Tetra Pak ve Rausing Ailesi Çevirileri: Dünyayı Kurtarmak

Posted by on Haziran 17, 2006 in Deneme, Güncel

Evinizde bulunan süt, meyve suyu, ayran gibi içeceklerin karton kutusunun altına bakarsanız Tetra Pak ya da onun bir yan kuruluşunun adını göreceksiniz. Bu şirketin süt paketlemekten yayıncılığa uzanan ilginç bir hikayesi var (solda, Tetra Pak kullanan ülkeler).

Tetra Pak adlı şirketin sahibi Rausing ailesi, dünyanın ünlü zenginleri arasında, Bill Gates, Warren Buffett ve Du Pont ailelerinden sonra 4. sırada yer alıyor. Şirketinin kurucusu Ruben Rausing, 1943 yılında “minimum malzeme ile maksimum hijyen sağlayacak bir süt paketi yaratmak üzere” çalışmalara başlamış. Bu çalışmaların sonucunda ortaya çıkan tetrahedron biçimindeki ilk karton süt kutusu günümüzde dünyanın hemen her ülkesinde hijyenik, sağlıklı kutulama sistemi olarak kullanılıyor.

Rausing ailesinin hemen her üyesi birer vakıf kurmuş. British Museum’un da geleneksel katkıda bulunanları arasında yer alan ailenin vergi ödememek için çeşitli finansal oyunlar yaptığı, vakıfları da bu amaçla kurduğu söyleniyor.

Çevre çalışmalarından doğal dilleri korumaya dek değişik ilgi alanları olan ailenin genç üyelerinden Sigrid Rausing, geçtiğimiz günlerde İngiltere’de Granata Yayınevi’ni satın alarak İngiliz kültür hayatında önemli söz sahibi oldu. Guardian’a göre Sigrid Rausing’in serveti 4.95 milyar sterlini buluyor.


Sigrid Rausing (solda) insan hakları çalışmalarına önem veriyor. Merkezi Londra Ekonomi Okulu’nda bulunan Rausing İnsan hakları İnceleme Merkezi bu yıl Türkiye, Meksika, Güney Afrika ve Tanzanya’da şube ya da bölgesel fonlar açacakmış. Bu haberi aktaran Aida Edemariam, “O küçük düşünmüyor,” diye belirtiyor, “başlıca kaygısı toplumsal adaleti ve ‘bütün özgürlükleriyle birlikte demokrasiyi’ teşvik etmek.”

Rausing’in çalışmaları 1993’lü yıllara uzanıyor. Bir yılını (1993-4) Estonya’nın bir kolektif çiftliğinde geçiren Rausing, ertesi yıl Londra’ya dönmüş ve History, Memory and Identity in Post Soviet Estonia: the end of a collective farm adlı 192 sayfalık kitabıyla (2004) sosyal antropoloji Estonya uzmanlığını almış. Artık “Nasıl Estonyalı Olunur?” sorusunun yanıtını verebilecek başlıca sosyal antropoloji uzmanlarından biri.

2004 yılında İnsan Hakları Uluslar arası Hizmet Ödülü’nü Küresel İnsan Hakları Savunuru dalında alan Rausing, 2005 yılında da hayırseverlik dalında Beacon Özel Ödülü’nü almış. 2006 yılında da çalışmaları devam eden Rausing’e Kadın Fon Şebekesi, Hayırseverliğin Değişen Yüzü Ödülü verilmiş. Şu anda Granata Yayınevi’nin, Portobello Yayınevi’nin sahibi olan Rausing, aynı zamanda New York İnsan Hakları İzleme Komitesi’nde ve Atlantic UK yayın grubunun heyetinde yer alıyormuş. Tabii bunların yanı sıra 1995 yılında kurulan Sigrid Rausing Vakfı var.

Türkiye’de Rausing adı 1995 yılında Knopf Yayınevi, 2002 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından yayınlanan, Isabel Fonseca’ya ait Beni Ayakta Gömün – Çingeneler ve Yolculukları adlı kitap için yazdığı tanıtım yazısıyla duyulmuş. Bu yazıda Rausing, Rumenlerin Çingenelere karşı olumsuz yaklaşımlarından söz ederek, demokrasiyi tanımlamadaki hatalarına değiniyor:

“Kilise çanları onları bir araya toplamış, kasabanın rahibi bir dua okuduktan sonra kasabadaki Çingenelerin evlerini yakmak üzere yola koyulmuşlardı. Ne yazık ki, bu olay münferit bir olay değildi. Kasabalıların kendilerine göre tanımladığı ‘demokrasi’, sayısız kundaklama ve fiziksel saldırıya neden olmuştu.”

Sigrid Rausing’in adı 2004 yılında bir başka çeviri kitapta geçiyor. Kerim Yıldız’ın Pluto Yayınevi’nden çıkan “The Kurds in Iraq” adlı (2004) kitabı, Türkiye’de A.H. Engin Urcan çevirisiyle Irak Kürtleri” adıyla aynı yıl Belge Yayınları tarafından yayımlanmış. Bu kitapta Rausing Vakfı’na katkılarından dolayı teşekkür ediliyor. 1992 yılında KHRP’yi kuran Yıldız’a, 2005 yılında Sigrid Rausing Vakfı ödülü verilmiş.

Rausing Türkiye’deki insan ve yazar hakları ihlallerini izlemekten de geri durmuyor. 2005 yılı sonlarında yapılan bazı ihlallere karşı verilen bazı bildirilerde hem vakfının, hem de kendisinin imzası var.

Guardian’daki yazıda dünya görüşü ve yaşam tarzına dair ayrıntılar var:

Kendini eski moda bir liberal, güvenlik ağlarına inanan biri olarak tanımlıyor: “Paranın devlet tarafından daha iyi harcanabileceğini söyleyebilirsiniz. Bense devlet denetiminin dışındaki bir altyapıyı ya da bir sivil toplumu desteklemenin topluma bununla eşit yararı getireceğine inanıyorum.”

Rausing dünyayı değiştirmek istiyor olabilir, ama kendini perişan etmiyor. O ve [kocası] Abraham Holland Park’ın yakınındaki 20 milyon sterlinlik bir evde yaşıyorlar ve bu evi yaparken 10 milyon kadar harcamış. Evin bahçesi Buckingham Sarayı’ndan sonra Londra’nın ikinci büyük bahçesi; ayrıca İskoçya dağlarında, kartallar, tazılar ve kuşlar için bir doğal hayat cenneti yaratmaya çalışırken, rüzgar çiftlikleri yüzünden komşularıyla büyük mücadeleler yaşadığı 40,000 dönümlük bir arazisi var.

Sigrid Rausing bu arazide geyiklerin sayısını azaltıp eski doğal bitki örtüsünün ortaya çıkması için mücadele veriyormuş. Ne yazık ki doğal bitki örtüsünün ortaya çıkması için geyiklerin öldürülmesi gerekmiş. Yerel arazi sahiplerinden biri şöyle demiş: “Geyiklerin sayısını azaltmak üzere yapılan çevreci kampanya aslında buradaki mülklere yönelik sınıf temelli bir saldırı. Geyik sayısının fazlalığı nedeniyle erozyon olduğunu söyleyenler, aslında tepeleri insan öncesi bir hale getirmek istiyorlar.”

Sigrid Rausing Granta Yayınevi’ni satın aldıktan sonra, yayınevinin yapılanmasında da bazı değişiklikler yapacağını belirtmiş. Yayınevinin uzun yıllardır yayınladığı Granta adlı derginin, Rausing yönetiminde çıkan ilk sayısının giriş yazısının sonunda şöyle bir bölüm var:

“Bu Granta’nın yeni sahibiyle yayınladığı ilk sayı. New York’lu yayıncı [aynı zamanda New York Review of Books’un sahibi olan] Rea Hederman Aralık 2005’te, dergiyi Londra merkezli yayıncı ve hayırsevere sattı. Granta Rea Hederman’ın son yirmi yıldır göstermiş olduğu cömertlik ve özveriye çok şey borçlu, tıpkı ileriki yıllarda Sigrid Rausing’e olacağı gibi. Bir edebiyat dergisi yayınlamak dünyevi servet elde etmeyi sağlamıyor. Deyim yerindeyse, bunun ödülleri daha çok cennette bulunuyor.”

Derginin aydınlanma ve akılcılığın çöküşü, tanrısal olanın geri gelişi temasına ayırdığı, Tanrı’nın Kendi Ülkeleri (Onlardan Birinde Mi Yaşıyorsunuz?) başlıklı sayısında Türkiye de yer alıyor: Maurice Freely’nin “bir tarihsel romancının nasıl politik tartışma konusu olduğunu” ele alan “Orhan Pamuk’la Bir Söyleşi”siyle.

Maureen Freely, Orhan Pamuk’un Kar adlı romanının çevirmeni. New Jersey doğumlu, fakat ailesinin birçok üyesinin yaşadığı İstanbul’da büyümüş ve burada gazetecilik yapıyor. Robert College’de geçirdiği gençlik yıllarını anlatan, Eğlence Bitti adlı bir romanı daha önce Türkçe’ye çevrilerek yayımlanmıştı (İletişim Yayınları).

23 Ocak 2006’da BBC’de yer alan bir haberde Freely’ye Orhan Pamuk davasıyla ilgili görüşlerinin sorulduğu belirtiliyor:

Bay Pamuk’un çevirmeni ve dostu Maureen Freely, BBC Radyo 4’ün Bugünü programına yazarın davanın düşmesinden çok mutlu olduğunu söyledi.

Ama Türkiye’de başka benzer davaların da yer alacağını belirtti.

“İki hafta sonra sekiz yeni dava daha açılıyor ve bizim başlıca kaygımız Orhan artık bu grubun bir parçası olmayacağından, uluslar arası baskının azalacak olması,” dedi.

“Aslında daha fazla uluslar arası baskı olmalı, çünkü hükümeti bütün bu yasaları toptan kaldırması ve Türkiye’yi Avrupa çizgisinde bir demokrasiye dönüştürmesi konusunda ikna etmemiz için gerçek bir fırsat doğabilir.”

İngiltere, Warwick Üniversitesi’nde yazarlık dersi veren Maureen Freely ve hayırsever Sigrid Rausing’in imzaları TCK’ya yönelik bu türden bir uluslar arası baskı bildirisinde buluşmuş.

Küresel ticaret, siyaset ve kültür ilişkilerinin iç içe geçtiği bu manzara, daha da genişletilebilir. Rausing ailesi, hayırseverlikleri sayesinde bir ülkenin süt, meyve suyu vb. sıvılarını sağlıklı bir şekilde paketledikten sonra, ayrıca ülkenin siyaset ve kültürünün de sağlıklı bir şekilde paketlenip saklanmasına yardımcı olmaya çalışıyor. Sigrid Rausing, 14 Haziran 2006 tarihli söyleşisinde Türkiye, Meksika, Güney Afrika ve Tanzanya’da insan hakları çalışmalarını ilerleteceğini söylemiş. Bu vakıfların daha çok çalışması ve vergi indirimi sağlaması demek. Dolayısıyla, Tetra Pak’ın olduğu bir ülkede insan hakları için bütün halkın var gücüyle kendiliğinden mücadele ettiğini söylemekte yanlış bir şey yok: Tetra Pak’ın kutuladığı bir ürün aldığı ya da Sigrid Rausing’e ait yayınevlerinden çevrilmiş bir kitabı okuduğu zaman, o mücadeleye katkıda bulunuyor. Yani bir tür küresel şirketlerin McDonalds’ kültür ve siyaseti. İnsan bazen, soluk alırken bir şirkete katkıda bulunup bulunmadığını merak ediyor.

 

İlgili Okumalar:

“How the richest man in Britain avoids tax,” Guardian, 11 Nisan 2002, Nick Davies.

“Family Fortunes,” Guardian, 9 Haziran 2004, Alison Benjamin.

“Books, money and milk cartons,” Guardian, 14 Haziran 2006, Aida Edemariam.

Daha fazla Deneme, Güncel
83 Çevirmenli Kitap: Yastıkname

Yastıkname, ya da Japonca özgün adıyla Makura no Soşi yayınlandı. 83 çevirmenin Kitap Çevirmenleri Girişimi Ortak Çevirisi olarak yayınlanan kitap,...

Kapat