsanız, o zaman o kitabı çevirmezsiniz ya da yayımlamazsınız, olur biter. Benim anlayışıma göre, çevirdiğiniz kitabın tek bir sözcüğünü bile değiştiremezsiniz. Böylesi bir davranış en azından çeviri etiğine uymaz; ama günümüzde ağır yasal yaptırımları da vardır bu tür bir sansürün. Gazetelerden okuduğum kadarıyla, çevirmenin uyguladığı sansüre kitabı yayımlayan Okuyanus Yayınevi ve çevirmenin babası Arif Çağlar da sahip çıkıyor. Yayınevinin açıklamasında, “Noel Baba’dan Mektuplar kitabımız, bir çocuk edebiyatı eseridir. Çocukların savunmasız dünyasına böyle kültürel ve dini bir önyargının girmesini istemediğimizden, 1453 tarihini...

Read More

Küçük Prens Çevirilerindeki Çevirmen Kararları

…çeviri eylemini başlatan kişi işverendir ve kuşkusuz, işverenin de kendine göre bir amacı vardır; yani onun da çevirinin nasıl işlev göreceğine ilişkin bir düşüncesi vardır. Ancak çevirmenin amacı ile işverenin amacı uyuşmadığı zaman uzman çevirmen işverene açıklama yaparak onun fikirlerini değiştirmeye çalışmak ya da işi kabul etmemek gibi özgürlüklere sahiptir. Çünkü sonuç olarak her zaman dikkate alınacak ve incelenecek olan amaç, işverenin amacı değil çevirmenin amacıdır. Çevirmen de uzman olarak bu gerçeğin bilincinde olmalı ve ancak bundan sonra işi kabul edip etmemeye karar vermelidir..

Read More