Türk Gramerinin Sorunları

TDK, 22-23 Ekim 1993 tarihinde, “Türk Gramerinin Sorunları” başlıklı bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantının açılış konuşmasını, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz yapmış ve konuşmasında genel olarak Türkiye Türkçesinin gramerleri tarihçesine ve genel sorunlara yer vermişti. Konuşmasının bir noktasında dile getirdiği sorun, Türkiye’de entelektüel çalışmaların temel sorunu olarak görünüyor: “Bizde, Batıda olduğu gibi herhangi bir konuda araştırma yapan kimsenin, o konu üzerinde çalışan veya yetki sahibi olan diğer meslektaşlarının görüşlerini de alarak konuları daha kapsamlı biçimde olgunlaştırma geleneği pek yaygın olmadığı için, bugün ister istemez çözüm bekleyen birtakım gramer sorunları ile karşı karşıya bulunuyoruz.” Aşağıda bu konuşma metni yer alıyor: “Sayın başkan, değerli meslektaşlarını, sevgili gençler, Türk Dil Kurumu’nca düzenlenmiş olan Türk Gramerinin Sorunları toplantısına hoş geldiniz. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selâmlıyorum. Hepimizin yakından bildiği gibi. bir dilin yazı ve edebiyat dili olarak devamını ve gelişmesini sağlayan iki önemli dayanağı vardır. Bunlardan bin o dilin bütün söz varlığını içinde toplayan sözlüğüdür. Öteki de dilin kelimelerini söz hâline getiren, o dilin yapı ve işleyişindeki çeşitli kuralları içine alan grameridir. Sözlük ve gramerler, dili nesiller arasında unutulmaktan kurtaran ve onları biribirine bağlayan bağlardır. Türk dilinin bütünüyle bir yazı ve edebiyat dili olarak en azından 1300 yıllık bir tarihi vardır. Eğer Türk dili ailesi içindeki Batı Türkçesini ve onun ana kolunu oluşturan Türkiye Türkçesini ele alırsak, onun da aşağı yukarı 1000 yıla yakın bir geçmişi olduğunu hatırlarız. Anadolu ve Rumeli bölgesinde konuşma, yazı ve edebiyat dili olarak devam eden Türkçemiz, bu tarihî gelişine seyri içinde işlene işlene yüksek bir düzeye ulaşmıştır. Ancak, bu kadar gelişmiş bir yazı ve edebiyat dili hâlindeki Türkçcmizin dil varlığının bütün anlam incelikleri ile sözlüklere, yapı ve işleyiş kurallarının ayrıntıları ile gramerlere geçip geçmediği konusunda evet diyecek durumda değiliz. Gerçi, XI. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud’un, ansiklopedik sözlük ve bir dereceye kadar da gramer niteliğindeki Divânu Lûgati’t-Türk‘ünde Oğuz Türkçesi üzerinde verilen bilgiler dolayısıyla, bazı gramer kurallarını da öğrenebiliyoruz. Onun Kitâbu Cevahiri’n-nahv fi Lügati’t-Türk adlı asıl grameri ne yazık ki bu güne kadar elimize geçmemiştir. Kayıp kitaplar arasındadır. Batıda. Anadolu bölgesinde kurulup gelişmiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nda da hemen hemen doğrudan doğruya Türkçeyi temel alan gramerler yazılmış değildir. Bildiğimiz en önemli Türkçe gramer. Bergamalı Kadri’nin 1530’da Kanuni Sultan Süleyman ‘in sadrazamı İbrahim Paşa’ya sunduğu Müvessiretü’l-ulûm’dur.(1) Osmanlı Devletinde medrese dilinin Arapça olması dolayısıyla, gramer çalışmaları Arapça temelinde yoğunlaşmıştır. Yapma bir aydınlar dili durumundaki Osmanlı yazı dilinin Türkçe yanı, nasıl gözardı edilip ağırlık Arapça ve Farsçada toplanmışsa, sözlük ve gramerlerde de aynı bilinçsizlik hâkim olmuştur. Bu yüzdendir ki, Tanzimat devrine kadar bütün Osmanlı Devleti’nin tarihi boyunca doğrudan doğruya Türkçenin malzemesine dayanan gramerlerin yazılması da söz konusu olmamıştır. Batıya yöneliş hareketinin başladığı ve dilde sadeleşme düşüncelerinin yer aldığı Tanzimat devri, bu bakımdan nispeten daha verimli sayılır. 1851 yılında Keçecizâde Mehmet Fuat (1815-1868) ve Ahmed Cevdet (1822-1895) Paşalar’ın...

Read More

İkinci Dil Çevirisi Olarak İntihal

İntihal Kültürü adlı çalışmamın (Varlık, Mart 2007) yazılı bir eleştirisi yayınlanmadı, ama anladığım kadarıyla, eğer bir eleştiri gelirse, “ikinci dil çevirilerini” intihal alanında tanımlamasından yola çıkarak gelecek. Çünkü “ikinci dil çevirmenliği” oldukça yaygın bir uygulama ve “intihal” ifadesiyle yanyana geldiğinde insanın ruhunu karartıyor. Oysa “ikinci dil çevirisinin” “intihal” alanında tanımlanmasının koşulları benim açımdan çok belirsiz değil: ikinci dil çevirisi yapılabilir, fakat bu çeviri kendini her açıdan anlamlı kılmalıdır. Bu birçok şekilde yapılabilir: Çevrilen metnin özgün dilden çevrilme olanağının kesin olarak bulunamadığı açıklanır (örneğin Eskimo dilinden ya da eski Mısır dilinden bir şiir çevrilmiştir). Fakat bu durumda kaynak metin, yani çevirisi yapılan ikinci dil metni belirtilir (örneğin üzerinde Çin şiiri antolojisi yazan derlemeler vardır, fakat ancak bazılarında çevirilerin İngilizceden yapıldığı, ve daha da az bazılarında hangi İngilizce çeviriden yapıldığı belirtilmiştir). Dolayısıyla, ikinci dil çevirisinin intihal alanındaki yerinin belirginleşmesi, o alandan çıkmaya doğru yaklaşması için temel ölçüt, çeviri kaynağının açık seçik bir şekilde belirtilmesidir. İkinci bir ölçüt, bir özgün dil çevirmeninin ortaya çıkıp o metni çevirme olanağının açık bırakılmasıdır (yani telif hakkı öne sürülerek, bir Rusça çevirmeninin, İngilizceden çevirisi yayınlanmış Rusça bir metni çevirme hakkı sınırlanmamalıdır). İkinci dil çevirisinin intihal alanında yer aldığını fark etmem, çevirmenleri az sayıda bulunan Rusça çevirmenliği alanında çalışırken elde ettiğim deneyim sayesinde oldu: birdenbire, bir dil alanının ikinci dil çevirileriyle kuşatılabildiğini fark ettim. Ardından, bunun başka dillerde, ya da egemenlik alanı geniş ve bağımsız olan dil ya da kültürlerde yaşanmadığını fark ettim. Örneğin, İngilizcede bir Rus klasiğinin Fransızcadan çevirisinin yayınlandığını göremezsiniz, ama Türkçede bunu görmek mümkün. İkinci dil çevirmenliğini “intihal” olarak tanımlanmış görünce yaşanan tedirginliğin bir nedeni de, aslında “intihal” kavramını belirsiz ve genelleyici bir şekilde kullanıyor olmamız; birisi bu adı kullanmış ve biz sürdürüyoruz. Oysa kavramın tanım alanını araştırınca anlamı zenginleşiyor, çeşitleniyor: asıl kavram “sirkat”, “intihal” onun kümesi içinde yer alıyor. Ben daha önce Mustafa Nihat Özön’ün 1954 tarihli Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü’nden yararlanıyordum bu kavramı tanımlamak için, fakat 1985 tarihli, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi (Tercüman Yayınevi), “sirkat” için daha geniş bir tanım getiriyor: “Başkasına ait şiir veya nesir bir eserden, yazarının adını belirtmeksizin bazı parçalar alıp kendininmiş gibi gösterme veya eserin bütününü kendine maletme, ahz u sirkat, aşırma da denir. Eserin tamamını veya bir kısmını almaya intihal, manayı çalmaya ilman ya da kelimeleri değiştirerek almaya ise igore ya da selh denir.” Dolayısıyla, bir ikinci dil çevirisi “ilman” olarak tanımlanabilir. Nihat Özön, eski edebiyatta Farsça ve Arapçadan çevirilerin telif eser gibi gösterilerek edebiyata sokulduğunu belirtiyor; “korsan çeviriler”de bu çerçevede yer alıyor. Çevirmen, kolayca kaçınabilir mi ikinci dil çevirisinden? Hayır. İş alanının dar olduğu, çevirmenliğin mesleki koşullarının zengin olmadığı bir ortamda, iş iştir çoğu zaman. Sorun, asıl olarak kültürün ve işi bu şekilde tanımlayanların yapılanmasında; ürünün dolaşım serbestliği için değerler ve ölçütler birçok alanda gözardı ediliyor. Peki,...

Read More

Çeviride Anlatıları Yeniden Çerçevelemek

(Aşağıda, çeviribilimci Mona Baker’ın 1 Mart 2007 tarihinde, Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği “Translation and Conflict” konulu toplantı sırasında dağıtılan yardımcı metnin çevirisi yer almaktadır. Metin çevirmeninin izniyle yayınlanmaktadır.) Çatışma Durumlarında yapılan Çeviri ve Mütercimliğe yönelik Anlatısal bir Perspektif Anlatı(lar): tercihe bağlı bir iletişim kipi değil, dünyayı deneyimlememizi sağlayan başlıca kip; gerçekliği sadece temsil etmekten çok oluşturuyor; dağınık: tek bir metinle ya da tek bir dil uzantısıyla dile getirilmiyor; aslen, söylevsel olarak işleniyor, ama aynı zamanda başka yollarla, örneğin görsel olarak da işlenebilir. Dört tip anlatı: ‘ontolojik’ (kişisel), kamusal, kavramsal ve meta-anlatılar (Somers&Gibson 1994). 1. Ontolojik/kişisel Anlatılar: dünyadaki yerimiz ve kendi kişisel tarihimiz üzerine anlattığımız kişisel hikayeler. 2. Kamusal: bireysel oluşumlardan daha geniş, aile, din ya da eğitim kurumu, medya ve millet gibi, toplumsal ve eğitsel oluşumlar tarafından işlenen ve onlar arasında dolaşıma giren hikayeler. 3. Kavramsal (bilim dalına ait): herhangi bir alandaki uzmanların kendileri ve başkaları için soruşturma nesneleri hakkında işlediği hikaye ve açıklamalar. 4. Meta-anlatılar: “içine tarihin çağdaş aktörleri olarak yerleştirildiğimiz … İlerleme, Dekadans, Endüstrileşme, Aydınlanma vb. gibi” anlatılar (Somers & Gibson 1994:61). Somers (1992:605) meta-anlatıların aynı zamanda “Kapitalizm’e karşı Komünizm, Birey’e karşı Toplum, Barbarlık/Doğa’ya karşı Uygarlık gibi çağımıza ait epik dramalar” da olabileceğini açıklıyor. Anlatısallığın dört özelliği (Somers & Gibson 1994). Bu özellikler anlatıların hikayeler olduğu ve bu yüzden nedensel bir şekilde “oluşturulmaları” gerektiği ve zamansal ve toplumsal bir uzamda yer aldıkları gerçeğini yansıtır. Bizim ahlaki kararlar vermemizi sağlamaları gerekir: 1. Parçaların bağlantısallığı: Bağlantısallık, insan zihni için, bir anlatı olarak oluşturulmamış olan, yalıtılmış olayların ya da olaylar toplamından bir anlam çıkarmanın olanaksız olması demektir. 2. Nedensel olay örgüsü kurmak: Olay örgüsü kurmak, bizim bir önermeler kümesini, hakkında bir görüş oluşturabileceğimiz ve böylece betimlenen olaylara ahlaki ve etik önem yükleyebileceğiz anlaşılır bir dizilime çevirmemizi sağlar. 3. Seçici sahiplenme: Anlatılar, deneyimi oluşturan açık uçlu ve üstüste binmiş, geniş bir olaylar yığınından bir olay ya da öğe kümesinin seçici bir şekilde sahiplenilmesini sağlayan ve buna rehberlik eden değerlendirme ölçütlerine göre oluşturulmaktadır. 4. Zamansallık: Zamansallık, anlatının zaman ve uzam içine gömülmüş olmasına gönderme yapar ve bir hikayenin ek ya da ayrılabilir bir katmanı olmaktan çok anlatısallığın oluşturucusu olarak düşünülür. Çerçevelemek Anlatısallığın özelliklerinin işler hale gelmesi, ve bir olay kümesinin nedensel olay örgüsüne sahip özgül bir örüntüyle birlikte bir anlatı olarak oluşturulması için, anlatıyı yapanların [anlatanların] büyük bir söylevsel çalışma üstlenmesi gerekir. Çerçeve fikri, özellikle de daha etkin olan çerçeveleme kavramı, bu söylev çalışması sırasında başvurulan bazı yolların ana hatlarının çıkarılmasında verimli olabilir. Çerçeveleme – Goffman ve diğerlerindeki tanımlara karşı toplumsal hareketler ve eylemcilik literatüründeki tanımlar. Çevirinin içindeki ve çevresindeki çerçeveleme alanları * Zamansal ve Uzamsal Bağlam (Tarihsel An) * Başlıklar * Dış Parametinler (kapak, tanıtıcı yazı) * İç Parametinler: Girişler/Önsözler * İç Parametinler: Dipnotlar * Metinsel Seçimler (çeviri içinde) Bir Anlatısal Çerçeve...

Read More

Reframing Narratives in Translation

(Aşağıda, çeviribilimci Mona Baker’ın 1 Mart 2007 tarihinde, Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği “Translation and Conflict” konulu toplantı sırasında dağıtılan yardımcı metin yer almaktadır. Metin yazarının izniyle yayınlanmıştır.) A Narrative Perspective on Translation and Interpreting in Situations of Conflict Narrative(s): not an optional mode of communication but the principal mode by which we experience the world; constitute rather than merely represent reality; diffuse: not necessarily articulated in a single text or stretch of language; discursively elaborated, in the main, but may also be elaborated through other means, for example visually. Four types of narrative: ‘ontological’ (personal), public, conceptual and meta-narratives (Somers & Gibson 1994). 1. Ontological/Personal Narratives: personal stories that we tell ourselves about our place in the world and about our own personal history. 2. Public: stories elaborated by and circulating among social and institutional formations larger than the individual, such as the family, religious or educational institution, the media, and the nation. 3. Conceptual (disciplinary): stories and explanations that scholars in any field elaborate for themselves and others about their object of inquiry. 4. Meta-narratives: narratives “in which we are embedded as contemporary actors in history … Progress, Decadence, Industrialization, Enlightment, etc.” (Somers & Gibson 1994:61). Somers (1992:605) explains that meta-narratives can also be “the epic dramas of our time: Capitalism vs. Communism, the Individual vs. Society, Barbarism/Nature vs. Civility”. Four features of narrativity (Somers & Gibson 1994). These features reflect the fact that narratives are stories, and as such have to be causally ‘constituted’ and located in temporal and social space. They have to allow us to make moral decisions: 1. Relationality of parts: Relationality means that it is impossible for the human mind to make sense of isolated events or of a patchwork of events that are not constituted as a narrative. 2. Causal emplotment: Emplotment allows us to turn a set of propositions into an intelligible sequence about which we can form an opinion and thus charges the events depicted with moral and ethical significance. 3. Selective appropriation: Narratives are constructed according to evaluative criteria which enable and guide selective appropriation of a set of events or elements from the vast array of open-ended and overlapping events that constitute experience. 4. Temporality: Temporality refers to the embeddedness of narrative in time and space and is understood as constitutive of narrativity rather than as an additional or separable layer of a story. Framing For the features of narrativity to become operative, and for a set of events to be constituted as a narrative with a specific pattern of causal emplotment, a considerable amount of discursive work has to be undertaken by those doing the narration. The notion of frame, and especially the more active concept of framing,...

Read More

Çocuk Edebiyatı Çevirisinde Kültürel Öğelerin Aktarılması

Çocukların anadilinin gelişiminde yazar kadar çevirmen de sorumluluk taşır. Çocuk kitapları çevirmeninin her iki dili de çok iyi bilmesi yeterli değildir. Çevirmenin aynı zamanda çocuk gerçekliğine yakın olması ve her iki kültürü de yakından tanıması gerekmektedir.Çocuk kitaplarında çeviri aracılığıyla aktarılan kültürel değerler o kültürü tanımayan çocuk okuyucuya yabancı gelir. Bu yabancılığı önlemek için çevirmenin metne, açıklayıcı eklemeler yapması gerekmektedir. Bu noktada çeviribilimin en önemli kuralı olan kaynak metne sadakat ilkesi çocuk edebiyatı çevirisi için geçerliliğini yitirir. Çevirmenin görevi ise,çeviribilim ilkelerine ters düşmeden, hedef kitlesini göz önünde bulundurarak söz konusu eseri çocuk edebiyatına kazandırmaya çalışmaktır. Çeşitli kuramcılar tarih öncesinden başlayarak iyi bir çevirinin nasıl olması gerektiğine dair farklı görüşler öne sürmüşler ve ilk kuramlar, dini metinlerin çevirilerinin nasıl olması gerektiğinden yola çıkarak oluşturulmuştur. Günümüzde ise çeviribilim tartışmaları çok farklı boyutlarlarda ele alınırken çeviride kültürler arasındaki farkın orijinal metne mümkün olduğunca sadık kalınarak aktarılması gerekliliğinin altı çizilmektedir. Ülkemizde çevirinin edebiyatta hız kazanması Tanzimat’la birlikte görülür. Çocuk edebiyatı çevirileri ise Tanzimat döneminde klasiklerin çevrilmesiyle başlar. Farklı çevirmenler tarafından çevrilen çocuk klasiklerinin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bu yoğun çeviri faaliyetleri günümüzde de sürmektedir. Çocuğun okumayı sevmesinde, anadilinin gelişmesinde ve yaşamında kitaplarla içi içe olmayı seçmesinde yazar kadar çevirmenin de oynadığı rol büyüktür. Yapılan çevirilerin hiçbir mekanizma tarafından denetlenmemesi ve klasik eserlerin yazarlarına telif hakkı ödenme zorunluluğunun bulunmaması çocukların kalifiye olmayan çevirilere kontrolsüzce ulaşmasına neden olmaktadır. Bu noktada çocuk kitabı çevirecek olan çevirmene büyük sorumluluk düşmektedir. Çünkü çocuk edebiyatında çevirmen, sadece bir dili diğerine aktarmakla kalmaz bunun yanı sıra çocuğa yabancı bir dünyanın kapılarını da aralar. Çevirmenin aynı zamanda çocukları iyi tanıması ve çocuk gerçekliğine yakın olması gerekir. Çevirmen, yaptığı çeviride sadece cümlelerin düzgün olmasını değil, aynı zamanda eserin hitap ettiği yaş grubundaki okuyucunun kavrama özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Çeviride metnin yanı sıra kültürün de aktarılabilmesi için çevirmenin her iki dili ve kültürü yakından tanıması gerekir. Çocuklar, okudukları kitabın akışına kendilerini bırakırken yazar veya çevirmenin kim olduğunu sorgulamazlar. Bundan dolayı çeviri eser, orijinal eserde olduğu gibi akıcılığını koruyabilmelidir. Bu durumda çeviri eseri okuyan çocuk, bir yandan anlatılanların farklı bir kültüre ait olduğu ayrımına varırken diğer yandan da verilmek istenen iletiyi veya tanıtılan farklı dünyayı anlamalıdır. Çevirmen, yabancı bir kültüre ait öğeleri (deyimler, kelime oyunları, alışkanlıklar vs.) aktarmak istediğinde, seçim yapmasını ve belli bir karara varmasını gerektiren durumlar çıkabilir. Kültüre özgü olan ve diğer bir kültürde bulunmayan ifadelerin aktarılması esnasında bire bir yapılan çeviride, yani orijinal metne sadık kalınarak yapılan çeviride orijinaldeki anlam kaybolabilir ve eser anlaşılırlığını yitirebilir. Çeviribilim kuramlarına göre çevirmenin kaynak metnin dışına çıkması, diğer bir ifadeyle hedef metinde, kaynak metinde bulunmayan eklemeler, çıkarmalar yapması veya yorum belirtmesi onaylanmaz. Çocuk edebiyatı çevirisinde ise çevirmen, anlaşılırlık ve çeviribilim kuramları arasında bir seçim yapmak durumundadır. Koller “Einführung in die Übersetzungswissenschaft (Çeviribilime Giriş)” adlı eserinde...

Read More

Kimlik, İdeoloji Ve Etik

7 Aralık 2006 günü, İstanbul Üniversitesi, Çeviri Etiği sempozyumunda sunulan bildirinin sunumu. Adem’in elması nasıl boğazında kaldı? Adem: Tanrım, kime görünelim kime görünmeyelim? Tanrı: Bana görünmeyin de kime görünürseniz görünün. Kovuldunuz. Havva: Ama Tanrım, her iyinin içinde bir kötü her kötünün içinde bir iyi, her şerde bir hayır vardır. Tanrı: Kul kimdir? Şüphesiz ki kul dediğin yaratanın sözünü dinleyendir. Dinlemeyen kötüdür, günahkardır. Havva: Ama yazarın/yaratanın ölümü? Bizim görünürlüğümüz? Bizim ideolojimiz?Sorumluluk? Özgürlük?… Adem sen de bir şey söylesene… Tanrı: Burada tanımları ben yaparım. Ben yargılarım. Değerlendirmelerimize beklentilerimiz, beklentilerimizi de tanımlarımız belirler. Peki ya tanımlarımızı kim, nasıl belirliyor? Diyelim ki odaya tuhaf bir yaratık girdi. Hem kanatları ve kuyruğu var hem de boynuzları ve pençeleri. Aynı zamanda insana da benziyor. Odadakilerden kanatlarına bakıp “bu bir tür kuş” diyenler yaratığın uçmasını, “bir tür kedi” diyenler miyavlamasını beklerler. Çünkü, bu hayvanların tanımı bunları gerektirir. Eğer yaratık beklenenleri yerine getirmezse “ne biçim kuş”, “ne biçim kedi” olur. Aynı şekilde günlük dilde de “sen ne biçim arkadaşsın…arkadaş dediğin…” benzeri cümleler kurarız. Çeviride etiği tartışmadan önce değerlendirmelerimizi etkileyen beklentilerimizi ve buna neden olan tanımları ve bu beklenti ve tanımları etkileyen kimlik ve ideoloji kavramlarını tartışmamız yararlı olabilir. Kimlik: • Kimim? • Çevremle, çevremdeki insanlarla kendimi nasıl ilişkilendiriyorum? • Farkım ne? Hangi farkım daha baskın? • Kimlik, kültür içinde üretiliyor, şekillendiriliyor, tüketiliyorsa toplumsal, ekonomik, kültürel ve politik değişimleri izlememizi yardımcı olabilir mi? • Kimliğin sunduğu anlamlardan hangilerini niye seçiyorum? (Woodward, 1997:1-2) İdeoloji: • “toplumsal yaşamdaki anlam, gösterge ve değerlerin üretim süreci; • belli bir gruba ya da sınıfa ait düşünceler kümesi; • egemen bir siyasi iktidarı meşrulaştırmaya yarayan (yanlış) fikirler; • dizgeli bir biçimde çarpıtılan iletişim; • özneye belli bir konum sunan şey; • toplumsal çıkarlar tarafından güdülenen düşünme biçimleri; • kimlik düşüncesi” (çev. Karadağ, 2003:36-37, Eagleton,1991:1) Etik: 1- Genel Olarak Etik • Yaşam hakkı • Özgür irade ile hareket edebilme hakkı • Belli bir ideolojiye sahip olma hakkı • Bu ideolojiyi koruma ve onunla tanınma hakkı • Eleştirme hakkı • Çeviri yoluyla başka toplumlarla iletişim kurma hakkı 2- Çeviri Kararı Sırasında Etik • Çevirinin kime yapıldığı • Çevirinin ne için kullanılacağı • Çeviri sonunda ortaya çıkabilecek durumlar 3- Çeviri Süresince Etik • Çevirmenin hakları • Yazarın hakları • Yayınevlerinin hakları 4- Çevirinin Sunumu Sırasında Etik Kimlik/İdeoloji Etik Tartışmaları 1- Yazarın ideolojisi çeviriye yansısın mı/yansımasa ne olur 2- Çevirmenin ideolojisi çeviriye yansır mı/ yansıyabilir mi 3- Kurumların ideolojisi yayınevleri, milli eğitim, tercüme bürosu, çeviri örgütleri, yargı 4- Ülkelerin ideolojisi çeviri araç mı/ neyin aracı/ toplumsal planlama 5- Kavramların ideolojisi tanım var mı/çeviri, görünürlük, sorumluluk, özgürlük, etik, erek-odaklılık, doğru, sadık, iyi, düşünce özgürlüğü, sömüren-sömürülen, anlam 6-Kuramların İdeolojisi 1-2-yazarın ideolojisi-çevirmenin ideolojisi ve etik: • Çevirmen, kendine özgü dilsel ve kültürel becerileri ve bir duruşu olan bireydir…” (Tymoczko, 2002:216) •...

Read More