Elçiye 301 Zeval Oluyor

Posted by on Temmuz 13, 2006 in Çevirmen, Güncel

TCK Madde 301 ve “Türklüğü aşağılamak”la ilgili olarak, kitap ve yazarlara açılan yeni davaların haberleri uluslararası basında yer almaya başladı. Fakat bu yeni davaların çarpıcı bir özelliği var: artık çevirmen de suçlanıyor. Uluslararası basında olayın bu önemli boyutu, ayrıntı olarak yer alıyor. Elif Shafak’ın romanıyla ilgili suçlamalarda çevirmene de yer verildiği, sadece Intranews adlı dünyadan çeviri haberlerine yer veren internet sitesinde haber olarak yer aldı.

Bu akıldışı durumu, yani çevirmenin de davaya katılması durumunu durdurmanın bir yolu olmalı; bir kültürün “elçiye zeval olmaz” deyişinden bu noktaya gelmiş olması çok küçük düşürücü. Hiçbir şekilde ödüllendirilmeden, çok düşük ücretlerle ve emekleri çoğunca gözardı edilerek yok sayılan bu emekçi sınıfın, sadece aracılık etmesi nedeniyle suçlanabilmesinde insanı ürküten bir şeyler var: çevirmenin ustalığını ölçmek, değerlendirmek yerine, mesleğini icra etmesi nedeniyle cezalandırmaya kalkışmak, toplumun zanaatkarın emeğine saygı duymaktan ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Dünyanın hiçbir yerinde bu kabul edilemez, olamaz, bu ancak Türkiye gibi dünyanın çeviri cenneti ve emek cehennemi haline gelmiş, kendi üretkenliğine yabancılaşmış bir ülkenin kültüründe olabilir.

Çevirmen, çeviride eksiltme, ekleme, oynama.. vb. gibi, yayıncıyla, yani işvereniyle imzaladığı sözleşmeyi ihlal eden, yayıncı ya da özgün metnin yazarının ondan şikayetçi olmasını gerektiren bir şey yapmadığı sürece suçlanamaz. Çevirmen, öncelikli olarak yayıncı ve yazara karşı sorumludur. Yazarın ve yazarın yapıtını çoğaltan yayıncının yasal sorumlulukları, verdiği kararlar, uygulamalarıyla çevirmenin çalışması arasında doğrudan bir ilişki kurulamaz. Çevirmen bir metni çevirdiği için suçlanamaz: ancak komedi ve korku filmlerinde, kötü haber getiren elçinin dili, kafası, elleri kesilir.

Diğer yandan, davaların kendileri ve konuları da akıl dışı. Bu akıldışı davalar sonucunda bir terim, “Türklük” terimi, başka dillere, üstelik olumsuz bir biçimde, “Türklüğü aşağılamak” ifadesiyle girdi. Bu ifade İngilizceye “Insulting (ya da Denigrating) Turkishness” olarak aktarıldı, daha önceden bilinen bir anlamı yok; İngilizcede olasılıkla “Englishness” gibi, bütün dünyaya İngiliz emperyalizmiyle yayılmış bir terime yapılan analojiyle kavranıyor.

Şimdi, bu terim TDK sözlüğünde “1. Türk olma durumu, 2. Türklerin meydana getirdiği topluluk” olarak tanımlanıyor. Türk’se, “1. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse, 2. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse” olarak tanımlanıyor. Bu durumda, Türkiye’de yaşayan bir kimse nasıl olur da Türklüğü aşağılamakla suçlanabilir? Türkiye’de yaşayan kişi Türk’tür ve ne yapıp ederse bu kimlikle yapmaktadır, kendi oluşunu nasıl aşağılayabilir? Ya da yeryüzünün her yerindeki Türkler bu kapsamdaysa, sözgelimi Elif Shafak’ın romanı Azericeye çevrilse, yazar, yayıncı ve çevirmen yine “Türklüğü aşağılamakla” suçlanacak mı? Bu argüman kuşkusuz karışık, fakat 301. Maddede yer alan ceza hükümleri de karışık; bu aşağılamanın ölçütleri belirsiz ve karar tümüyle yargılayanların bakış açısına bağlı görünüyor.

Eskiden bir “Solculuk, Komünistlik” vardı böyle, birileri bir şeyle suçlanacağı zaman bunlarla suçlanırdı; şimdilerde suçlama alanı renklendi, herkes birbirini aklına estiği “şeycilikle” suçlayabiliyor. Fakat “Türklüğü aşağılamak” suçlaması çok tuhaf bir yenilik.

Son dava yelpazesinde Chomsky ve Shafak (ve yayıncıları, ve çevirmenleri) suçlanıyor, eserlerinde Türkiye’ye, tarihine ve politikasına yönelik çeşitli yorum ve görüşlere yer verdikleri için. Bu daha da tuhaf, çünkü bu görüşlere karşı görüş belirtilebilir, eleştiri yazılabilir, eğer Türk okurlar “Türklüklerinin aşağılandığına” inanırlarsa bu yazarları okumazlar. Fakat Türk okurlarının karşı çıkıp müdahale edemeyeceği aşağılama türleri var.

Örneğin George Soros, 2003 yılında, her yıl zorunlu askerlik hizmetini yerine getiren gençlerden bir kısmının hayatını kaybettiği Türkiye için, bu ülkenin tek ihracat malının Türk askeri ve ordusu olduğunu söyledi. Daha sonra Türkiye dış işleri bakanıyla görüştü ve Türkiye’de yatırım yapacağını, bu sözlerinin şaka olduğunu, Türk ordusunun ününün herkesçe bilindiğini söyledi. Bu sözler ve şaka Türk gençlerini aşağılıyordu. Kimse George Soros’a dava açmadı. Kimse açamaz da. Çünkü 301. Madde sadece Türk vatandaşlarına yönelik: yani yayıncılara, çevirmenlere ve yakında okurlara.

Boşvermişliğin sonu yok: öncelikle bu davalarda çevirmenlerin adının anılması gibi başlı başına aşağılayıcı olan bir duruma, ve ayrıca bu davalara karşı çıkmanın sağlıklı bir yolunu bulmak zorundayız.

Daha fazla Çevirmen, Güncel
Saraylıların Hayatı/Çevirmenin Hayatı

Bu en kötüsüydü, ama aslında her akşam böyle oluyor: Beşiktaş’tan Sarıyer’e uzanan kıyıda yaşayan halk, her akşam kıyı saraylarına, yalılarına, tavernalarına eğlenmeye gelenlerin yarattığı trafikte, otobüste oturmuş bekliyor: öğretmenler, öğrenciler, çevirmen, memur, ayakkabı tamircisi, inşaat işçisi, turist rehberi, işsizler.. bekleyip patlatılan havai fişekleri seyrediyoruz. Ortaköy gibi görece yakın yerlerde yaşayanlar otobüsten inip yürüyor, sonra eve gidiyoruz, televizyonu açıp sarayda, yalıda, tavernada kimlerin eğlendiğini görüyoruz. Her gün böyle oluyor.

Kapat