TDK’nın Yetkisinde Erkeklik, Kızlık, Censure

Posted by on Temmuz 12, 2006 in Güncel

Türk Dil Kurumu basında iki haberle gündemde. Bir haberde, TDK’nın kadınları küçültücü nitelikteki bazı deyim ve sözleri TDK sözlüğünden çıkaracağı belirtiliyor. Hürriyet’te yer alan bu haber, “Eksik Etek Devrimi” başlığıyla ve yandaki resimle verilmiş.

“Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, kadını aşağılayan, kötüleyen ve ikinci sınıf gösteren deyim ve atasözlerini sözlüklerden çıkaracaklarını açıkladı. 7 kişilik çalışma grubu oluşturan TDK, 20 bine yakın deyim ve atasözünü bilimsel incelemeye tabi tutacak. Bazıları argo, bazıları ise özellikle doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan, Türk gelenek, kültür ve inançlarına uymayan sözleri yeni sözlüğe almayacak olan TDK, bu olumsuz mesajların nesilden nesile geçmesini engelleyerek unutturmayı hedefliyor.”

“Yeni sözlükte yer almayacak bazı atasözü ve deyimler şöyle: Gül dalından odun, beslemeden kadın olmaz/ Kadın erkeğin şeytanıdır/ Kadının sofusu, şeytanın maskarası..”

İkinci haberse, TDK’nın 2005 yılında hazırladığı yeni sözlükte çok sayıda yabancı sözcüğe, yabancı dildeki yazımlarıyla yer verilmesi nedeniyle, sözlük hakkında mecliste soru önergesi verilmiş olması. Akşam’daki haberi göre, TDK başkanı, halk tarafından yaygın olarak kullanılan sözcüklerin sözlükte yer alması gerektiğini belirtmiş.

Sözlükteki yabancı kökenli sözcükler: Start almak, start vermek, okeylemek, billboard, blender, factoring, stand-by, mortgage, transporter, chat, bodyguard, full-time, prime time, check-up, rating, rambo, off-line, final four, printer, broker, reiber…”

Bu tür ikilemler için halk arasında yaygın olarak kullanılan deyim, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu”dur, ama küçültücü nitelikte olduğu için kullanılması uygun kaçmaz sanırım. Zaten sorun hafife alınamayacak kadar ilginç: TDK yetkilerini nereden alıyor? TDK halkın ne demesi ve dememesi gerektiğine dair kararı neye göre veriyor?

TDK sözcükler için verdiği örneklerde bu deyimlere yer vermeyebilir, ama bu deyimleri dil varlığından çıkartmak hakkını bir devlet kurumu nereden alabilir? Üstelik, bu deyimleri kayda geçirmek, derlemek için yıllarını veren bir kurum bu hakkı nereden alır?

Ya da, bu kurum kadını küçültücü başka sözcükleri ve kullanımlarını da değiştirecek mi? Örneğin, “örtünmek”in 2. anlamı aynı sözlükte şu şekilde tanımlanıyor: “Kadın, dinî açıdan görünmesi sakıncalı olan yerlerini örtmek.” Hangi din açısından sorusu bir yana, kadının görünmesi sakıncalı olan yerler mi var, erkeğin de var mı, neden belirtilmiyor? Ya da “baş örtüsü” şöyle tanımlanıyor: “Kadınların saçlarını örtmek için kullandıkları örtü, başörtü, eşarp.” Kadınların saçlarını örtmesi mi gerekiyor? Ya da “erkeklik,” “1. Erkek olma durumu. 2. Erkekçe davranış, yiğitlik, mertlik. 3. Bir erkeğin fizyolojik görevini yerine getirme gücü.” olarak tanımlanırken “kızlık” şöyle tanımlanıyor: “1. Cinsel ilişkide bulunmamış bayanın durumu, erdenlik, bakirlik, bekâret, bikir. 2. Bir kadının evlenmeden önceki yaşantısıyla ilgili, o döneme özgü.” Erkekler fizyolojik göreve mi sahip, yoksa erkek olamama durumuna mı geçiyorlar? Kadınlar için bu tanımdan, yani cinsel ilişki ve evlenmeye göre tanımlanmaktan daha küçültücü bir şey var mı?

Diyanet İşleri kısa bir süre önce, Hz. Muhammed’in hadisleri arasından gerçek olmayanları, kadınları küçülten hadisleri ayıkladığını açıklamıştı. Şimdi TDK ne yapıyor, halkın dilini istediği gibi düzenleyeceği bir dil mi sayıyor, yoksa re-Dil Devrimi mi “start alıyor”?

Daha fazla Güncel
Yazarlar Sessiz Sedasız Çevrilir, Yaşar, Ölür

“Yer, yer değilken su, su idi; başka bir şey yoktu. Bir uçsuz bucaksız su; bir dolu su dört bir yanı doldurmuştu. Bir su ki yılan içse ölümsüzleşir, bir su ki ölü çıyan içse dirilir; zerre zerre hayat kımıldar.. bir büyük sessizlik içinde ulu, bilinmezlikle buğulu ve kaynaşmalar, ürpermelerle dolu bir su.. ve lâkin, bir hayırsız su aynı zamanda; hiçbir işe yaramaz, dipsiz; cümle güzellikten nasipsiz, bir ürpertici su.. yalnız; yapayalnız! Belki, yılan bile ölümsüzleşecek bu sudan içse ve var olsa ama yılan da yok; diri değil, ölü çıyan bile yok. Bu yokluk içinde bir Tanrı, Kara Han; bir de bu su. Tanrı Kara Han bu yalnız su üstünde beyaz bir iri kaz olmuş uçuyordu.”

Kapat