Almanya ve Türkiye’de Yeminli Çevirmenlik

Posted by on Mayıs 1, 2009 in Deneme, Manşet

Adli Yardım Kapsamında İstinabe[1] ve Çeviri  –

Yıllar önce Frankfurt’tayım, Eyalet Mahkemesi’nden bir çağrı gelmişti, ikametgâhı Almanya’da olan bir sanık dinlenecekti.  Suç mahalli Türkiye.   Almancada “Rechtshilfersuchen”  diye nitelendirilen bu kavram,  adli yardım kapsamında tanık ya da sanıkların başka bir ülkede işlenen bir suçla ilgili ifadelerinin alınması anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda nasıl bir prosedür izlenir? Belgeler bakanlıklar üzerinden gelir ve bu süreçte tüm belgeler, eğer tanık ya da sanık Almanya’da ikamet ediyorsa, Almancaya, tanık ya da sanık Türkiye’de ikamet ediyorsa, Türkçeye çevrilir.

Bu davada da sanık Frankfurt’ta ikamet ediyordu. Kocaman bir dosya duruyordu hakimin önünde. “Frau Eruz”, dedi hakim bana, “ben çeviriden bir şey anlayamadım, lütfen Türkçe metne bakıp bana konuyu anlatır mısınız?”  Ben de önce çeviri metne baktım, çeviriyi Alman kültürünü ve dilini bilmeyen birisi yapmış, dahası Almanca bilmeyen biri de daktiloya çekmişti ve gerçekten hiçbir şey anlaşılmıyordu. Konuyu önce kaynak metin üzerinden hakime anlattım, sonra sanığa döndüm, kendisine itham edilen suçu okuması için belgeyi verdim. Sanık Türkçe hukuk dilinde yazılmış belgeyi okuduktan sonra yüzüme baktı, ben de kendisinin hangi suçla itham edildiğini, olay günü vuku bulan olayları anlattım ve bu konuda ifadesinin alınacağını söyledim. Konuyla ilgili söylediklerini Almancaya çevirdim, zabıt memuru yazıya döktü,  Almanca tutulan zaptı imzalamadan önce metni Türkçeye aktardım ve sanık zaptı imzasıyla teyit etti. Sonra bütün belgeler yine bakanlık aracılığıyla mahkemede okunmak üzere Türkiye’ye gönderildi. Ve bu süreçte sanığın Almanca verdiği ifade de Türkçeye çevirtildi.

İki ülke arasında istinabe konu olduğunda CMUK ve HMUK’un ilgili maddeleri uyarınca çeviri ister istemez devreye girer.  Ayrıca Almanya’da yabancı uyruklu sanıklı davalarda iddianame de dahil tüm dosya mündericatı sanığın anlaması için sanığın diline çevriltilmek zorundadır. Sanığın haklarının korunması için yasalar böyle hükmeder.

Adli dayanışma kapsamında Almanya’dan Türkiye’ye gönderilecek bütün belgeler uzman çevirmenler tarafından Türkçeye aktarılır. Almanya’da yeminli çevirmen unvanını almak Türkiye’deki kadar kolay değildir. Önce resmi sınavlardan geçersiniz, daha sonra ilgili Eyalet Mahkemesi Başkanlığı uygun görürse “eyaletler düzeyinde özerk yetkin yeminli çevirmen” unvanını taşımaya hak kazanırsınız. Bu çevirmenin onay yetkisi vardır, bizdeki noterler gibi. Başka bir deyişle, yaptığı çeviriyi imzası ve mührü ile tasdik eder ve bu çeviri bütün Almanya’da geçerlidir.  Çevirinin Türkiye’de geçerli olması için “özerk yetkin yeminli çevirmenin” mührünün gerçek olduğu ve imzanın bu çevirmene ait olduğu T.C. Başkonsolosluğunca tasdik edilir. Eyalet Mahkemesi Başkanlığı bu çevirmene bir kimlik verir. Bu kimliği gösterdiğinde çevirmene bütün kapılar açıktır. Resmi makamlar artık bu çevirmene “gözü kapalı” güvenirler.  Oysa Türkiye’de, örneğin mülteci çevirmenliğine çağırılan,  resmi makamların güvendiği çevirmen dahi her gün elektronik tarama aletlerinden geçirilir, ki bu aletlerin zararı bilindiği halde aynı gün ilgili makama gelen çevirmen defalarca bu aletin altından geçmek zorundadır. Sonuçta kimsenin kimseye güvenmediği bir kurumsallık içinde çevirmen de bu güvensizlik ortamından payını alır.

Yine konumuza dönelim. İstinabe çerçevesinde mahkemedeki bu belgeleri bu özerk yetkin yeminli çevirmenler öteki dile aktarır, o nedenle Almanya’dan Türkiye’ye gönderilen çeviriler anlaşılır ve işlevsel metinlerdir genelde. Oysa Türkiye’den gelen çeviriler genelde anlaşılmaz; sürekli kaynak metne dönmek zorunda kalırsınız çevirileri anlamak için. Bunun nedeni, kuşkusuz Türkiye’de işlevsel bir yeminli çevirmenlik mevzuatı bulunmamasıyla da ilintilidir. Almanya’da eyaletler düzeyinde yeminli çevirmenlik mevzuatları, çevirinin boyutlarına kadar, çeviriyi ve çevirmenin alacağı ücreti ayrıntılı olarak düzenler. Örneğin çeviri için satır ücreti (50-55 vuruş) 2 Euro ile 8 Euro arasında değişmektedir. Bu tabi ki, yetkin özerk yeminli çevirmenin aldığı ücrettir, çeviri yaptığını iddia eden herhangi birinin aldığı ücret değil. Bir kısmı vergiye gider, bir kısmı ile giderler karşılanır. Ancak düzenlemede yalın metinler 2 Euro’dan başlarken, çoğaltılacak reklam metinleri gibi metinlere 4 misli daha yüksek bir ücret takdir edilir. Uzmanlık alanındaki metinlerden de daha yüksek ücret talep edilir. Metin zor okunuyorsa yine yüksek ücret talep edilir.  Kaldı ki, çevirmen yazdığı her sayfa için de 1,– Euro alma hakkına da sahiptir.

Bu düzenlemeler halen 5500 üyesi bulunan BDÜ (Alman Çevirmenler Birliği) tarafından da denetlenir. BDÜ hükümetle ve üniversitelerin çeviri bölümleriyle birlikte çalışır ve her açıdan çevirmen haklarını korur.

Sözlü çeviride, ki yukarıda bahsettiğim istinabe sözlü çeviri alanına dahildir, saat ücreti takdir edilir. Saat ücreti de çevirinin ve koşulların zorluğuna göre 40,– Euro’dan başlayıp 100,– Euro’ya kadar yükselir. Ancak çevirmenin çeviri yaptığı süre yarım saat tuttuğunda çevirmene iki saatlik ücret ödenir, çünkü çevirmenin yolda geçirdiği zaman da bu süreye dahil edilir. Yol mesafesi yarım saat tutuyorsa, çevirmen bir buçuk saat çalışmış görünür ve düzenlemelere göre her tam saatten 10 dakika geçtiğinde çevirmene tam saat ücreti ödenir.

BDÜ’ye salt özerk yeminli çevirmenler üye değildir. Bu kurum Almanya’da çeviri yapan bütün çevirmenleri çatısı altında toplar ve bütün çevirmenler tek bir birlik altında toplandıkları için siyasi baskı gücü oluşturabilir.  Tabii burada şunu da unutmamak gerekir, Almanya sosyal ve demokratik bir ülkedir.  Sorgulama ve tartışmaya dayalı bir kültürün var olduğu bir ortamda  yapı taşları  yerine oturmuştur.

Atatürk’ün Almanya’dan getirdiği değerli bilim insanlarından, daha sonra T.C. vatandaşı olan ve T:C. İlk telif yasasını hazırlayan Hirsch’in bir eseri var, Türkiye’de yasaların alımlanması üzerine. Kısaca Hirsch diyor ki, “gözlemlerim bana şunu kanıtladı, en iyi yasa dahi çevrilse, bu yasa gerek erek kitle tarafından çevrilirken, gerek erek ülkede devreye girdiğinde, çok sayıda kültürel katmandan etkilendiği için bir değişim yaşıyor. Başka bir deyişle, Türkiye çağdaş yasaları üstlense dahi, bu yasaları çevirenlerin ve alımlayanların  zihninde Batı türü bir düşünme tarzı ve gerekli birikim olmadığı için, en sonunda bu yasaların uygulanmasında ister istemez hatalar oluşuyor.” (Eruz 3.11.2008, ceviribilim.com)   Ayrıca Batı’da karşılıklı güvene dayanan bir yasa düzeni hakimdir. Memur vatandaşa, vatandaş da memura güvenir ve dahası memurun kanaat yetkisi, başka bir deyişle karar verme yetkisi vardır.  Türkiye’de de yasalar her ne kadar Batı’dan alınmış olsa da, yasalar ve bu yasaların devamında oluşan yönergeler  yorumlama sürecinde farklılaşıyor ve yorumlayanın kültürü doğrultusunda yerelleşiyor. Freihoff üniversitelerin eğitim programlarıyla ilgili şöyle diyor: Program içselleştirilmemişse ders verenlerin kafasında  bambaşka bir program oluşur ve bu program  sadece bu kimselerin donanımlarıyla ve hurafelerle beslenir.   Türkiye’de de her alanda bu içselleştirme ya da içselleştirememe aşamasında yaşanan  sorunlar su yüzüne çıkıyor.

Ayrıca resmi çevirmenlikle ilgili “içselleştirilmemiş” bir düzenleme dahi yok. Çünkü bir konunun “içselleştirilmemesi” de konunun tartışılmasını sağlayarak konuya katkıda bulunur. Salt Noterlik Kanunu’nun içinde minik önemsiz bir madde resmi çevirmen. Durum böyle olunca,  çevirmenler de her Türk vatandaşı gibi kendini Kafkavari bir yaşantının içinde buluyorlar, “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz” türünde.   Her şeyden çevirmen sorumlu, ama çevirmenin hakkı yok, yetkisi yok, çünkü bu konuda çevirmeni koruyan düzenleme yok.

Kaynakça:

Almanya’da  “Eyaletler Düzeyinde Özerk Yetkin Yeminli Çevirmen” kimliği, Almanya’da eyaletler düzeyinde yetkin çevirmen olmaya hak kazandıran sınavları yapan   resmi kurumdan ikisi: a) Bonn Sanayi ve Ticaret Odası: http://www.ihk-bonn.de/index.php?id=485 b) Bayern Eğitim Bakanlığı (Kultusministerium): http://www.km.bayern.de/km/index.asp

BDÜ İnternet Sayfası: http://www.bdue.de/index.php

Eruz, Sakine (2008)  Birlikte Hareket Etmezsek… (9.11.2008) Çeviri Derneği’nin düzenlediği “1968 Öncesi ve Sonrası Çevirmen Hak ve Sorumlulukları”  başlıklı Panel’deki konuşma, 03.11.2008, Tüyap Kitap Fuarı. http://ceviribilim.com/?p=1145

Freihoff, Roland (1998) “Curriculare Modelle,” Handbuch Translation içinde, yay. hz. H. G.

Hönig ve d., Tübingen: Stauffenburg, s. 26-30

Jessnitzer, Kurt (1982) Dolmetscher. Köln: Carl Heymanns Verlag

Türk Hukuk Lügâtı (1991) Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, (3. Baskı, ilk baskı 1943’te yayımlanmıştır), Ankara: Başbakanlık Basımevi.

***


[1] “İstinabe” kavramı ilk kez 1943’te Hasan Âli Yücel’in önsözüyle yayımlanan beş dilli Hukuk Lügatı’nda şöyle açıklanıyor : Görülmekte olan davada tebliğ, şahit ve ehl-i vukuf dinlenmesi, (…..) gibi muhakemenin icap ettirdiği muameleleri yapması için bir mahkeme tarafından diğer bir mahkemeye veya kendi azasından birine selahiyet verilmesidir. (…)”.  İlk ve son kez devlet tarafından yayımlanan bu kapsamlı sözlükte dönemin önde gelen hukukçuları ve İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk fakültelerinde ders veren Prof. Hirsch gibi Musevi profesörler iki yıl boyunca görev yapmışlardır.

Daha fazla Deneme, Manşet
Çeviride Kontrollü Dil ve Dil Tutulması

..çok-uluslu talepciler yazılım geliştirmecilerini şu mantığa yöneltmiş görünüyor: makine insan beyninin olanaklarına ulaşamıyorsa, insan beyninin olanakları makineninkine indirgenebilir.

Kapat