Petersburg Yazışmaları

Posted by on Mayıs 10, 2006 in Güncel

Petersburg, Andrey Belıy / Çeviren: Sabri Gürses

 Rus yazar Andrey Belıy’a ait Petersburg adlı romanın bana ait bir çevirisinin Everest Yayınları tarafından yayımlanmasından iki ay sonra, Dünya Kitap dergisinde, bu romanın Kayhan Yükseler tarafından çevrilmekte olduğu haberi çıkmıştı. Bu haberde romanın ilk çevirisinin bir süre önce yayınlanmış olduğu belirtilmemişti. Doğrusu, üzüldüm ve romanın çevrilmiş olduğunu, nasıl çevrilmiş olduğunu dile getiren bir yazı yazdım, Dünya Kitap‘ta yayınlandı. Ardından, 7 Mayıs akşamı Nartlar: Asetin Halk Destanı ve Bir Yazarın Günlüğü‘nün ilk tam çevirisi gibi önemli çevirilerin sahibi olan Kayhan Yükseler’den beni çok sevindiren, birçok şeye karşı umudumu yeşerten bir mektup aldım, kendisiyle yazıştık. Kayhan Yükseler’in çevirmenlerin birbirinin emeğine saygı duymasının, inceliğinin ve dayanışmasının mükemmel ve zarif birer örneği olan, Petersburg romanına dair karşılıklı hikayelerimizi içeren bu mektuplarını, kendisinin de izniyle, kendi mektuplarımla birlikte yayınlıyorum. Kendisine tekrar inceliği için sonsuz teşekkür ederim. – Sabri Gürses.

Bir Yazarın Günlüğü, F.M. Dostoyevski / Çeviren: Kayhan Yükseler / 2005 Dünya Gazetesi Dünya Kitap Ödülü: Yılın Çeviri Kitabı

 

7 Mayıs 2006

 

Dünya Gazetesi Kitap dergisinde Petersburg romanıyla ilgili yazınızı okudum. Söz konusu yapıtı, benim de çevirmekte olduğumu, yine aynı gazete aracılığıyla öğrendiğinizi düşünerek, çevirinizle ilgili duygu ve düşüncelerimi size iletmek istiyorum. Kitabı okuduktan hemen sonra bunu yapmam gerekirdi, ama bu kitabı çeviriyor olmam, nedense elimi kolumu bağladı.

Çevirinizi kitap raflarında ilk gördüğümde şaşkınlıktan kalakalmış, müthiş heyecanlanmıştım. Türkiye’de kimsenin bu zamana kadar çevirmeye cesaret edemediği bir yapıtı biri çevirmişti işte. Metne sadık kalmış, yazarın üslubunu tam doğrulukla aktarmış, derinlikli sunuş yazılarıyla, güzel bir Türkçe’yle ve çok emek verildiği belli ayrıntılı araştırmalarla destekleyerek okuyucu kitlesine ulaştırmıştı. Bu nedenle sizi candan kutluyorum.

Romanla ve çevirinizle ilgili gazetelerde, dergilerde küçücük olsun bir görüş, eleştiri çıkmaması, çok satanlar arasında, hadi olmadı ayın kitapları arasında yer almaması beni hem şaşırttı, hem de çok üzdü. Bunun nedeni Andrey Belıy’ın Türkiye’de pek tanınmaması ya

da Petersburg’un zor okunan bir yapıt olmasıyla açıklanabilir mi? Ben kabaca şöyle düşünüyorum, bırakın okuru, aydınımız da bu kitabı Bir James Joyce, bir Orhan Pamuk yapıtı gibi okumaya başlamış ve sonra bitiremeden rafa kaldırmıştır. Bir eleştiri yazısı yazmaya da cesaret edememiştir tabii. Bunun, mükemmel çevirinizle hiç mi hiç ilgisi olmadığına inanmanızı isterim. Amerika’da, Avrupa’da böyle mi? Siz benden daha iyi bilirsiniz Peterburg’un oralarda kaç yüz bin bastığını?

Petersburg’la ilgili benim hikayem de şöyle: 1998 yılında Yapı Kredi Yayınlarına bir Çerkes destanı olan Nartlar’ı teslim ettiğimde, bana A.Belıy, İ.Bunin, Yuri Oleşa, Andrey Platonov (bu yazar tam size göre, bir araştırın) gibi yazarlarla ilgilendiklerini söylemişlerdi. Ben de işin kolayına kaçarak o zamanlar Y. Oleşa’nın Zavist (Kıskançlık) adlı yapıtını çevirmiştim. El yazmaları duruyor, basılmadı. Sonra araya Dostoyevski, Lermontov girdi. Belıy’la ilgili bir iki çalışmam Kitaplık dergisinde çıktı (2003, 2004). Temmuz 2005’te de Petersburg’a başladım ve sizin çeviriniz çıkana kadar da sadece iki bölümü çevirebildim. Sizden sonra bırakmayı düşündüm, ama YKY devam etmemi istedi. Çevirimin Türk okuruna sizinkinden daha fazla bir şeyler katacağını da hiç düşünmüyorum. Kitap editörünün dışında, kendinizden de dipnotlar katmışsınız, araştırmışsınız, karşılaştırmalar yapmışsınız, bunun zorluğunu bilirim. Bir Yazarın Günlüğü’ndeki bütün dipnotlar bana ait,  sadece dipnotlar neredeyse bir yılımı aldı. Bir Fersit’in Troya Savaşı’nda Grekler’in soytarısı Thersites olduğunu ancak bir ayda bulabildim.

İki çeviri arasında Yevgeni Onegin’e benzer bir polemiğin yaşanması doğrusu beni üzer (bilirsiniz, toprağı bol olsun Azer Yaran ve Ahmet Necdet arasında olmuştu).

Benim işim daha zor, sizin çevirinize benzememesi için kendimi olağanüstü zorlamam gerekecek: “Baştankara” yerine “iskete” derim belki… Bizim Dostoyevski’de yaptığımız gibi, Everest Yayınları da Petersburg’u yayımlayacaklarını bir iki yıl önce duyursaydı böyle

bir durum söz konusu olmazdı, yani ben başlamazdım. Klasiklerin kaderi bu olsa gerek.

Konuyla ilgili düşüncelerimi izin verirseniz, arada bir iletmeyi isterim.

Benim Petersburg 1990 basımlı ve 150 sayfaya varan açıklama, dipnot bölümü var.

Sevgiyle kalın.

Kayhan Yükseler.

 

8 Mayıs 2006

 

Sayın Kayhan Yükseler,

Öncelikle içtenlikli mektubunuz için teşekkür ederim. Size karşı bir düşüncem yoktu, kırgınlığım vardı, ama daha başka bir şey düşünmedim.

Petersburg‘un çevirisi de, genel olarak rusçadan çeviriler de şu noktaya dek yıpratıcı bir iş oldu benim için. Varlık’ta Mayıs ayında çıkan bir yazıda da belirttim, 2003 sonunda çeviri tamamdı. Kabalcı Yayınları’na, Mustafa Küpüşoğlu’nun önerisiyle yaptım, kitap orada bekledi. Bu kitabın çevrildiğinden Enis Batur’un haberi vardı. Hatta eğer Kabalcı yayınlamazsa Kazım Taşkent dizisinden yayınlamak gibi konuşmaları oldu o vakitki editörüm Küpüşoğlu’yla.

Sonra geçen yıl Kitap Çevirmenleri Girişimi’nden Tuncay Birkan’la sohbet ederken, kitabı çevirdiğimi duyduğunu, bunu öğrenmeden önce kendisinin de İngilizceden çevirmeyi düşündüğünü söyledi. Bu beni kitabın yayınlanması konusunda telaşlandırdı. Kabalcı’yla görüştüm, yayına hazırlaması için Türkan Olcay’ı düşündük. Bu sırada, YKY’den Küpüşoğlu’yla bağlantıya geçtiler. Çevirimden birkaç bölümü elektronik ortamda örnek olarak aldılar, iki ay kadar sonra kendilerinin çevirmekte olduklarını söylediler (daha doğrusu -mişler). Bu 2005’in sonu ile 2006’nın başı arasında bir tarihte oldu. Bu sırada Enis Batur YKY’den ayrılmıştı.

Sonra ben de Kabalcı’yla anlaşıp Everest Yayınevi’ne, Sırma Köksal’a götürdüm kitabı. Türkan Olcay’ın editörlüğünü de alarak kitap yayına hazırlandı, yayınlandı.

Yani, evet Dünya Kitap‘tan okudum sizin çevirinizin hazırlanmakta olduğunu, fakat büyük olasılıkla İngilizceden olacağını düşündüğüm bir çevirinin yapılmasını bekliyordum. Sadece Dünya Kitap‘ta yayınlanan yazının üslubuna çok şaşırdım, yapılmış, mevcut olan çeviriden en ufak bir bahis yok; kitap ilk kez çevriliyormuş gibi davranılıyor; ve benim çevirimden çok farklı olmayan bir çeviri. Ama yazarın isminin yanlış yazılması gibi ayrıntılardan, çeviri dışındaki yazıların size ait olmadığını düşündüm.

Petersburg‘un da, Andrey Belıy’ın da okunmasının güç olacağı konusunda size katılıyorum; şimdi onu bir meta olarak, Rusya’dan “telifsiz, gümrük vergisiz” ithal edilebilen, Batılıların övdüğü bir başyapıt olarak övecekler. Örneğin günümüz Türkiye’siyle derin bağlantısını göremeyecekler. Ama gençlerden umudum var benim, onların bu kitaptan çok farklı izlenimlerle ayrılabileceğine inanıyorum.

Beni şaşırtan şey YKY’nin, daha doğrusu bunu topyekün bir kurum yapamayacağına göre, YKY’de çalışan bir editörün yaptığı şey. Sizin kitabınızın editörü, size çeviriye devam etmenizi söyleyen editör kim acaba?

Çevirimin niteliğiyle ilgili söyledikleriniz için de ayrıca çok teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim. Çeviribilim dergisinde ağır aksak rusça çevirilere ağırlık vermeyi tasarlıyor, rusçadan çeviri yapmış kişilerle irtibat kurmayı tasarlıyorum bir vakittir ben. Bir Yazarın Günlüğü‘ndeki çeviri çalışmanızla ilgili küçük de olsa bir yazı yazmanızı da rica edecektim doğrusu. Sonra bu olaylar girdi araya. İlerde bu tür çalışmalarla, rusça çevirmenleri olarak bir arada olacağımızı umuyorum.

Diğer yandan, bu kitabın Onegin tartışmasına dönmesi kaçınılmaz görünüyor. Azer Yaran’ı hiç hak etmediği halde oldukça üzmüşler gördüğüm kadarıyla. (Şu anda konuyla ilgili bir tez çalışması yapıyorum, elimden geldiğince ilgilendim konuyla.) Petersburg konusunda da aynı şey, bu kez tersten olacak sanırım, çünkü örneğin Kitaplık dergisinde benim çevirimle ilgili tek bir yazının çıkmaması, size çeviriye devam etmenizi söylemelerinin işaret ettiği şey bu gibi görünüyor. Kanımca, şu anda mevcut olan çeviriyle ilgili bir yazı çıkmadığı halde, sizin çeviriniz yayımlanmaya yakın ve yayımlandıktan sonra, Sabri Gürses çevirisinde hata saptamaya çalışan yazılar çıkacak çeşitli yerlerde. Ya da hiç iki tane çeviri olduğu belirtilmeden, sizin çeviriniz övülecek. Günümüzde yayın politikasının böyle yürüdüğünü, tanıtım yollarından biri olarak bunu benimsediğini hissediyorum.

Son olarak, izin verirseniz nazik mektubunuzu Çeviribilim dergisinde yayınlamak isterim. Yazışmamız birçok açıdan önemli kanımca. Yayınevlerinin dışında çalışan ve yaşayan kişiler olarak, çevirmenler olarak irtibatımızı gösteriyor. (Platonov önerinizde haklı olabilirsiniz, çünkü geçen yıl bir Frederick Jameson çevirirken, içinde fazlaca Platonov alıntısıyla karşılaştım, ilginçti, ayrı bir kitap olarak önersem mi diye düşündüm.) Rusça çevirmenleri olarak örgütlensek harika bir şey olurdu, sanırım bunu yakında başlangıç olarak Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği çatısında yapabiliriz.

Tekrar teşekkür eder, sevgiler dilerim,

Sabri Gürses.

 

8 Mayıs 2006

 

Sabri Bey,

Merhaba,

Öncelikle yazdıklarınız için ben de teşekkür ederim.

Petersburg çevirinizin, deyim yerindeyse öyküsü beni çok şaşırttı. YKY’den editörünüzle bağlantıya geçilmesi, çevirinizden örnek alınması, Enis Batur’un haberi olması – ki bu kitabı çevirmemi benden Ayfer Tunç istemişti- evet, bütün bunlardan hiç haberim olmadı. Enis Batur ve Ayfer Tunç ayrıldıktan sonra, bu kez İlknur Özdemir bana kitabı çevirebileceğimi iletti. Unutmadan söyleyeyim henüz bir sözleşme yapılmadı, bu, sonra da yapılabiliyor.

Editörün kim olduğu sorunuza gelince, YKY’ye ya da başka bir yayınevine yaptığım çevirilerde, çeviri devam ederken karşılıklı görüştüğüm bir editörüm olmuyor. Metin tam olarak gönderildikten sonra belli oluyor. Ama şuna inanmamızı çok istiyorum, söz konusu

yapıtın hikayesi önceki yazımda belirttiğim gibi eskilere dayanıyor.

Kitabın çevrildiğini ve piyasaya çıktığını Dünya Kitap’tan Faruk Beye bildirmiştim. İkinci çevirinin Rusça yerine, İngilizce yapılması ilginç olurdu, size katılıyorum. Bir Yazarın Günlüğü üzerine memnuniyetle bir yazı gönderebilirim.

Çevirilerimiz arasında ileride görüşler, eleştiriler mutlaka olacak, ama içtenlikle söylüyorum, bu, sizin çevirinin değerini bence asla düşürmeyecektir, daha önce belirttiğim gibi benim işim daha zor ve öykünme eleştirileriyle karşılaşmam olasılığı fazla. 50-100

sayfalık bir kitap olsa neyse, kendimi zorlayarak farklı tümceler kullanabilirim, ne ki 600-700 sayfalık bir kitapta bu çok zor. Kendimi disipline etmem gerekiyor Hasılı bu sizin için değil, benim için bir handikap.

Çeviriye bir süre ara vermeyi düşünüyorum, ortada zaten bir sözleşme yok, bu nedenle zaman sorunum da bulunmuyor. Zira elimde yine YKY’den telifi alınmış çok ilginç bir yapıt daha var. Leonid Tsypkin adlı kıyıda köşede kalmış bir yazarın. (Amerika’ya yerleşenlerden.) Leto v Badene (Baden Baden’de Yaz). 200 sayfa. Dostoyevski’nin Baden Baden’de geçirdiği günleri anlatıyor. Kitabın en ilginç tarafı, neredeyse hiç “nokta”  kullanılmaması ve bir iki paragraftan ibaret olması. Amerika’da başyapıt olarak büyük övgü almış. (Susan Sontag önayak olmuş.) Safları sıklaştırma öneriniz yerinde, bir evvelki yazımı kullanabilirsiniz.

Sevgiyle kalın,

Kayhan Yükseler.

 

8 Mayıs 2006

 

Sayın ve Sevgili Kayhan Yükseler,

bu yazışmanın beni nasıl mutlu ettiğini bilemezsiniz. Rusça çevirilerde yaşanan talihsizliklerin üzerine bu büyük sevinç ve inanç verdi.

Meğer kitabın ne kadar karışık bir tarihi varmış. Vaktiyle Mehmet Özgül’e de kitabın çevirisinin teklif edildiğini, ama kendisinin kitabı geri çevirdiğini biliyor muydunuz? (Yayınevini sormadım kendisine.) Kanımca, 90’lardan itibaren kitabı İngilizce kaynaklardan ya da yan çevirilerden öğrenen editörlerin yarattığı bir karışıklık bu. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla. (Olumsuz yanı, telifsiz kitaplara öncelik vermeleri, kitapları ingilizceden kontrol etmeleri vb.) Ben hala Hasan Ali Ediz’in neden bu kitabı çevirmediğini merak ediyorum, hiç elinden geçti mi acaba?

Yayın izni verdiğiniz için teşekkür ederim, şu format uygun olur mu acaba: bundan önceki üç mektubu arka arkaya yayınlasam? Bana eskiden yapılan, sözgelimi Ataol Behramoğlu’nunkiler gibi yazışmaları hatırlattı bunlar.

Dostoyevski çevirme sürecinizle ilgili bir yazıyı merakla bekleyeceğim. Bu konuşmalarımız bana Rusçacıların toplanma umudu olduğunu düşündürdü, ben bu sıralar Koray Karasulu adlı İÜ’den mezun bir Rusça çevirmeniyle konuşuyorum, bir terslik olmazsa intihallerle ilgili küçük bir çalışma yapacağız. Kimbilir, belki bu tür ilişkiler sayesinde, Rusça üzerine sağlam bir dayanışma, daha da önemlisi kültürel olanaklar yaratma fırsatımız olur zamanla.

Ben en son Rusçadan Sultan Galiyev çevirdikten sonra, Rusçaya biraz küstüm doğrusu. (Nedenini yakında bir yazı olarak yazmaya çalışacağım.) Bu sıralar özlemle güzel ve mümkünse telifli bir kitap seçmeye çalışıyorum. Vatan gazetesinin yayınevi Rusça kitaplar yayınlayacakmış sanırım, Petuşki’nin Moskova-Petersburg‘unu önerdiler, çevirmek isteyebileceğimi söyledim onlara da ben. Tatyana Tolstaya düşünüyorlar, ama pek ısınamadım doğrusu.

Tekrar çok teşekkür eder, sevgiler dilerim.

Sabri Gürses.

 

8 Mayıs 2006

 

Sabri Bey,

Merhaba,

Ben aslında yazışma konusunda biraz acemiyimdir. Bilgisayarı sürekli açık tutmadığım için, mailinize geç bakmış olabilirim. Size yazdıklarımdan bütün bir yazı elbet yapabilirsiniz.

Yalnız bir konuyu açıklığa kavuşturmam gerekiyor. Petersburg romanının yarattığı karışıklığı yıllardır çalıştığım ve halen çalışmakta olduğum bir yayınevine ilişkilendirmek  istemem. Sizin kitap piyasaya çıktıktan hemen sonra durumu YKY’ye ilettiğimde, çeviriye devam etmemi istediklerini bildirmişlerdi, ama kararı yine de bana bırakmışlardı.İşin gerçeği ben de olmaz dememiştim, zira sizin kitabı henüz okumamıştım.

Ancak kitabı sindirerek okuduktan, hele hele çevirdiğim ilk iki bölümü sizinkiyle karşılaştırdıktan sonra, benim çevirimin Türk okurunda gerek üslup, gerek biçim, gerekse dilsel olarak  farklı bir tat bırakmayacağı kanısı doğdu içimde. Sizinle de tanıştıktan sonra,bu durumu YKY’ye bildirmek istiyorum, ne dersiniz? 40-50 yıl önce sözgelişi, Hasan Ali Ediz’in yaptığı bir Petersburg çevirisini, 2006 yılında yapılan bir çeviriyle karşılaştırmak

okura kim bilir ne kadar ilginç gelirdi. İnanın sizin yaptığınız çeviride (Bu ben de olabilirdim, bir başkası da) Belıy’ın anlam dünyasının, kullandığı imgelere, metaforlara yüklediği  anlamların, H.A.Ediz’den ya da o zamanın bir çevirmeninden  daha bir açıklıkla okuyucuya sunulduğunu görürdük diye düşünüyorum. Bu, aradan geçen onca zamanın bize verdiği bir armağan. İnternetin bize sunduğu olanaklar, Belıy ve Petersburg üzerine yazılan yüzlerce yazı vs. Bunu şunun için söylüyorum. Bana Moskova’dan, 1935 basımlı bir Petersburg göndermişlerdi. 380 sayfa, Sovyetlerin en azgın dönemi, kitap kırpılmış, inanır mısınız bir tek dipnot bile yok. Böyle bir kitabın o zamanlar bizim çevirmenlerden birinin eline düştüğünü

bir düşünün. Başınızı fazla ağrıtmayayım. Bence 2006 yılında çok kısa zaman aralıklarıyla yapılmış iki çevirinin atışmalardan öte bir anlam taşımayacağını düşünüyorum. Bunu yayınevime bildirmek istiyorum.

Sevgiler, kolay gelsin.

Kayhan Yükseler.

Daha fazla Güncel
Direnmenin Estetiği’nin Çevirisiyle İki Gün

Direnmenin Estetiği'nden önce Weiss, Türkçede daha çok oyunlarıyla tanınıyordu. Çevrilen ilk kitabı Mara Marat adlı (daha sonra Peter Brook'un hem sahneye hem sinemaya uyarladığı) bir tiyatro oyunuydu. Can Yücel'in çevirisiyle de Saloz'un Mavalı adlı oyunu ünlendi, Soruşturma adlı belgesel romanıysa Ülkü Tamer tarafından çevrildi. Yazarın en önemli eseri saydığı Direnmenin Estetiği, özel yazım tarzı (bütün roman tek bir paragraftan oluşuyor) ve içeriği (genel olarak Batı düşüncesinin geniş bir dönemini kucaklamaya çalışıyor) nedeniyle Weiss'ı Türkçeye çok keskin bir şekilde tanıtmış oldu.

Kapat