Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği – “Yüzyılın Romanı”na Yaklaşımlar

Posted by on Mayıs 23, 2006 in Etkinlik, Kitap

Goethe-Institut’de 6 Mayıs 2006’da Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği – “Yüzyılın Romanı”na Yaklaşımlar başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Konferansta Direnmenin Estetiği’nin çevirmenleri Çağlar Tanyeri ve Turgay Kurultay’ın yanı sıra Peter Weiss’ın eşi Gunilla Palmstierna-Weiss, yazınbilimci ve Uluslararası Peter Weiss Derneği Başkanı Arnd Beise, yazınbilimci ve sanat tarihçisi Martin Viaolon, Direnmenin Estetiğine Güven: Karşılaştırmalı Edebiyat Bağlamında Peter Weiss ve Vedat Türkali adlı kitabın yazarı ve yazınbilimci Mediha Göbenli söz aldılar. Konferans sonunda ayrıca, sunumunu film küratörü Florian Wüst’ün yaptığı Peter Weiss üzerine bir film gösterimi yapıldı.

Konferansta ilk konuşmayı Peter Weiss’ın eşi Gunilla Palmstierna-Weiss yaptı. 1964 yılından ölümüne dek yazarla birlikte olan Palmstierna-Weiss, kısaca yazarın yaşamından ve sanatından bahsetti. Yazarın resimlerinin, filmlerinin ve Direnmenin Estetiği’nden önceki eserlerinin sanat yaşamında hangi aşamaları temsil ettiğinin üzerinde duran Palmstierna-Weiss, ayrıca, Direnmenin Estetiği’nin yazıldığı dönemin koşullarından da bahsetti. Peter Weiss için “Nerede duracağını ve ne yapacağını bilen bir duruşa sahipti” diyen Palmstierna-Weiss, yazarın estetik ve direnme kavramlarına yaklaşımını ele aldı ve “Peter’de estetik direnmedir” tespitinde bulundu. Direnmenin Estetiği kitabı için “Bu kitap sesli okunduğunda bir melodi ortaya çıkar; bu kitap aynı zamanda uzunca bir şiirdir” nitelemesini yapan Palmstierna-Weiss yazarın Türkçe’de de okunmasını sağlayan çevirmenlere teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.

Daha sonra sözü Turgay Kurultay aldı. Kurultay, Direnmenin Estetiği üzerine kısa bir sunuş yaptı. Söz konusu konferansın Peter Weiss’la ilgili Türkiye’deki ilk etkinlik olduğunu belirten Kurultay, Türkiye’de Peter Weiss’ın ve en önemli kitabı olarak görülen Direnmenin Estetiği’nin pek tanınmadığını, bu yüzden bu konferansın  önemli bir başlangıç olduğunu vurgulayarak konuşmasını bitirdi ve sözü Uluslararası Peter Weiss Derneği başkanı Arnd Beise’ye bıraktı.

Konuşmasına Türkiye’de Peter Weiss üzerine böyle bir etkinliğin düzenlenmiş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan Arnd Beise, “Yazarak daha iyi anlamaya çalıştım”- Kendisi de direnen bir sanat yapıtında kişisel deneyim ve başkalarının deneyimi üzerine- Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği başlıklı bir konuşma yaptı. Weiss’ın, başkalarının deneyimlerini kendi kişisel deneyimleri temelinde yansıttığını, ancak bunun yaşantıların aynılığına değil duygusal katılımların benzerliğine işaret ettiğini söyleyen Beise, Weiss ve estetik simulasyon kuramı ilişkisi üzerinde durdu: “Weiss, Romanında çeşitli dönemlerin sanat yapıtlarıyla hesaplaşma içinde bir estetik simulasyon kuramı ve pratiği geliştirdi” diyen Beise  bu bağlamda mimesis (özdeşleşme) kavramından ve bu kavramın yazar açısından doğurduğu zorluk ve risklerden bahsetti. Direnmenin Estetiği kitabıyla ilişkili olarak direnme, tahammül, baskı ve ifade biçimleri üzerinde duran Beise buradaki “direnme”nin  “tahammül” anlamına gelmediğini, bu kavramın “baskı”yla karşılıklı bir ilişki içinde olduğunu ve  direnmenin, “baskıya karşı çıkmak” olarak  ele alınması gerektiğini söyledi ve Peter Weiss’da bu kavramların nasıl bir izlek çerçevesinde ele alındığının kitabın yazıldığı 1975-1981 yılları ve öncesini kapsayan dönemin baskıcı ortamına bakılarak da anlaşılabileceğini belirterek konuşmasını bitirdi.

Konferansın öğleden sonraki oturumunda sözü ilk alan yazınbilimci ve sanat tarihçisi Martin Vialon’du. Vialon, Figürlere dayalı olay anlatımı olarak edebiyat tarihi – Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği’ne yeni bir bakış başlıklı konuşmasına Türk edebiyat tarihine göndermeler yaparak başladı. Bu bağlamda Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Veli, Orhan Pamuk gibi Türk yazarları ele alan Vialon, bu yazarların dünya edebiyatı düzeyinde olduklarını ve hepsinin  ortak yönünün insanı odağa yerleştirmeleri olduğunu söyledi ve “Peter Weiss da aynı şeyi yapıyordu” dedi. Peter Weiss’ın tarihe yaklaşımını ele alan Vialon, bu yaklaşımı şu sözlerle anlattı: “Direnmenin Estetiği politik bir eserdir ve Bergama sunağının dev fresklerini kendi tarih görüşü açısından ele alır. Onun tarihi, tarihi yazanların değil arkasındakilerin tarihidir.” Vialon kunuşmasında genel olarak Direnmenin Estetiği romanının kuruluşunda figüratif anlatımın öneminden ve bu anlatım biçiminin, Arnd Beise’nin de üzerinde durduğu estetik simulasyon, hatırlama ve tarih ile olan ilişkisi üzerinde durdu.

Martin Vialon’dan sonra sözü Tarih ve bireysel tavır –Direnmenin Estetiği’ne siyaset felsefesi açısından bakış başlıklı konuşmasıyla Wofgan Bialas aldı. Bialas, konuşmasının çerçevesini şu üç alt başlıkla çizdi: Kendini bilme ve iktidar, kendini ifade etme ve kendi dilini oluşturma, Direnmenin Estetiği’nin entelektüel dile katkısı. Bialas, kendini bilme ve iktidar, kendini ifade etme ve kendi dilini oluşturma başlıkları bağlamında şunları söyledi:

Direnmenin Estetiği’ne göre tarihin gerçek taşıyıcıları dilsizdir ve kendilerini ifade etmekten mahrumdurlar. Sözcüleri ise iktidarın dilini kullanır ve iktidarı anlatır… Kendini bilme, kendini ifade etme anlamına gelir. Peter Weiss’da önemli olan bireysel deneyim ve bunları bireyin kendisinin ifade etmesidir. Buradan çıkacak ifade biçimleri kendimizi tanımamızı sağlayacaktır…Peter Weiss korku ve endişeden bahseder. Bu nedenle gönüllü ya da zorunlu olarak çeşitli otoritelere boyun eğildiğini söyler. Ancak kendini bilme yalnızca şiddet, korku ve manipülasyonun tehditi altında değildir. Kendini ifade edememek bunlar arasında belki de en önemlisidir.”

Bialas, Direnmenin Estetiği’nin entelektüel dile katkısınıysa şu sözlerle ifade etti: “Direnmenin Estetiği, yeni bir toplum vizyonunu ifade eder. Bilinen ve  yeni olanı karşı karşıya getirir. Tanıdık da olsa eskinin yerine yeninin ikame edilmesi gerektiğini söyler.”  Bialas ve Viaolan dinleyicilerden gelen  çeşitli soruları yanıtladıktan sonra konferansa kısa bir ara verildi.

Konferansın son oturumunda, Direnmenin Estetiği ile Vedat Türkali’nin romanı Güven’i karşılaştıran Mediha Göbenli’den önce, kendisi de orada bulunan Vedat Türkali kısa bir konuşma yaptı. Türkali, konuşmasında şunları söyledi:

Direnmenin Estetiği sıradan bir roman değildir. Sadece roman da değildir. Benim idealimdeki romanın beni aşmış çok güzel bir örneğidir. Batıda birçok yazarla tanıştım, ama benim genellikle bu yönde pek bir girişimim olmamıştır. İlk defa çok üzüldüm; ki kendisiyle de aynı kuşağı paylaşıyoruz ve o dönemde de Almanya’ya çok gittim geldim, ama maalesef Peter Weiss’la tanışamadım. Bunu çok isterdim… Bu roman beni aşan bir roman. Şu anlamda: Bir defa, tarihin estetik yükünü, emeğin o temel yapısını bu kadar güzel anlatmak çok zor. Avrupa tarihini çok güzel bir biçimde yansıtıyor. Gerçeği çok ince eleştirilerle sunuyor… Romanla ilgili temel duygularım bunlar. Tabii ki eleştirilerim de var, ama hayatta eleştiriye konu olmayacak ne var ki zaten. Bence bu kitap okunmalı ve okutulmalıdır. Bana bu kitabı okuma şansı veren çevirmenlere de çok teşekkür ederim.”

Daha sonra Mediha Göbenli Peter Weiss’ta Tarihsel Bellek başlıklı bir konuşma yaptı. Mediha Göbenli, bu konuşmasında Peter Weiss ve Vedat Türkali’nin ortak özelliklerini şu sözlerle anlattı:

“Peter Weiss ve Vedat Türkali farklı ülkelerin, coğrafyaların ve kültürlerin insanları olsalar da sanıldığından da fazla ortak özellikleri bulunmaktadır. Roman  yazmadan önce sinema ve tiyatroya el atmaları, sınıfsal bakışla politik tarihsel içeriki kitaplar yazmaları, solun romanını yazarken solu yüceltmeden solun tarihini gerçekçi, nesnel ve eleştirel, kazanımları ve zaafları, doğruları ve yanlışlarıyla anlatmalarıdır.”

Göbenli, Direnmenin Estetiği ve Güven’in farklı tarihlerde yazılmalarına karşın paylaştıkları aynı dönemi ise Güven’den yaptığı şu alıntıyla anlattı: “Tarihin en kanlı destanlarından birinin, faşizm canavarının yenilgisi destanının anlatıldığı yıllardır.” Önce Güven romanının yazlıdığı toplumsal ve siyasi ortamın genel bir tablosunu çizen ve romanın tematik izleğini aktaran Göbenli, gerçek belgelere, kişilere ve olaylara dayanmasıyla romanın sol tarihini kayda geçen tarihsel bir bellek işlevi gördüğüne değindi. Göbenli romana böyle bir işlev yüklenmesinin sebebini ise şöyle anlattı:

“Türkiye komünist hareketiyle ilgili anı kitapları dışında bilimsel araştırma, kaynak pek yoktur. Güven’de bunun nedenleri hakkında ipuçları verilir; gizlilik, sansür, baskı nedeniyle yazılı belge yoktur.  Türkali’nin daha 1944 yılında bu romanı yazmak istemesinin altında gelecek kuşakların belleğine sosyalist ve komünist hareketi, geçtiği süreçleri, koşulları ve direnişi kazımak istemesi yatmaktadır.”

Göbenli daha sonra Direnmenin Estetiği romanının yazıldığı dönemin Almanya’sının  toplumsal ve siyasi ortamına ilişkin bilgiler verdi. Burada da yine dönemin Türkiyesi ile olan benzerlikleri vurguladı. Direnmenin Estetiği’nde tarihsel belleğin rolünü ise şu sözlerle açıkladı:

“Peter Weiss, romanında Kızıl Orkestra’nın tarihini karşıt bakışla anlatarak hem egemen tarih anlayışına karşı gelir hem de böyle bir tarihin varlığını ortaya çıkararak belleğimize mal eder. Direnmenin Estetiği 1937’de Berlin’in Bergama Müzesi’nde başlar ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanyanın ikiye bölünmesiyle son bulur. Ancak geriye dönüşlerle bir yandan solun tarihi ve geçmişteki sınıf savaşımları öte yandan antik çağdan başlayarak öncelikle resim ve edebiyat detayları, modernizm ve sosyalist gerçekçilik gibi sanat akımları sınıfsal bakışla ele alınmaktadır.  Bu romanın yüzyılın sanat eseri olarak nitelenmesinin başlıca nedeni roman olmanın dışında bir estetik ve sanat tarihi kitabı olmasıdır… Sanat eserleri geçmişteki acılar, direniş ve özgürlük savaşımları hakkında tarihsel belleğin belgeleridir aynı zamanda. İncelenen sanat eserleri, farklı toplumsal konvansiyonlarda direniş anının belgeleridir.”

Mediha Göbenli’den sonra Direnmenin Estetiği’nin çevirmenleriden Çağlar Tanyeri  Direnmenin Estetiği’nin Türkiye’de Alımlanması başlıklı bir konuşma yaptı. Bunu yaparken sözlü ve yazılı kaynaklardan yararlanacağını belirten Tanyeri, bu kaynaklardan çıkan sonuçların gerçeği tam olarak yansıtamayacağını ancak yine de romanın alımlanışına ilişkin bir fikir verebileceğini söyledi ve çeviri sürecinde romanın alımlanışı açısından aldıkları çeviri kararlarına ilişkin açıklamalar yaparak konuşmasına başladı. Çeviri kararlarını ilişkin süreci  “Türkiye’deki okurun okuma alışkanlıkları, beklentileri de gözönünde bulundurularak metin mümkün olduğunca anlaşılır ve okunur bir şekilde aktarılmalıydı. Bu açıdan da Direnmenin Estetiği’nin Türkiye’deki potansiyel okuru  kim olacaktır,  romanın gönderme yaptığı edebi, siyasal ve sanatsal alan Türkiye’de ne kadar tanınmaktadır; Direnmenin Estetiği konuları, temaları ve anlatım biçimleri bakımından çağdaş Türk romanı normlarına ne kadar uymakta ve ne ölçüde bu normlardan ayrılmaktadır gibi sorulara cevap aradık. Bu soruların cevapları çeviri sürecini yönlendirmesi açısından önemliydi” sözleriyle anlattı. Türkiye’deki çeşitli yayın organlarında romanla ilgili olarak yayınlanan haber ve yorumlardan yola çıkarak romanın Türkiye’deki olası alımlanma biçimleri üzerine düşüncelerini  aktardı ve hali hazırda bu alımlama süreci devam ettiği için bu konuda net bir şey söylemenin zor olduğunu, roman üzerine yayınlanan haber ve yorumların ortaklaşamamasının da bunun göstergelerinden biri olduğunu ancak yine de çıkan yorum ve haberlerin çokluğuna dayanarak bu kitabın Türkçe’ye çevrilmesinin oldukça yerinde bir karar olduğunun söylenebileceğini belirtti. Diğer taraftan, şimdiye kadar çıkan yazıların genelde edebiyat eleştirisi olarak karşımıza çıktığını, metnin şimdiye kadar hiç çeviri olarak gözönüne alınıp tartışılmadığını ve dolayısıyla bir bakıma, metnin çeviri olduğunun unutulduğu tespitinde bulundu ve espirili bir dille, bu durumun çevirinin başarısına yorumlanabilir mi acaba, diyerek konuşmasını bitirdi.

Konferansın panel ve tartışma bölümünde tüm katılımcılar bir kez  daha söz alarak tartışılan konuların genel bir değerlendirmesini yaptılar ve dinleyicilerden gelen soruları yanıtladılar. Kısa bir aranın ardından, büyük bir bölümü Peter Weiss’la yapılan görüşmelerden oluşan, yönetmenliğini Harun Farocki’nin yaptığı Örnek Olarak: Peter Weiss isimli film gösterimiyle konferans sona erdi.

Direnmenin Estetiği, Çevirenler: Çağlar Tanyeri, Turgay Kurultay (2006)
Daha fazla Etkinlik, Kitap
ROBİNSON KURU VE TAZE

Doğrusu, çevirmen Celal Öner’e daha önce kızgınlık duyduğum için pişmanım. Vedat Gülşen Üretürk’ün Ölü Canlar çevirisini yeniden çevirmekle ayıp bir...

Kapat