Şair ve Çevirmen: Bir Toplumsal Parazit

Posted by on Haziran 30, 2006 in Güncel, Kitap

Joseph Brodsky ya da Yosef Brodski (1940-1996), Rus şiirinin devlerinden. 1964 yılında, Sovyetler Birliği’nde hakkında açılan bir davadan sonra beş yıllığına çalışma kampına mahkum edildi, onsekiz ay sonra yönetim onu serbest bırakmak zorunda kaldı. 1972 yılında Amerika’ya göç etti.

Bu ünlü dava tutanaklarının Türkçe çevirisi, 1966 yılında Mehmed Arif Demirer ve Miray Tekelioğlu tarafından hazırlanan Rusya’da Açık Duruşmalar adlı kitabın içinde, Brodski Duruşması adıyla yer almış (53-92). Aşağıda bu çeviriden, o tarihte çevirmen ve şair olan Brodski’nin çevirmenliğinin ve şairliğinin sorgulandığı, toplum için yararsız bulunduğu eğlenceli bir bölüme yer veriyoruz. Bu davanın temel yaklaşımı günümüzde geçerliğini koruyor elbette.

 

18 ŞUBAT 1964 LENİNGRAD DERJİNSKİ BÖLGE MAHKEMESİ

I. OTURUM

Yargıç: Bayan SAVELEVA

YARGIÇ: Ne iş yaparsınız?

BRODSKİ: Şiir yazarım, tercüme yaparım. Zannedersem…

YARGIÇ: Öyle “zannedersem” gibi müphem lâflar kullanma. Dik dur! Duvara dayanma. Buraya bak, bana doğru dürüst cevaplar ver. (Salonda bulunan bir gazeteciye) Bana bak, sen de not almaktan falan vazgeç; hem de hemen şimdi. Yoksa seni derhal mahkeme salonundan dışarı attırırım. (Brodski’ye) Devamlı bir işin var mı?

BRODSKİ: Yaptığım işin devamlı olduğuna inanıyorum.

YARGIÇ: Kesin konuş, dedim sana.

BRODSKİ: Şiir yazıyordum. Bunların basılacağını umuyordum. Zannedersem…

YARGIÇ: Senin ne ‘zannettiğin’ bizi ilgilendirmez. Bize niçin çalışmadığını anlat.

BRODSKİ: Ama ben çalışıyordum. Şiir yazıyordum.

YARGIÇ: Bu bizi ilgilendirmez. Hangi müessesede çalıştığını söyleyebilir misin?

BRODSKİ: Bir yayınevi ile yaptığım bazı anlaşmalar var.

YARGIÇ: Bunlar seni yaşatmaya yetecek kadar mı? Bu anlaşmaların kaç tane olduğunu, hangi tarihlerde yapıldığını ve kaç para tutarında olduğunu bildir.

BRODSKİ: Tam olarak aklımda değil. Hepsini avukatıma verdim.

YARGIÇ: Ama ben sana soruyorum…

BRODSKİ: Benim tercümelerimi ihtiva eden iki kitap Moskova’da basıldı, (isimlerini söyler).

YARGIÇ: Ne kadar çalıştın? (Fabrikalarda vs.)

BRODSKİ: Aşağı yukarı…

YARGIÇ: “Aşağı yukarı” bizi ilgilendirmez dedim ya!

BRODSKİ: Beş yıl.

YARGIÇ: Nerede çalıştın?

BRODSKİ: Bir fabrikada. Sonra jeolojik araştırma heyetleri ile…

YARGIÇ: Fabrika’da ne kadar çalıştın?

BRODSKİ: Bir sene.

YARGIÇ: Ne iş yaptın?

BRODSKİ: Torna tezgâhında çalışırdım.

YARGIÇ: Peki. Genel olarak asıl ihtisasın nedir?

BRODSKİ: Şairim. Şair ve şiir mütercimi.

YARGIÇ: Şair olduğunu kim söyledi? Şairler sınıfına, seni kim kabul etti ki?

BRODSKİ: Hiç kimse. Ona bakarsanız, insan sınıfına kim kabul etti ki?..

YARGIÇ: Bunun üzerinde hiç zihin yordun mu?

BRODSKİ: Neyin üzerinde?

YARGIÇ: Şair olmanın üzerinde. Ortaokulu bile bitirmek çabasını göstermemişsin. Oysa, okul insanı hazırlar, yetiştirir.

BRODSKİ: Bu işlerde okulun faydalı olacağına inanmıyordum.

YARGIÇ: O halde nasıl öğrenilir?

BRODSKİ: Bana kalırsa… (Kafası karışmıştır) Bu bir Allah vergisidir.

YARGIÇ: Mahkemeden istediğin bir şey var mı?

BRODSKİ: Niçin tevkif edildiğimi öğrenmek istiyorum.

YARGIÇ: Bu bir dilek değil, sorudur.

BRODSKİ: öyleyse hiç bir dileğim yok.

YARGIÇ: Müdafaa avukatının soracağı bir şey var mı?

AVUKAT: Var efendim. (Brodski’ye) Brodski Yoldaş, kazandığın parayı ailenin geçimine mi sarfedersin.

BRODSKİ: Evet.

AVUKAT: Annen ve baban hayatlarını çalışarak mı kazanırlar?

BRODSKİ: Hayır. Emekli maaşları vardır.

AVUKAT: Bir aile olarak hep beraber mi oturursunuz?

BRODSKİ: Evet.

AVUKAT: O halde senin kazancın da ailenin bütçesine giriyor demektir.

YARGIÇ: Sual sormaktan ziyade ifadeleri topluyor, onun cevaplarını kolaylaştırıyorsunuz. Sonuç çıkarmayınız. Sadece sual sorunuz.

AVUKAT: (Brodski’ye) Ruh hastalıkları kliniğinde kayıtlı mısınız?

BRODSKİ: Evet. 1963 Aralık ayı sonundan 5 Ocak 1964 tarihine kadar Kaşçenko Hastahanesinde.

AVUKAT: Hastalığınızın aynı işde uzun zaman çalışmanıza engel teşkil ettiği kanısında değil misiniz?

BRODSKİ: Belki de; evet, belki. Ama emin değilim. Hayır, emin değilim.

YARGIÇ: Küba’lı şairler antolojisi için şiirler tercüme ettiniz mi?

BRODSKİ: Evet.

AVUKAT: ‘İspanyol Romansları’nı tercüme ettiniz mi?

BRODSKİ: Evet.

AVUKAT: Yazarlar Birliği Mütercimler Kısmı ile bir ilişiğiniz var mı?

BRODSKİ: Evet.

AVUKAT: Yüksek Mahkeme’den, Brodski’nin karakteri hakkında Mütercimler Kısmı’ndan alınacak bilgiyi, şimdiye kadar yayınlanan şiirlerinin listesini, anlaşma suretlerini ve “Anlaşmayı en kısa zamanda imza etmenizi rica ederiz” diyen telgrafı dosyaya dahil etmesini talep ederim. Ayrıca, vatandaş Brodski’nin sağlık durumunu tesbit ve hastalığının kendisinin devamlı olarak çalışmasına engel olup olmadığını tâyin için sıhhî muayeneye sevkedilmesini arzuluyorum. Kanaatimce Brodski hiçbir suç işlememiştir ve haksız yere tutuklu bulunmaktadır. Kendisinin derhal serbest bırakılmasını özellikle talep ederim. Daimî ikametgâhı bilinmektedir, ne zaman istenirse mahkeme huzuruna çağrılabilir.

 (Mahkeme heyeti istişare için çekilir. Kısa bir zaman sonra mahkemeye devam edilir; yargıç kararı okur.)

YARGIÇ: Brodski’nin ruhî bir hastalıktan muzdarip olup olmadığını tâyin için kendisinin resmî bir muayeneye gönderilmesine ve bu hastalığın “ağır hizmet hükümlüsü” olarak uzak bir yere gönderilmesine engel teşkil edip etmediğinin tâyinine karar verildi. Hastalığının seyrinden anlaşıldığı gibi, Brodski’nin hastahaneye yatmaktan mümkün olduğu kadar kaçındığı gözönünde tutularak, kendisini resmî psikiyatri muayenesine götürmek üzere Milis Kuvvetlerinin 18 numaralı kolu görevlendirilmiştir. (Brodski’ye) Soracağın bir şey var mı?

BRODSKÎ: Hücremde kâğıt ve kalem verilmesini rica ederim.

YARGIÇ: Bunu Milis Başkanından istemen lâzım.

BRODSKÎ: Ondan istedim, ama “Olmaz” dedi. Ne olur, bir kalem ve biraz kâğıt rica ediyorum.

YARGIÇ: (Yumuşayarak) Pekâlâ, ben ona söylerim.

BRODSKİ: Teşekkür ederim.

(Herkes salondan çıktıktan sonra koridorlarda ve merdivenlerde büyük bir kalabalığın, özellikle gençlerin, toplu olarak durmakta oldukları görülür.)

YARGIÇ: Bu ne kalabalık. Hiç de bu kadar insanın toplanacağını ummazdım.

KALABALIKTAN BİR SES: Her gün bir şair yargılanmaz ki…

 (Müdafaa Avukatı Bayan Z. N. TOPOROVA’nm mütalâasınca Yargıç SAVELEVA’nın BRODSKİ’yi serbest bırakması icap ederdi. Bu suretle Brodski ertesi gün muayene olmak üzere kararlaştırılan psikiyatri hastahanesine kendiliğinden giderdi. Oysa Saveleva, onu tutuklu olarak, muhafız idaresi altında göndermeyi tercih etti— haklı olmayarak.)

 

OTURUM 22 Fontankana, Yapı İşçileri Kulübü Salonu – 13 Mart 1964

Muayene sonucu açıklanır:

“Muayene edilen şahısta psikopat hâli mevcutsa da, bu durum çalışmasına engel teşkil etmemektedir. Bu sebeple, hakkında idarî tedbirler alınabilir.”

Bu oturuma gelenler ilk defa olarak şu büyük afişle karşılaşıyorlardı: PARAZİT BRODSKİ’NİN DURUŞMASI

Salon dinleyicilerle dolmuştu.

MÜBAŞİR: Ayağa kalkın, Yüksek Mahkeme Heyeti geliyor.

Yargıç Saveleva, Brodski’den, Mahkeme’den istediği bir şey olup olmadığını sorar. Anlaşılır ki, ne birinci ne de ikinci oturumdan önce davası hakkında, kendisine hiçbir bilgi verilmiş değildir.

Yargıç oturuma ara verildiğini bildirir.

Brodski, davası hakkında bilgi edinmesi için dışarı çıkartılır. Bir süre sonra salona döner. Sovyet polisi tarafından tutuklandığı zaman ele geçirilen şiir defterinin (yayınlanmamış şiirleri ihtiva eden) 141, 143, 155, 200 ve 234’üncü sahifelerindeki şiirlerin kendisine ait olmadığını beyan eder. Ayrıca, 1956 yılında, 16 yaşında iken, tutmuş bulunduğu hâtıra defterinim bu dâvaya dahil edilmemesini talep eder. Müdafaa Avukatı da bu talebe katılır.

YARGIÇ: Brodski’nin şiir adını verdiği yazılarla ilgili olan talebini gözönünde bulunduracağız. Ama, şahsî hâtıra defterini dâva dışı saymak için yeterli bir sebep yok. (Brodski’ye dönerek) Vatandaş Brodski, 1956’dan beri 13 defa işini değiştirmişsin. Bir yıl bir fabrikada çalışmış, ondan sonra altı ay hiçbir şey yapmamışsın. Bir yaz bir jeoloji grubunun araştırma seferlerine katılmışsın, ondan sonra dört ay yine boşta gezmişsin. (Brodski’nin çalıştığı yerleri ve bu işler arasında ne kadar zaman işsiz kaldığını elindeki listeye bakarak sayar. Brodski’ye dönerek) Şimdi Yüksek Mahkeme Heyeti’ne izah et; bu aralarda niçin çalışmadın ve PARAZİT HAYATI sürdün?

BRODSKİ: Bu fasılalarda boş durmadım. Çalıştım. Aynen şimdi yaptığım gibi: Şiir yazdım.

YARGIÇ: Yâni şiir adını verdiğin bu şeyleri yazdın, öyle mi? Peki, ikide bir iş değiştirmenin mânası ne idi?

BRODSKİ: Ben onbeş yaşımda çalışmağa başladım. Her şey beni ilgilendiriyordu. Sık sık iş değiştirdim, çünkü insanlar ve hayat hakkında mümkün   olduğu kadar çok şeyler öğrenmek istiyordum.

YARGIÇ: Vatan’ın için ne gibi ‘faydalı’ şeyler yaptın?

BRODSKİ: Şiir yazdım. Benim işim bu… İnancım bu. Yazdığım şeylerin yalnız bugün yaşayan insanlar için değil, gelecek nesiller için de faydalı olacağına inanıyorum.

DİNLEYİCİLER ARASINDAN BİR SES: Şuna bak, amma da hayali genişmiş!…

BİR BAŞKA SES: Adam şair be! Tabiî ki böyle düşünmesi lâzım.

YARGIÇ: Demek ki, şiir dediğin şeylerin insanlar için faydalı olacağına inanıyorsun?

BRODSKİ: Niçin yazdığım şiirlere, “şiir dediğin şeyler” diyorsunuz?

YARGIÇ: Bunlara “şiir dediğin şeyler” diyoruz, çünkü bunlar hakkında başka bir deyim kullanamıyoruz.

SAVCI SOROKİN: Gelecek nesillerden bahsediyorsun. Sen kimsin, nesin? İnsanlığın bugün seni anlayamadığı düşüncesinde misin?

BRODSKİ: Böyle birşey demedim. Söylemek istediğim şey sadece gürlerimin henüz yayınlanmamış olduğu ve halkın bunları bilmediğidir.

SOROKİN: Halk bunları bilmiş olsaydı, takdir ederdi mi demek istiyorsun?

BRODSKİ: Evet.

SOROKİN: Geniş bir öğrenme merakın olduğunu söylüyorsun. Öyleyse niçin Sovyet Ordusu’nda hizmet görmek istemedin?

BRODSKİ: Bu gibi suallere cevap vermiyeceğim.

YARGIÇ: Cevap ver.

BRODSKİ: Askerlik görevim tecil edilmişti. Hizmetten kaçınmak, diye bir şey mevzuubahis değil. Sadece ‘tecil’. Bunların ikisi bambaşka şeyler. İki defa tecil edildim; birincisinde, babam hastaydı, ikincisinde de kendim hasta idim.

SOROKİN: Kazandığın para ile yaşaman kabil mi?

BRODSKİ: Evet. Hapiste kaldığım her gün, oradaki ihtiyaçlarım için günde 40 Köpek (4,— TL) sarfedildiğine dair bir kâğıt imzaladım. Oysa, ben 40 Köpekten daha fazla kazandırdım.

SOROKÎN: Ama, insanların ayakkabı, elbise gibi şeyleri de almaları lâzımdır.

BRODSKİ: Benim bir takım elbisem var; hem de eski. Ama elbise işte! Bir başkasına da ihtiyacım yok…

AVUKAT: Şiirlerine kıymet takdir edildi mi?

BRODSKİ: Evet. Çukovski ve Marşak tercümelerimden sitayişle, hak ettiğimden daha fazla sitayişle, bahsettiler.

AVUKAT: Yazarlar Birliği’nin Mütercimler Kısmı ile bir ilişiğin oldu mu? (Dikkat edileceği üzere bu, Avukatın Mahkeme Heyeti’nin taktiği olan ‘Tekrarlamalara” karşı taktiği olup, I. Oturumda sorulmuş bir sualin tekrarıdır.)

BRODSKİ: Evet. ‘Rusça’da ilk defa’ adlı antolojide ismim geçti. Bu Birliğe Lehçeden tercümeler okudum.

YARGIÇ: (Avukata) Kendisine yaptığı faydalı işler hakkında soru soracak iken, halkın huzuruna çıkıp çıkmadığını soruyorsunuz.

AVUKAT: Tercümeleri ‘faydalı’ sayılır.

YARGIÇ: (Brodski’ye) Sen bize çalıştığın zamanlar arasında geçen boş vakitlerinde niçin çalışmadığını izah etsen daha iyi olacak.

BRODSKİ: İyi ama çalıştım, o sıralarda: Şiir yazdım.

YARGIÇ: Fakat bu seni fiilen çalışmaktan alıkoyamazdı ki!

BRODSKİ: Ama ben çalışıyordum..; Şiir yazıyordum.

YARGIÇ: Bir yandan fabrikada çalışırken, öte yandan şiir yazan insanlar da var. Sen niçin böyle yapmadın?

BRODSKİ: Bütün insanlar birbirinin aynı değildir ki.. Saçlarının rengi, yüzlerinin ifadesi hep farklıdır.

YARGIÇ: Bu ilk defa senin bulduğun bir gerçek değil. Herkes bilir bunu. Senden, izah etmeni istediğim şey başka: Komünizm yolundaki büyük ileri hamlemize katılma payını nasıl değerlendireceğiz?

BRODSKİ: Komünizm sadece bir tezgâh başında durmak veya bir tarla sürmekle yaratılmaz. Ona fikir hizmeti ile de…

YARGIÇ: Bırak bu yuvarlak lâfları; Sen bize söyle bakalım: Bundan sonraki çalışma hayatını ne şekilde düzenlemeyi düşünüyorsun?

BRODSKl: Benim arzum şiir yazmak ve tercümeler yapmaktı. Eğer bu, genellikle kabul edilen prensiplere uymuyorsa, o zaman devamlı bir işe girer, ama yine de şiir yazarım.

YARDIMCI YARGIÇ TİYAGLİ: Bu memlekette herkes çalışır. Nasıl oluyor da sen bu kadar uzun süre hiçbir iş yapmadan oturuyorsun?

BRODSKİ: Benim yaptıklarımı iş saymıyorsunuz ki… Ben şiir yazdım ve bunu iş sayarım.

YARGIÇ: Basında çıkan yazılardan kendi hakkında bir yargıya varabildin mi?

BRODSKİ: Lerner’in makalesinde yazılı şeylerin aslı yok. Sadece bu sonuca vardım.

YARGIÇ: Demek başka bir sonuca varamadın?

BRODSKİ: Hayır, varamadım. Ben kendimi parazit hayatı süren bir kimse saymıyorum. Böyle bir hayat sürmüyorum ki…

AVUKAT: Leningrad Akşam Postası gazetesinde yayınlanan ‘Yan-Edebî Vızıltılar” adlı yazının asılsız olduğunu söylüyorsun. Bunu izah eder misin?

BRODSKİ: Bu yazıda doğru olan tek şey benim adımdır. Yaşımı bile yanlış yazmışlar. İçindeki şiirler de benim şiirlerim değil. Yazıda pek az tanıdığım, hattâ hiç tanımadığım kimseler dostum olduklarını ileri sürüyorlar. Bu durumda nasıl olur da bu yazıya doğru gözü ile bakabilir ve buncan sonuç çıkarabilirim?

AVUKAT: Yaptığın şeylerin faydalı olduğuna inanıyorsun. Çağırdığım şahitler de acaba bunu teyid edecekler mi?

YARGIÇ: (Alaylı bir şekilde Avukata) Şahitleri davet etmenizin sebebi bu muydu?

SAVCI SOROKİN: (Brodski’ye) Başkasının yardımı olmadan kendi kendine Sırpçadan nasıl tercümeler yapabiliyordun?

BRODSKİ: Câhilce bir sual! Ben Sırpça bilirim ama Lehçem daha iyidir. Bu iki dilin birbiriyle çok yakın ilgisi vardır. Birinin yardımı ile diğerinden de tercümeler yapabilirim.

YARGIÇ: Şahit Grudnina!

GRUDNİNA: Onbir senedir yeni ve genç şairlerin çalışmalarına nezaret ederim. Genç Yazarların Eserlerini İnceleme Komisyonunda yedi yıl üye olarak bulundum. Bu günlerde mütekâmil şairlere ‘Piyonirler Sarayı’nda yol gösteriyorum. Bundan başka Svetlana Fabrikasındaki genç edebî istidatlar grubunu idare ediyorum. Yayınevlerinin talepleri üzerine genç şairlerin eserlerinden dört tane de antoloji derledim ve yayınladım. Bunların içinde 200 kadar yeni şair yer almıştır. Bu sebeple, Leningrad’da yaşayan genç şairlerin hemen hemen hepsi hakkında geniş bilgiye sahibim. Brodski’nin şiirlerini ilk defa 1959-60 yıllarında okudum ve kendisi hakkında yetişmekte olan bir şair hükmüne vardım. Şiirleri henüz yontulmamış, incelmemiş-ti. Ama tasvirlerinde parlak bir orijinallik vardı. Eserlerini antolojilere koymadımsa da kabiliyetli bir şair olduğu kanısına vardım. Kendisi ile 1963 yılına kadar tanışmamıştım. ‘Yarı-Edebî Vızıltılar’ adlı yazının Leningrad Akşam Postası’nda yayınlanmasından sonra Brodski’ye haber göndererek kendisi ile görüşmek istediğimi bildirdim. Zira bir sürü genç, iftiraya uğrayan bu şairin durumuna müdahale etmemi ısrarla istiyorlardı benden. Kendisine ne iş yaptığını sorduğum zaman, Brodski bazı lisanlara çalıştığını ve bir buçuk senedir edebî tercümeler yaptığını söyledi. Fikir edinebilmek için tercümelerinden bazılarını inceledim.

Profesyonel bir şair ve edebiyatçı olarak söyleyebilirim ki, Brodski’nin tercümeleri yüksek seviyede meslekî bir değer taşımaktadır. Şiir tercümesindeki özel kabiliyeti kolay rastlanan cinsten değildir. Bana 368 mısraı içine alan bir eserini gösterdi. Ayrıca Moskova’da yayınlanan ve 120 mısraı kapsayan tercümesini de gördüm.

Edebî tercümeler alanındaki tecrübeme dayanarak kesinlikle söyleyebilirim ki, bu hacimdeki bir iş için bir yazarın, yayınlama işini sağlamak ve bu hususta gerekli kimselerle yapılacak görüşmeler için sarfedilecek zaman hariç olmak üzere, altı ay sürekli çalışması gerekir. Kendi gözlerimle gördüğüm tercümelere yayınevlerinin verdikleri en düşük fiyat üzerinden değer biçecek olursak daha şimdiden 350 Ruble kazanmış olması gerekirdi. Şimdi ortada bir soru kalıyor: Bu genç şairin yazdığı eserler tam olarak ne zaman yayınlanacak?

Tercümeler için yaptığı sözleşmelerden başka, Brodski radyo ve televizyon için de yapmış bulunduğu sözleşmeleri gösterdi. Bunlar için çalışmaları bitmişti, fakat parasını henüz almamıştı.

Brodski ve onu tanıyanlarla yaptığım görüşmelerden öğrendiğime göre kendisi gayet mütevazi bir hayat sürmekte, elbise ve eğlenceye rağbet etmemektedir. Gününün büyük bir kısmını masası başına geçirmekte ve kazandığı parayı da ailesine vermektedir.

AVUKAT: Bir şairin şiirlerini edebî bir şekilde tercüme edebilmek için o şairin eserleri hakkında genel bir bilgi sahibi olmak gerekli midir?

GRUDNİNA: Evet. Brodski’ninkiler gibi iyi tercüme yapabilmek için yazarın eserleri hakkında bilgi sahibi olmak ve üslûbunu kavramak lâzımdır.

YARGIÇ YARDIMCISI LEBEDEVA: İnsan kendi kendine yabancı bir dil öğrenebilir mi?

GRUDNİNA: Ben Üniversite’de öğrendiklerimin dışında iki yabancı dili de kendi kendi kendime öğrendim.

LEBEDEVA: İşte elimde bir şiir kitabı var. İçinde Brodski’ nin sadece iki küçük şiirine rastladım.

GRUDNÎNA: Edebî çalışmanın bazı cihetleri hakkında birkaç açıklama yapmak isterim…

YARGIÇ: Buna lüzum yok. Yalnız Brodski’nin şiirleri hakkında ne düşündüğünüzü söyleyin.

GRUDNÎNA: Bana kalırsa, Brodski bir şair olarak büyük bir kabiliyete sahiptir. Tercümeleri ise profesyonel mütercim diye tanınan kimselerin tercümelerinden kat kat üstündür.

YARGIÇ: Ama neden edebî teşekküllere uğramaz da tek başına çalışır?

GRUDNÎNA: 1958 yılında benim edebiyat   grubuma girmek için müracaatta bulunmuştu. Fakat kendisini bana isterik bir genç diye tanıttıklarından reddetmiştim. Bu hareketim çok yanlışmış. Sonradan çok pişman oldum. Bugün kendisini bizim gruba memnunlukla kabul eder ve eğer isterse onunla beraber çalışırım.

TİYAGLİ: Siz onu, şiirlerini bizzat yazarken gördünüz mü? Yoksa başkalarının eserlerinden mi  faydalanıyor?

GRUDNİNA: Kendisini masa başında oturup yazarken gör-medim.Ama ona bakarsanız Şolokov’un da oturup yazdığını görmedim. Bu demek değildir ki…

YARGIÇ: Şolokov ile Brodski’yi kıyaslamak çok yanlıştır! Bu gençlere, Devletin kendilerinden çalışmalarını ve okumalarını beklediğini anlatamamış olmanız ihtimali var mıdır acaba? Unutmayın ki, Brodski ancak yedinci sınıfa kadar okumuş.

GRUDNİNA: Ama kendisinin genel kültürü çok geniştir. Tercümelerini okuyunca buna inandım.

SOROKİN: Brodski’nin müstehcen şiirlerini okudunuz mu?

GRUDNİNA: Hayır, kafiyen.

AVUKAT: (Grudnina’ya) Size birşey sormak isterim: Şunlar Brodski’nin 1963 yılında yazdığı eserlerdir: ‘Küba’da Güneş Doğarken’ adlı kitaptaki şiirler; Galçinski’nin şiirlerinden tercümeler; ‘Yugoslav Şairleri – Gauço’mın Şarkıları’ başlıklı kitaptaki şiirler; ‘Koster’de yayınlanan şiirler. Bütün bunlar ciddî bir çalışma sayılabilir mi?

GRUDNİNA: Elbette; hiç şüphesiz. İnsanı rahatça bir yıl işgal edebilecek bir çalışma. Bunun para olarak karşılığı derhal alınmayabilir, birkaç yılda toplanabilir.

Genç bir yazarın belirli bir zaman içinde eline geçen paraya bakarak kendisine değer biçmek doğru olmaz. Bir genç yazar ilk başta başarısızlığa uğrayabilir. Bütün yazdıklarını oturup yeni baştan yazmak zorunda kala bilir. Bir parazit ile genç bir şair arasındaki farkla ilgili bir lâtife vardır:

Parazit yemek yer— çalışmaz; genç şair çalışır— ama her zaman yiyecek yemek bulamaz.

YARGIÇ: Bu sözünüz hiç hoşuma gitmedi. Memleketimizde herkes gösterdiği çabanın karşılığını alır. Dolayısiyle, çok çalışıp karşılığında az kazanmak, diye bir şey varit olamaz. Millî servetin bu kadar büyük bir kısmının genç şairlere ayrıldığı memleketimizde siz aç kaldıklarını ileri sürüyorsunuz. Neden genç şairlerin yiyecek yemek bulamadıklarını söylediniz?

GRUDNİNA: Böyle bir şey söylemedim. Latifede böyle deniyor, dedim. Tabiî her latifede bir nebze gerçek payı bulunur. Genç şairlerin yaşayışları hakikaten oldukça düzensizdir.

YARGIÇ: Fakat bundan sorumlu olan kendileridir. Bunu izah etmenize lüzum yok.

Pekâlâ, sözlerinizin bir lâtife olduğunu açıkladınız; biz de bunu kabul edeceğiz.

 (Yeni bir şahit çağrılır. Adt: Efim Grigoroviç Etkind’dir. Yazarlar Birliği’nin üyesi ve Herzen Enstitüsünde öğretim üyesidir.)

YARGIÇ: Soyadınızdan birşey anlaşılmıyor. Pasaportunuzu verin bakayım. (Pasaportunu alır) Ha! Efim Grigoroviç Etkind. Anlatın bakalım şimdi.

ETKİND: Genç mütercimleri yetiştirmek olan resmî görevim sırasında sık-sık genç yazarların tercümelerini okumak veya dinlemek fırsatını bulurum. Bundan bir yıl önce Brodski’nin eserlerini de gördüm. Bunlar, eserleri henüz bu memlekette tercüme edilmemiş olan o harika Polonyalı şair Galçinski’nin şiirlerinden tercümelerdi. Şairane bir düzen ve bu manzum eserin taşıdığı ahenk, ihtiras ve kuvvet üzerimde derin izler bıraktı. Üstelik Brodski’nin Lehçeyi kendi kendine, başkasından hiçbir yardım görmeden öğrendiğini işittiğim zaman hayret ve takdirim bir kat daha arttı. Brodski, Galçinski’nin Lehçe şiirlerini kendi Rusça tercümeleri kadar güzel ve heyecanla okuyordu. Gördüm ki karşımdaki adam kolay rastlanmaz bir kabiliyete sahipti. Ayrıca azim, sebat ve üstün bir çalışma kudreti vardı. Sonra okumak fırsatını bulduğum tercümeleri bu inancımı bir kat daha pekiştirdi. Meselâ, ‘Küba’da Güneş Doğarken’ adlı kitapta yayınlanmış olan Küba’lı şair Femandes’in şiirlerinden yaptığı tercümeler; ve çağdaş Yugoslav şairlerinden tercüme ettiği ve Devlet Edebî Eserler Basımevi tarafından basılmakta olan bir antolojide yayınlanacak olan tercümeleri. Brodski ile defalarca uzun uzun konuştum ve Amerikan, İngiliz ve Polonya edebiyatı hakkındaki derin bilgisine hayret ettim.

Şiir tercümeleri sabır, çalışkanlık, bilgi ve kabiliyet isteyen bir iştir. Mütercim giriştiği böyle bir işte sayısız kere başarısızlığa uğrayabilir. Bu işin maddî mükâfatı ise ancak çok uzak bir gelecekte beklenebilir. Bir insan yıllarca şiir tercüme eder de, bundan tek bir Ruble bile kazanamaz. Bu işin gerektirdiği zahmete katlanmak için insanda bencil olmayan bir şiir sevgisi bulunması lâzımdır. Başka milletlerin dillerini, tarihlerini ve kültürlerini öğrenmek, kısacık bir zamana sığdırılacak işler değillerdir. Brodski’nin eserlerinden çıkardığım sonucu soracak olursanız, benim fikrimce, bu genci bir şair-mütercim olarak büyük bir istikbal bekliyor. Bu yalnız benim fikrim de değildir. Mütercimler Kısmı Dairesi, yayınevinin Brodski ile sözleşmesini bozduğunu öğrendiği zaman, Brodski’ye iş verilmesi ve sözleşmelerin yeniden geçerli kılınması için yayınevi müdürü nezdinde tavassutta bulunmak için oybirliği ile karar verdi. Tercüme sahasında büyük yetki sahibi Marşak ve Çukovski gibi kimselerin de aynı düşünceye katıldıklarına eminim. Onlar da…

YARGIÇ: Sen kendi adına konuş!

ETKİND: Brodski’ye bir şair-mütercim olarak çalışma imkânı verilmelidir. Büyük bir şehirden uzakta, ne gerekli kitapların ne de edebî bir çevrenin bulunduğu bir yerde bu iş çok güç, hemen hemen imkânsızdır. Tekrar ediyorum, bu sahada onu büyük bir istikbal beklemektedir. İtiraf etmeliyim ki ‘PARAZİT BRODSKİ’nin DURUŞMASI” başlıklı haberi okuduğum zaman hayretler içinde kaldım.

YARGIÇ: Bununla beraber bu kelimelerin nasıl birleştiğini biliyorsun.

BTKİND: Evet, biliyorum, fakat böyle bir yakıştırmanın mahkemece kabul edileceğine hiç ihtimal vermezdim. Brodski’nin kabiliyetindeki bir şair isteseydi yığınlarla kalitesiz şiirler yazabilir; işin hafif ve kolay tarafında gitseydi, yüzlerce mısraı hiç yorulmadan tercüme ediverirdi. Az para kazanmış olması çalışmak istemediğinden değildir.

YARGIÇ: iyi ama, niçin bir kollektif teşekkülün üyesi olmamış?

ETKİND: Bizim tercüme seminerlerimize devam etmiştir…

YARGIÇ: Eh! Seminerler. Sonra?…

ETKİND: Seminerlere şu bakımdan bağlıdır ki…

YARGIÇ: Bağlılığı muayyen bir bakımdan olmasa ne olur sanki (.Salonda gülüşmeler) Sormak istediğim şu: Niçin bir birleşmiş gruba dahil olmamış?

ETKİND: Bizim üyelik diye bir usûlümüz yoktur ki. Bu sebeple aramıza resmî olarak katılmadı ama toplantılarımıza geldi ve tercümelerini okudu.

YARGIÇ: (Etkind’e) İşinizde veya özel hayatınızda bir anlaşmazlığınız oldu mu?

ETKİND: (Hayretle) Hayır. Yalnız iki gündür Enstitü’ye uğramadım. Belki bu arada bir şey olmuştur…

(Bu sualdeki kasıt dinleyiciler için olduğu kadar şahit için de meçhul kalmıştır.)

YARGIÇ: Brodski’nin bilgisinden bahsederken niçin yabancı memleketlerin edebiyatı üzerinde bu derece önemle durdunuz? Niçin kendi millî edebiyatımız hakkında birşey söylemediniz?

ETKİND: Mütercimliği söz konusudur da ondan. Amerikan, İngiliz ve Polonya edebiyatı hakkındaki derin bilgisi ile ilgilendim. Bu bilgi esaslı ve geniştir, sathî değildir.

SMİRNOV: (Savunma Dairesi Başkanı; İddia makamının şahidi)

Ben Brodski’yi şahsen tanımıyorum.

Fakat şunu belirtmek isterim ki, eğer vatandaşlarımızın hepsi refaha ulaşmak hamlemizde Brodski gibi hareket etmiş olsalardı, Komünizmi kurmamız bir hayli uzun sürerdi.

Zekâ, sahibi için tehlikeli bir silâhtır.

Herkes Brodski’nin zeki bir adam, hattâ bir dâhi olduğunu söylüyor. Fakat hiç kimse nasıl bir adam olduğunu anlatmıyor. Münevver bir aile içinde yetişmiş ama neden resmî tahsil süresi yedi yılı geçmiyor? Şu salonda hazır bulunanlar söylesin; oğullarının sadece yedi yıl öğrenim yapmasından hoşlanırlar mı? Ailesinin geçimini sağlıyan yegâne insan olmasından dolayı askerlik görevini de yapmamış. Ama, acaba aile nafakasını nasıl kazanan bir adamdır bu? Yüksek kabiliyet sahibi bir mütercim diyorlar. Fakat niçin birisi çıkıp da kafasının içinin karmakarışık olduğunu söylemiyor? Ya, Sovyet aleyhtarı şiirlerine ne buyrulur?

BRODSKİ: Hayır! Bu doğru değildir!

SMİRNOV: Fikirlerinin pek çoğunu değiştirmesi lâzım. Sinir hastası olduğuna dair Sinir Hastalıkları Kliniğinden verilen rapordan da şüphe ediyorum. Kendi cinsinden olan garip dostları büyük gürültüler çıkararak, “Bu genci kurtarın” diye bağrışıyorlar. Oysa onun hakkettiği ağır hizmete mahkûm olmaktır. O zaman hiç bir kimse, o şamatacı dostları da dahil, kendisine yardım edemiyeceklerdir.

Bu adamı ben şahsen tanımam.

Kendisi hakkındaki bilgim gazetelerdendir.

Almış olduğu raporları da bilmiyorum.

Askerî hizmetini tecil eden rapordan şüphe ediyorum.

Ben doktor değilim ama şüphem var işte.

BRODSKİ: Ailemin geçimini sağlayacak yegâne erkek olarak askerî hizmetimin tecil edildiği zaman babam hasta yatıyordu. Bir çeşit kangren hastalığı, nekroz, onu ızdıraplar içinde yatağa düşürmüştü. Çalışıp para kazanmak bana düşüyordu. Sonra ben de hastalandım. (Smirnov’a dönerek) Hakkımda böyle konuşabilmek için bana dair bilgiyi nereden edindiniz?

SMİRNOV: Gazetelerden!

YARGIÇ: Sual geri alınmıştır!

SMİRNOV: Şiirlerini okudum!

AVUKAT: Duruşma esnasında bazı şiirlerin Brodski’ye ait olmadığı meydana çıkmıştır. Okumuş olduğunuz şiirlerin ona ait olduğunu nereden biliyorsunuz? Unutmayınız ki, henüz yayınlanmamış şiirlerden bahsediyorsunuz.

SMÎRNOV: Biliyorum! İşte o kadar.

YARGIÇ: Şahit Logunov.

LOGUNOV: (Hermitaj Müzesi Müdür Yardımcısı) Brodski’yi şahsen tanımıyorum!

Kendisini ilk defa burada, mahkeme salonunda görüyorum!

Brodski’ninki gibi bir hayat sürülmesine artık müsaade edilemez!

Böyle bir evlâdım olmasını doğrusu istemezdim. Ben yazarlarla birlikte çalıştım. Onların arasında yaşadım. Meselâ, Brodski’yi Oleg Şestinski ile kıyaslıyorum: Oleg bir propaganda grubunun üyesi olarak seyahatlar yapmıştır. Leningrad Devlet Üniversitesi’ni ve Sofya Üniversitesi’ni bitirmiştir. Ayrıca madenlerde de çalışmıştır.

Huzurunuzda ısrarla söylemek istediğim şey şudur ki, insan çok çalışmak ve kültürel alışkanlıklarından vazgeçmek zorundadır.

İşte o zaman yazılacak şiirlere gerçekten şiir adı verilebilir. Brodski’nin hayata yeniden başlaması gereklidir.

(…)

(Rusya’da Açık Duruşmalar, Mehmed Arif Demirer-Miray Tekelioğlu, Kişisel Kitaplar, 1966, s. 53-73.)  

Daha fazla Güncel, Kitap
Dil İçi Çeviriler: Şermin, Piyale ve Diğerleri

Çağrı Yayınları, önemli dil içi çeviri kitapları yayımlıyor. Tevfik Fikret'in 90. ölüm yıldönümü anısına Şermin adlı şiiri kitabının özel bir...

Kapat