Çevirmenlere Acil Çağrı: Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar

Posted by on Kasım 4, 2009 in Duyuru

GDO: KONUNUN BELAGAT KISMI

Devletler genellikle büyük değişiklikleri halklarının hayatını büyük kargaşalara sürükledikleri sırada yürürlüğe sokarlar. 20. yüzyılın Dünya Savaşı’nı başlatan olayın bir Sırp milliyetçisinin Avusturya hükümdarını öldürmesi olduğu yaygın bir halk bilgisi olsa da, aslında devletler bu savaşa uzun bir süreçte, silah fabrikalarının üretimini artırarak, maden çıkartmaları hızlandırararak, siyasal çekişmelerini yoğunlaştırarak hazırlanmıştır. Halkların bilgisiyle devletlerin planları örtüşmez, ama birdenbire halk yeni bir ortamda yaşarken bulur kendini. Kısacası: Türkiye’de bütün kamu birikiminin özelleştirilmesinin, mülk kanunlarının uluslararası piyasaya girecek şekilde özelleştirmelere uygun hale getirilmesinden sonra, doğanın özelleştirilmesi, yeniden paylaştırılması aşamasına gelindi. Uluslararası su konferansları, İMF toplantıları vb. bunun adımları. Ülkenin kamusal varlıklarının ardından doğal varlıklarının yağmalanması da yürütülüyor.

Anadolu’da işsizliğin yaygın olduğu, tarımın çökertildiği medyanın ele alacağı konulardan değil – çünkü medya tarım finansıyla çalışmıyor, uluslararası şirketlerin ürünlerinin reklam geliri, varlıkların paylaşımına katılan şirketlerin talep ettiği haberlerin gelirleriyle yaşıyor. Medyada kopan derin kavgaların temel nedeninin medyaya sahip olan finans gruplarının, bilginin yönlendirilmesi-gizlenmesi yoluyla altın madeni paylaşımı, doğalgaz, petrol vb. maddelerin çıkartma, taşıma izni vb. çıkarları elde etmek olduğu da şaşırtıcı bir bilgi değil. Fakat tarım ağırlıklı bir ülke olan Türkiye’de medyada hiçbir şekilde tarımla ilgili haber yer almaması şaşırtıcı. Son yıllarda bir kerelik tohumlar, genetiğiyle oynanmış tohumlar, tarıma verilmeyen krediler, tarım sektörünü bilinçli olarak çökertmek amacıyla yaptırılan yanlış ektirmeler vb. hiçbir şekilde medyada tartışma konusu olmuyor. Sanki medya uzaydan gelen göktaşlarıyla besleniyor.

Etnik açılımlar, askeri politikanın dönüştürülmesi, dini zihniyetin her alana hakim olması – bütün bunların ötesinde, bütün bunlarla üzeri örtülen çok ağır bir felaket yaşanıyor. Medyanın büyük kısmı hayatında hiçbir değişiklik yapmayacak, hiçbir şekilde karar alma hakkının ve olasılığının olmadığı tartışmalara sürüklüyor: orduyla hükümet arasındaki iktidar çekişmesi çalışan ve çalışamayan halk çoğunluğunun hiçbirinin hayatında en ufak değişikliğe yol açmayacak olduğu halde, gündem buna kilitleniyor. Ülkeyi kim yönetirse yönetsin ve hangi kurumda hangi zihniyet oturursa otursun, tarımın çökertilmesi, tarımda genetiğiyle oynanmış tohumların kullanılması, daha ileri aşamasında piyasaya, günlük hayata genetiğiyle oynanmış gıdaların girmesi, her şeyin sonunun başlangıcı demek.

GDO: KONUNUN ASIL KISMI

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yeni çıkarılan “Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik,” özü itibariyle, GDO’ların serbestçe ithal edilmesini, neredeyse sıfır denetime tabii olmasını, herhangi bir sorun durumunda dağıtıcıların sorumlu olmasını ve gıdanın piyasadan toplatılmasını ve bir gıdanın GDO’lanıp GDO’lanmadığı konusunda bilginin gizlenmesini içeriyor. GDO’lar konusunda zaten (aydınından serserisine dek) bilgisiz olan bir topluma, 100 Temel Eser yönetmeliklerinin yaptığı etkinin aynısını yapıyor: gıdanın ithalini, çoğaltılmasını denetimsiz bırakıyor, sorumluluğu tüketiciye ve dağıtıcıya yıkıyor, doğru bilginin yayılmasına engel oluyor. Yönetmelik GDO’un zararlı olduğunu, belli oranın üzerinde riskli olduğunu açıkça dile getiriyor, ama etiketlerde bu bilginin verilmesini şart koşmuyor. Oysa GDO’ların üzerinde de tıpkı sigaralarda ÖLDÜRÜCÜDÜR yazdığı gibi ÖLDÜRÜCÜDÜR yazması gerekiyor – sigaranın kanser riskiyle GDO’unki arasında temel bir fark yok.

Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. bendinde şöyle deniyor: “GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz.”

Bunun Türkçeye çevirisi, “GDO’lu olmanın olumsuz ve GDO’suz olmanın olumlu bir özellik olarak gösterilmesi yasaktır” şeklinde yapılabilir. Fakat bu net olarak bir sansür demektir. GDO’lu olmanın ve GDO tüketmenin kıtlık, yoksulluk, çaresizlik dışında olumlu gösterilebilecek bir yanı var mı? Normal bir dünyada, yönetim, piyasada GDO’lu olan ve olmayan ürünlerin açık seçik birbirinden ayrılabilmesini sağlayacak bir mekanizma geliştirmelidir. Ürün üzerinde GDO’lu de GDO’suz da yazsa, denetimden geçmiş olmalı ve kullanıcı güvenle bunu kullanabilmelidir.

Her koşulda bu yönetmeliğin özünde okunması gereken şey şudur: ithal edilecek GDO ürün ve maddelerin topluma dağıtılması ve kullandırılmasında en kritik nokta, üzerlerindeki ETİKETLERDİR. Ve bu ETİKETLER HEP ÇEVİRİ KONUSUDUR. Bütün ithal ürünlerin üzerinde, eğer Türkçe özgün baskı yazı yoksa, bir çıkartma bulunur. Bunlardaki bilgiler kullanıcılar için hayati önem taşır. GDO kullanımında da bu etiketlerin hangi tercüme bürolarında, hangi çevirmenler tarafından çevrildiği, nasıl basıldığı, nasıl ürünlere yerleştirildiği önem taşır. ÇEVİRMENLER İTHAL GDO’LU ÜRÜNLERDEN HERKESTEN ÖNCE HABERDAR OLACAKTIR.

Bu durumda, toplumu uyarmak konusunda, kitle örgütlerinin, birlik ve derneklerin dışında, onlara öncülük etmek üzere, çevirmenlere temel bir sorumluluk düşüyor. Bu tip metinlerle karşılaştıkları zaman, kendilerinden GDO ürünlerin içeriklerini ÇEVİRMELERİ ya da ÇEVİRMEMELERİ istendiği zaman ihbar mekanizmasını çalıştırmaları gerekiyor. İnternet sitelerinde yazabilir, mektup gruplarında uyarı yayınlayabilir, fısıltı yoluyla bilginin yayılmasını sağlayabilirler. Hiç gibi görünen damlalar toplumsal bilince ırmak gibi katkıda bulunacaktır.

Yönetmelikte zararlı olduğu açıkça kabul edilen orandaki GDO’ların sorumlularına verilecek cezalar da belirsiz, yetersiz görünüyor. Belirsiz bir süre sonra sonucu ortaya çıkacak olan zararı kimin, kimden, hangi kurumla tazmin edeceği belirsiz, olanaksız. Sonuçta ortaya çıkan tablo, bir kez daha Çernobil tablosu: ekranlarda çayda radyasyon yok diyerek çay içen yöneticiler.

Çevirmenler bu tür acil durumlarda toplumun dünyayla olan tek bağı olduklarını unutmamalı. Burada yaşanacak olan olayları sonradan haber olarak çevirmemek için, önceden çevirmen sorumluluğu mekanizmasını çalıştırmak gerekli. GDO yoluyla ülkenin bir deney sahası haline gelmesini önlemek için.

Aşağıdaki örneğin GDO’larla doğrudan bir ilişkisi yok. Birkaç gün önce evimin kapısına bırakılmış bir deneme-test ürününün, bir koku kapsülünün ön yüzü ve arka yüzü. Bu basit örnekte, ön yüzde özgün metin, birçok maddenin listelenmesini içeriyor. Arka tarafta sadece maddenin yakıcı bir madde içerdiği ve ithalatçısı belirtilmiş. Yönetmeliğe göre GDO’lar da bu şekilde test edilebilir.

Daha fazla Duyuru
İzmir Birinci Çeviri ve Şiir Şenliği (Kasım 2009)

Çevirmenin Notu dergisinin İzmir Şenliği 7 Kasım-5 Aralık 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Kapat