Fedakarlık Bayramınız Kutlu Olsun

Posted by on Aralık 7, 2008 in Güncel

Kurban, yanlış bir çeviri. Hem sözcük anlamıyla, hem toplumsal tarih açısından. Kurbanın özü, bir halkın Yaratan’a bağlılığını gösterme yükümlülüğüne uzanıyor; Güneş’e çocuklarını ya da çevre kabilelerden kaçırdıkları insanları kurban eden Azteklerden, Kabe çevresinde İslam’ı kabul etmeden de önce hayvanlarını kurban eden Araplara dek bütün halklarda aynı bağlılık gösterme biçimi varlığını sürdürüyor: insanın değer verdiği, kendi yaşamını sürdürmesini sağlayan ya da kurban edilmesi günlük yaşamda kabul edilemez olan bir şeyi feda etmesi.

Bugün “Kurban Bayramı” adıyla kutlanan bayramın özü bu. İbrahim Peygamber’in oğlu İshak’ı adaması, sonra da kurban etmeye, oğlunu feda etmeye hazır olduğunu göstermeye çalışması ve sonra da kendisine onun yerine bir koyun feda etmesinin emredilmesinin özü bu. Bağlılığını göstermek, bağlılığını fedakarlık olarak göstermek. İbrahim Peygamber’e Tanrı koyun kesmesini emretmedi, oğlunu feda etmeyi göze alarak bağlılığını göstermesini istedi ve gösterdiği zaman oğlu yerine başka bir şey feda etmesine izin verdi. Türkçedeki “kurban”la ilgili sözler hep buradan geliyor: “sana kurban olayım, annen sana kurban olsun, vatanım için canımı feda etmeye hazırım.. vb.”

İsa Peygamber’in çarmıha gerilmesi de bir başka kurban biçimi. Hıristiyanlığın insanın Yaratan’a bağlılığı uğruna kendisini kurban edebileceği, feda edebileceği (ya da aynı zamanda insanın feda edilebileceği) fikrini öne çıkarmasına yol açan bir biçim. Azizlik yolu böylece açılıyor ve bu Batı ile Doğu arasındaki temel ayrımlardan birini oluşturuyor: insanı, insanın fedakarlıklarını, çabalarını (ya da aynı zamanda insanın feda edilmesini) öven insanmerkezci bir Batı’yla insanın yerine başka bir şeyin feda edilmesine yönelen (ya da eğer bu bir aşamaysa, o aşamada ısrar eden) Doğu.

Dolayısıyla bütün ibadetlerini bir kurban figürü, Çarmıhtaki İsa çevresinde yapan Hıristiyanlıkla kurbanı yılda bir kez figürleştiren Müslümanlık arasında temel bir ayrım var. Kırlarda beslendikten sonra asfalt yollarda sürüklenen, beton avlularda yerlere yatırılan koyun, inek, deve gibi canlıların kurban edilmesi karşısında dehşete kapılan gözümüzün, sayısız ressamın ve heykeltıraşın şekillendirdiği Çarmıhtaki İsa figürü karşısında dehşete kapılmamasında da önemli bir sorun var.

Sorun, Müslümanlık içinde kurbanın yanlış çevirisine takılmış olmaktan kaynaklanıyor; kurbanın kurban nesnesinden başka bir şeyi işaret ettiğini, aslında özünün insanla Yaratan arasındaki ilişki olduğunu, insanın bağlılığını göstermek üzere bir şey feda edebilmesi, fedakarlık yapabilmesi olduğunu görmemekten kaynaklanıyor. Geçimini hayvancılıkla sağlayan bir toplum için hayvanlarını feda etmek bir yol olabilir. Ama günlük hayatını bilgisayarda muhasebe yaparak, metro sisteminde idarecilik yaparak geçiren bir toplumun “hayvanlarını” feda etmesinde yanlış bir şey var. Fedakarlığın özünden, dolayısıyla Yaratan’a bağlılığın özünden uzaklaştıran bir şey, biçimci bir çeviriden kaynaklanan bir şey var.

Türkiye, kuşkusuz bir köy toplumundan sanayi toplumuna doğru evrildikçe yaşayışını ister istemez yeniden düzenleyecek; yaşayışının temel değerlerini yeniden düzenleyecek. Ve elbette bazı soruları yeniden soracak: “Mustafa Kemal yalnız mıydı?” Yalnızdı elbette, her kurban kadar, yaşamını kendisi feda eden ya da yaşamı feda edilen her kurban kadar yalnızdı. Kurtuluş Savaşı’na katılan her er kadar yalnızdı ve tıpkı onlar gibi yalnız değildi arkadaşlarının yanında. “Hazreti Muhammed yalnız mıydı?” Yalnızdı elbette, Mekke’den göç etmek zorunda kaldığı zaman da, Hendek Savaşı’nda galibiyet anı gelene kadar da, Kurayza aşiretinin ölüm kararı verildiği zaman da. O dönemde Arabistan’da Müslümanlar yalnızdı.

Şimdi kurbanlık koçlar, koyunlar, inekler.. onlar da yalnızlar marketlerin ambarlarında, beton avlularda, bodrumlarda hiçbir fedakarlık özü taşımayan bir ölümü, paketlenip kolilenmeyi, canlı biçiminden et biçimine dönüşmeyi beklerken; insanların yeniden kurban eyleminin biçimini değil özünü görmeye başlayacak olmasını beklerken. (Sahi, acaba bir çevirmen toplumu olsaydı, sadece çeviriye dayanarak yaşayan bir toplum olsaydı ne feda ederdi Yaratan’ına?)

Ve bu arada, bir bayram hediyesi gibi, Yaşar Kemal Cumhurbaşkanlığı Onur Ödülü’nü alırken önemli bir konuşma yaptı. Basın genel olarak konuşmayı çarpıtarak, bir “halklara-dillerine özgürlük” vurgusuyla manşete taşımayı yeğledi, oysa (Tercüme Bürosu’nun Türk yazarlarının gelişmesi için taşıdığı öneme de değinen) konuşma Kemal’in uzun zamandır dile getirdiği bir temayı yeniden ele alıyordu: yeryüzünün, dünyanın ve üzerindeki diğer canlıların insan tarafından (feda değil) yok edilmesini; bu yok etme süreci sona ermezse, insanın ve insanca tüm değerlerin yok olacağını söyledi Yaşar Kemal.

“Bugün milyonlarca insan, açlıktan, bakımsızlıktan ölüyor. Bugün, insanlar bambaşka, havsalalarımızın alamayacağı kadar değiştiler, başka bir türlü bir insan oldular, bile bile kendilerini öldürüyorlar. Bugün dünyamız tükeniyor. Birçok hayvanının, birçok ağacın, birçok böceğin, birçok kuşun soyu tükendi” diye devam etti.

“Dünyamızın bir çiçeğinin koparılması, dünyamızdan bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır. Bu, insanlığı insanlıktan çıkaran bir durumdur.”

Rembrandt’ın İbrahim Peygamber’in İshak’ı kurban etmesini tasvir eden tablosunda, Cebrail peygambere bir koyun getirmiyor. Peygamberin elini tutuyor, emrin iptal edildiğini bildiriyor. İshak’ın arkaya yatmış, gergin boynunun karşısında bıçak, peygamberin elinden kurtulmuş, düşüyor. Ressam kurban nesnesinin yer değiştirmesini konu etmemiş, inancı uğruna oğlunu feda eden babanın insani gerilimine yoğunlaşmış. Bugün insan bu gerilim noktasından çok uzakta, yeryüzünü inancı uğruna bile değil, tüketim tutkusu, hırsları için, Yaratan’a bağlılığını göstermek için değil kısa süreli çıkarları için yok ediyor. Eğer gerçek bir fedakarlık bayramı varsa, insanın bağlılık duyduğu Yaratan’a (bu Yaratan’a ne ad verirse versin, ister Anne, ister kozmos, evren, doğa, ister Ülgen, ister Tanrı, ister Allah), yaşamında önemli olan bir şeyden fedakarlık ederek, annesine bir gününü ayırarak, daha az tüketip doğaya daha az zarar vererek, kredi kartından kurban parası çektirerek değil Yaratan’ın bir canlısının daha yeryüzünde özgürce yaşamasına katkıda bulunarak bağlılığını göstermeyi öğrenmesi gerekiyor.

Fedakarlık bayramınız kutlu olsun.

(Resimler, sırasıyla Figen Köprülü, Hz. İbrahim Peygamber, Bir aktör Çarmıhtaki İsa’yı canlandırıyor, Sydney’de bir festival sırasında, Reuters fotoğrafı; Laurent de la Hire – solda koç görünüyor-, İbrahim İshak’ı Feda Ediyor; Rembrandt, İshak’ın Feda Edilmesi. Yaşar Kemal’in konuşmasının -manşete yine anadil vurgusu çekilmiş- tam bir versiyonu için bkz. Bianet)

Daha fazla Güncel
Klasik Eser Yayıncılığında “Hazırlama” Pratiği ve Çevirinin/Çevirmenin Görünmezliği

Yayın dünyasında son yıllarda önemli bir sorun yaşanıyor. Bu sorun, yabancı dillerde yazılmış olan dünya klasiklerinin, sanki orijinalleri Türkçe yazan...

Kapat