“Güz Çorbası, Kış Çorbası: Kültürel Kimlikler Ve Çeviri”

Posted by on Haziran 12, 2009 in Deneme, Etkinlik, Manşet

Yazımın başlığı çeviribilimci Mary Snell-Hornby’nin 27 Mayıs 2009 akşamı Yunanistan’ın Korfu adasındaki Iyonya Üniversitesi’nin Çeviri Bölümü’nün konuğu olarak yaptığı konuşmaya dayanıyor. O tarihlerde Erasmus öğretim elemanı değişimi çerçevesinde orada bulunduğum için ben de bu önemli araştırmacıyı dünya gözüyle görmüş ve dinlemiş oldum. Çoğumuz Profesör Snell-Hornby’yi 1980’lerin sonunda çeviribilimde “bütünleyici yaklaşım” ile ilgili çalışmasından biliyoruz. Ülkemizde Translation Studies: An Integrated Approach (John Benjamins, 1988) başlıklı kitabı ile çeviri eğitiminde oldukça sık ele alınmış ve araştırmalarda kendisine çok fazla gönderme yapılmıştır. Çeviribilimde kritik dönemeçleri ve paradigma değişimlerini anlattığı son çalışmasının adı ise The Turns in Translation Studies (John Benjamins 2006). Snell-Hornby, Zürih Üniversitesi’nde ve Heidelberg Üniversitesi’nde çalışmış. Şu anda Avusturya’da Viyana Üniversitesi’nde ders veriyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin yürüttüğü projelerde çeviri ve terim danışmanlığı yapıyor, dünyanın küresel bir dil konuştuğu günümüzde kültürel kimliklerin nereye gittiğini düşünmeye ve bu durumu yaşamın her alanından örneklerle irdelemeye önem veriyor.

Şimdi, onun 1980’lerin sonunda çeviribilimin genel ve bütünleyici bir yaklaşıma olan gereksinimi dile getirdiği çalışmasına biraz daha değinerek bugüne gelirsek: Snell-Hornby, çeviri uygulamasının ve çeviri araştırmasının bileşenlerini ortaya koyup bu alanlarda çeviri yapmak için gerekli birikimi de uzmanlık art alanlarına göre sınıflamıştı. Çeviri türlerinin ve alt türlerinin uzmanlık alanları olarak kabulüne katkıda bulunan bir bakış açısı sergiliyordu. Çalışmanın ilginç yönü çeviribilimin yazınsal ve sanatsal çeviriyi aşan boyutlarını da içine alarak tanımlamak için sunulan çok aşamalı tablo ve şablondu. Bu yaklaşımın kapsamlı bir değerlendirmesini konuyu ülkemizdeki çalışmaları ile dikkatimize sunan Işın Bengi-Öner’in “Çeviribilimde Bireysel Kuramlardan Geniş Ölçekli bir Bakış Açısına Doğru” başlıklı makalesinde bulabiliriz (Çeviri ve Çeviri Kuramı Üzerine Söylemler içinde, Düzlem Yayınları, 1995, s. 9-32)

Alev Bulut - Mary Snell-Hornby - Anastasia Parianou

Snell-Hornby, “What is ‘Autumn Soup’?: Translation and Cultural Identity in Europe Today” başlığı ile yaptığı konuşmada çevirinin, özellikle de kurumsal, resmi çeviri söylemlerinin ulusal kimlikleri nasıl etkilediğine bakarken kültürel örneklerini kendi derslerinde örnek olarak kullandığı bir yemek kitabı çevirisi sürecinden seçti. Yemek tariflerinin ulusların kimliklerini olduğu gibi yansıttığı düşüncesinden hareketle yemeğin bileşenlerinin, malzemenin ölçülerinin ve hazırlanış biçiminin, pişirme yönergelerinin ne kadar kültüre özgü ve çevrilmesi zor olduğunu uzun uzun örnekledi. Başlıkta yer alan “güz çorbası” tarifinin çevirisinde izlenen stratejiye bağlı olarak nasıl “kış çorbası”na, Slavların “borş çorbası”na, Avustralyalıların sebze çorbasına, İngilizlerin “beetroot” (pancar) çorbasına ya da kuzey Avrupalıların “kış sebzeleri çorbası”na döneceğini anlattı. Almanca kaynak metinden alınmış bir çorba tarifinin erek dillerdeki bu çoklu görünümleri kültürden kültüre bilginin geçişinin homojen olamayacağını gösteriyordu. Türkçede bu çorba neye benzerdi? Çeviri stratejimize ve kültüre uyarlama derecemize göre farklı sonuçlar alırdık elbette. Mary Snell-Hornby burada Alman çeviribilimcilerin işlevsel çeviri yaklaşımını hatırlatarak bu yaklaşımın çevirinin skopos’u (amacı) bağlamında kültüre yakınlaştırma etkisini örnek verdi. Kültürel edinç ve yatkınlık dilsel edinç ya da yeterlilik kadar önemliydi.

Avrupa Birliği’nin son 20 yılda yani demir perdenin kalkışıyla Avrupa’da başlattığı demokratik çok dillilik yaklaşımına ve politikasına ve ulus devletlerin yeniden dünya sahnesinde belirerek kendi dillerini ön plana alan politikalar izlemelerine karşın İngilizce küresel-kurumsal dil olarak bütün kimliklerin ve dillerin önünde bir tür tehdit olarak durmakta. Bu İngilizce artık ne kıta ya da Britanya İmparatorluğu İngilizcesidir ne de yeni kıta Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni İngilizcesi. Bu İngilizce, Snell-Hornby’nin de belirttiği gibi kurumsal gereksinimlere göre biçimlenen işlevsel bir İngilizcedir. Kimlik, kişilik, etnik köken taşımaz, işlevi Avrupa Birliği’nin kurumsal metinlerini, söylemini ve mirasını taşımaktır. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin kuruluş amacı diyebileceğimiz demokratik çok dillilik, çokluk, kültürel çeşitlilik karşımıza İngilizce ortaklığıyla çıkmaktadır. Çünkü Avrupa’nın dilsel çeşitliliğinin Avrupa kimliğine zarar vermemesi gerekmektedir. Bu da ancak her türlü aracı dili bir yana bırakıp İngilizceyi amaca göre sadeleştirip kullanmakla mümkündür. Varsın bütün belgeler, mevzuat, müktesebat bütün üye ve aday üye ülkelerin dillerine çevrilsin baskın yazılı ve sözlü iletişim dili yine de İngilizcedir.

Evet, Mary Snell-Hornby’nin sözlerini yorumlayarak gidersem, İngilizce küresel ortak dildir (globish), oysa Avrupa Birliği’nde Eurospeak denen her dile çevrilen bir öz olacaktı. Artık Birlik’in bir numaralı kurucu dili ve simgesi sayılan Fransızca bile Avrupa Birliği söylemi bağlamında İngilizce ile baş edemez. Küresel eğilim İngilizceden yanadır. Dil kültürel kimliklerin oluşumunda bir araç olduğu için İngilizce “en işlevsel araç” olma rolünü hiçbir dile kaptırmamaktadır. Peki, küresel olarak bu kadar etkili olan bir dil kültürel ve etnik kimliklerin ifadesine gelince neden bu kadar etkisiz kalabilmektedir. Çünkü İngilizceyi konuşan herkesin kendisini onunla özdeşleştirmesi mümkün değildir. Ortada kullanılmaya açık bir dilsel araç vardır. Bu araç herhangi bir kimliğin oluşumunu ya da aktarımını sağlayamayacak kadar simgesel ve biçimsel bir işlevdedir. İşi görür ama ötesini bekleyemeyiz. Bu dile ait gruplar oluşmasını bekleyemeyiz. Herhangi bir aitlik duygusu yaratmaz bu işlevsel aracı. Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları Amerikan İngilizcesi konuşur ve kendilerini Amerikalı olarak kabul ederler. Kıta yani İngiliz İngilizcesi de kendisini konuşan uluslara ve eski sömürge ülkelerine bir aitlik duygusu ve kimlik verir. Yeni İngilizce ise bir araçtır, kullanılıp atılır, aitlik yaratmaz.

Kimlik ait olma duygusu ile iç içedir. Bir topluluğa ait olmak, onun dilini konuşmak özel bir duygudur, kimliktir. Avrupa Birliği bağlamında bu kolektif kimlik kurumsal işlevini iyi taşır da kültürel işlevinde duraklar. Avrupa Birliği gibi uluslar arası ya da bölgesel kurumlar, ulus ötesi ortak bir kurumsal kimlik ve söylem geliştirirler. Kendi kapalı devre sistemleri oluştururlar. Avrupa Birliği İngilizcesi bürokratik amaçlarla oluşturulmuş kurumsal bir İngilizce olarak kıta İngilizcesini de tehdit eder durumdadır. Çünkü İngilizcenin biçimi bozulmuş işlevsel bir çeşitlemesidir. Uluslar arası iletişim ağındaki işlevi bu dili nötr bir kod (düzgü) durumuna getirmiştir.

Profesör Snell-Hornby konuşmasının son bölümünde yazınsal çeviriden örneklerle kültürel kimliklerin, sözgelimi aksanların çeviri metinlerde nasıl aktarıldığına, daha doğrusu, etkisiz kaldığına, İngilizce üzerinden, örneğin İtalyan aksanını aktarmanın zorluğuna dikkat çekti. Aksanları aktarsanız bile güldürü, deyim gibi kültürün rengi sayılan unsurlar geride kalabiliyordu.

Bu yazıda çeviribilimci Mary Snell-Hornby’nin çok yakın tarihli bir konuşması aracılığıyla uluslar arası kurumlarda ortak dil olarak İngilizce ve kültürel kimlik konusunu ele almış olduk. Böyle bir konuda birçok somut ve güncel örnek verilebilir. Sözünü ettiğimiz konuşma durum saptaması odaklı olup en canlı örneği de başlığındaki “çorba tarifi” çevirisi idi.

Bitirirken Avrupa Birliği toplantılarının sözlü çevirilerini de unutmamak gerek. Konuşmacıların konuşmalarına kattıkları kültürel ve etnik tatlar, espriler, fıkralar o kimlikleri yansıtmadan yalnızca işlevleriyle çevrilebiliyor ya da başka tatlara dönüşüyor. Aracı ya da ikinci, üçüncü dillerden yapılan yazılı ve sözlü çeviriler özü korurken tadı ve rengi koruyamayabiliyor. Bazen tatsız tuzsuz bırakıyor, bazen başka tat ve renklere dönüştürüyor. Kısacası, aynı tariften aynı özde farklı tatta çorbalar yapmak da olası, elinizdeki tarifi, nereden baktığınıza bağlı olarak, zenginleştirmek, fakirleştirmek ya da bu yazıdaki ortak kurumsal dil gibi (tatsız, tuzsuz, ruhsuz da olsa) derde deva olarak oradan oraya sürüklemek de…

Daha fazla Deneme, Etkinlik, Manşet
Kırmızı Bir Diyalog

Finlandiya’da, Nurmijärvi’de, benim Türkçeden okuduğum bir Fin klasik romanı, Türk edebiyatının Fince çevirilerinden esinlenen resimler ve Finli sanatseverler arasında yeni bir diyalog görülüp duyulacak.

Kapat