Nagasaki “Arızalı”ydı, Ya Türkiye?

Posted by on Temmuz 10, 2006 in Güncel, Kitap, Tarih

7 Temmuz 2006 günü Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı başkanı El Baradei Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nu ziyaret etti. Yeşilbarış örgütünün eylemcileri bu ziyarete karşı eylem yaptılar.

Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Hilal Atıcı, “Dr. El Baradei nükleer silahsızlanmaya katkıları dolayısıyla Nobel Barış Ödülü’nü kazanmıştı, ancak nükleer silahların tek kaynağı olan nükleer enerjiye verdiği destek bir tutarsızlık örneğidir.” dedi.

“Dr. El Baradei ve hükümetimiz İran’ın nükleer hırsını yakından takip ediyor olabilir. Ancak, Türkiye’de konuşlandırılmış ABD’ye ait 90 nükleer silahı görmezden gelmek ve nükleer enerjiye destek vermek ikiyüzlülüktür. Bu silahlar, Ortadoğu sınırına çok yakın olan İncirlik’te hiçbir BM denetlemesine tabi değildir.” diyen Atıcı ekledi: “Fazla uzağa gitmenize gerek yok, Dr. El Baradei İncirlik’i denetlemeli.”

Türkiye nükleer enerjiyi nasıl tanıyor, telif yayın var mı? 1962 yılında garip bir çeviri kitap yayımlanmış: Atomun Sırları. Hamle Yayınları tarafından yayımlanmış, Hamle Matbaası’nda basılmış. Çevirmeni Vehbi Belgil. Kitabın hangi dilden çevrildiği, hangi kaynak kitaptan çevrildiği belirtilmemiş.

Bir çocuk kitabı bu, çocuklara atomla neler yapıldığını ve yapılabileceğini anlatıyor. Nükleerin altın çağında yazılmış bu garip kitap, atomun tarihine geçmeden önce 1945 katliamını anlatıyor: Hiroşima ve Nagazaki’ye nasıl bomba atıldığını. Kitabın üslubundan, başkan Truman’ın konuşmasına uzun uzun yer vermesine bakarak, kitabın Amerikan propaganda ya da çocuk kitaplarından biri olduğu söylenebilir. İnsanı ürkütücü düzeyde bir bomba övgüsü var: Hiroşima’ya atılan bombanın 80000 kişi öldürdüğünü, Hiroşima’nın “arızalı” (yani dağlık) olması nedeniyle tahribatın daha az olduğunu söyleyerek atomun tarihini aktarıyor.

“Sağ kalanların pek çoğu da bombanın çıkardığı şiddetli sıcaklıktan ve ölüm ışınlarından yanmışlar, kör veya kötürüm olmuşlar, tedavisi imkânsız hastalıklara tu­tulmuşlardı.”

Peki niye çevrilmiş? Hiçbir bilgi yok.

Türkiye’deki üslerde çok sayıda nükleer bomba bulunduğu, İran’ın nükleer üzerinde çalıştığı, Kore’de denemeler yapıldığı ve kimbilir daha neler olurken, üstüne üstlük Türkiye’nin akıldışı bir coşkuyla nükleer santral kurma hazırlıkları yaptığı bir dönemde tedirgin edici bir hatıra.

İKİNCİ DÜNYA HARBİNİ BİTİREN MUCİZE:

Altı seneden beri bütün şiddetiyle devam eden İkinci Dünya Harbi sona ermek üzere idi. Almanya ve İtalya teslim olmuştu. Yalnız Pasifik cephesinde faa­liyet vardı, yâni Japonya henüz silâhları elden bırakmamıştı. Bu devletin, Müttefik Dünyasına, yani hemen he­men bütün dünyaya karşı tek başına galebe çalarak harbi kazanmasına imkân yoktu.

Japonya için yenilgi muhakkaktı.

Yıl 1945… Aylardan Ağustos ayı… Ağustosun da ilk günleri… 4 Ağustos 1945 tarihli gazetelerde şöyle bir haber çıkıyor:

“Dünyanın en büyük hava armadası Japonya’ya son darbeyi indirecek ve dünyaya barışı getirecektir.”

Haber şöyle devam ediyor:

“Japonya’ya karşı en büyük darbeyi indirmek için dünyanın en büyük hava ordusu hazırlanmak üzere­dir. Karadan ve denizden yapılacak harekâtla birlikte bu hücum dünyaya barışı getirecektir.”

5 Ağustos 1945… Gazetelerde şöyle bir havadis çı­kıyor:

“Japonya’yı bekleyen âkibet — Harbe sür’atle son vermek üzere 5.000 den fazla bomba” uçağı harekete hazır — Japon adalarının denizden ve havadan ku­şatılması tamamlandı — 70 milyon insanın dünya ile ilişiği kesildi.”

Haber şöyle devam ediyordu:

“Uzakdoğu Harbine son vermek üzere Okinavs, İvojima ve Maryana adalarında 5.000 den fazla ağır bombardıman ve av uçağı bir araya getirilerek harbin en müthiş öldürücü kuvveti teşkil edilmiştir.”

Bu uçaklar, Japon harp sanayi’ini bir daha belini doğrultamayacak bir şekilde ezmek için büyük yangın bombaları taşımaktadırlar.”

Nihayet 6 Ağustos 1945… Gazetelerde, Japonya ile ilgili olarak şu habere rastlanıyor:

“Japonya’ya son darbeyi indirecek hazırlıklar… İstilâ başladığı” vakit 2.000 harp gemisi bu hareketi destekleyecek…”

Haber şöyle bitiyordu:

«Pasifik sahasındaki İngiliz deniz kuvvetlerindeki subay ve er mevcudu 200.000 kişiye çıkarılacaktır. Mühimmat ve asker yüklü gemüer her gün İngiltere-den Pasifiğe hareket etmektedir…»

İlk Hücum:

“6 Ağustos 1945 sabahı, bütün dünyada, sabahleyin gazetelerini açıp okuyanlar bu haberleri öğrenirlerken, Japonya’da dünya tarihinin o güne kadar kaydetme­diği çok müthiş bir şey olmuştu.

“6 Ağustos 1945 tarihli gazeteler bu müthiş olayı şöyle haber veriyorlardı:

“Yirmi bin ton dinamite, yani yirmi milyon kilo dinamite muadil tek bomba… İngilizler ve Amerikalılar, tahrip işinde yeni ve korkunç bir devre açan ATOM BOMBASINI icad ederek kullanmaya muvaffak oldular… İlk atom bombası dün bir Japon şehrine atıldı; şehrin ne hâle geldiği dumandan anlaşılamadı.”



 

İkinci Hücum:

Ağustos 1945 günü çıkan gazeteler de    ikinci atom bombasının 9 Ağustos 1945 tarihinde Japonya’­nın Nagasaki şehrine atıldığını yazıyordu.

Ağustos tarihli gazeteler, Japonya’nın teslim olmaya karar verdiğini bildiriyorlardı.

15 Ağustos 1945 tarihli gazeteler de Japonya’nın kat’î şekilde teslim olduğunu dünyaya ilân edyiorlar-dı.

Japonya’nın binlerce uçak ve harp gemisiyle ha­vadan ve denizden ânî bir hücuma uğrayacağını bek­leyen insanlık hiç beklemediği bir olayla karşılaşmıştı

İçinde sadece 25 gram uranyum bulunan tek bir bomba, hem de küçük bir bomba, binlerce uçaktan günlerce atılacak binlerce bombanın yaptığı tahribatı yapmıştı. Neydi bu atom bombası? Bu ne kudretti? Dört senede bir türlü yenilemeyen koca Japon İmpa­ratorluğunu iki küçük bomba nasıl dize getirmişti ? Neydi bu atom? Başkan Truman, atomun, kâinatın cevherindeki kudretten yapıldığını söylüyordu. Bu kudret nasıl bir kudretti ve nasıl elde edilmişti?

Çok geçmeden her iki Japon şehrinde meydana gelen zararların bilançosu gazetelerde yayınlandı.

6 Ağustos 1945 günü sabahı saat 8’i çeyrek geçe hücuma uğrayan Hiroşima’da 80.000 kişi ölmüştü. Sağ kalanların pek çoğu da bombanın çıkardığı şiddetli sıcaklıktan ve ölüm ışınlarından yanmışlar, kör veya kötürüm olmuşlar, tedavisi imkânsız hastalıklara tu­tulmuşlardı. Yıkılan binaların sayısı 90.000 civarında idi. Yıkılmayan binalar da içinde oturulamayacak derecede harap olmuştu.

9 Ağustos 1945 tarihinde öğleye doğru 11’i iki da­kika geçe hücuma uğrayan Nagasaki şehrinde de, Hiroşima’daki kadar olmamakla beraber, büyük tahribat vardı. Bu şehirde ölenlerin sayısı 35.000 kadardı. Bom­banın düştüğü yerden 2500 metre yarı çaptaki bir da­irenin içinde kalan bütün binalar tamamen yıkılmıştı. Bombanın Nagasaki’de daha az tahribat yapmış ol­masının sebebi bu şehrin arızalı oluşu idi.

 

ATOM FİKRİNİN  DOĞUŞU

Evet, insanlık atomun ne olduğunu 6 Ağustos 1945 tarihinde öğrenmişti. Fakat, bu, atom fikrinin bu tarihte ortaya çıktığı mânasına gelmiyordu. Zira bu fikir, 2300 sene evvel ortaya çıkmıştı. Yani atom fik­rini ortaya atan ve atom kelimesini bulan adamlar bu tarihte yaşamışlardı.

Kendilerine filozof ismi veren bu adamlardan ev­vel insanlar, yeryüzünde her şeyin ilâhlar, cinler, periler ve şeytanlar tarafından idare edildiğine inanı­yorlardı. Onlara göre bu ilâhların ve perilerin bir kısmı iyi kalbli, bir kısmı da kötü kalbli idi. Kötü olan­lardan korkmak, onları kızdıracak hareketlerde bulun­mamak gerekiyordu. Zira, ilâhlar veya periler, kızdı -aldıkları zaman kuraklıklara, salgın hastalıklara, yer sarsıntılarına, su basmalarına, yangınlara sebep olu­yorlardı. Bu yüzden onların suyuna gitmek lâzımdı.

Bu düşünce tarzı 2300 yıl evvel yaşayan Yunan v filozoflarına kadar böylece devam etti. Bu filozoflar, böyle düşünmenin yanlış olduğunu, tabiat olaylarını anlamak için tek çıkar yolun akü olduğunu ileri sür­düler. Bunlara göre, kâinattaki bütün olaylar tabiat kanunu denen bir takım kanunlara tâbi idi ve insan aklı bu kanunları anlayabilirdi.

İşte insanlık tarihinin bu aydınlık devri, Batı Anadolu’nun Milet şehrinde doğmuş olan büyük Yunan-Filozofu Tales ile başlar.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 1956 yılında kurulmuş. Hiroşima ve Nagazaki’den 11 yıl sonra.

Kurumun sitesinde, Çernobil’den bu yana kişisel olarak ne kadar radyasyon dozu almış olduğunuzu hesaplayabiliyorsunuz.

Daha fazla Güncel, Kitap, Tarih
Şüpheli Olarak Çevirmen

Noam Chomsky ve Edward S. Herman'ın Kitle Medyasının Ekonomi Politiği: Rızanın İmalatı, Elif Şafak'ın Baba ve Piç adlı çeviri kitapları...

Kapat