Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine

Posted by on Haziran 1, 2006 in Kuram

Türkçede çok sayıda çeviri çocuk kitabı yayınlanıyor. Bu alanda çeviri yayınlarla telif yayınlar arasında bir orantısızlık var mı, ya da böyle bir oransızlık varsa bunun çocukların gelişimi, dünyaya bakışı açısından bir etkisi var mı? Bu açıdan çeviri yayınlarda uyarlama ya da eksiltme gibi yollara başvurmak ne anlama sahiptir?   Bu soru Türkiye’deki çocuk edebiyatının görünümü ile gerçekliği arasındaki farkın tanıklığını yapan bir soru olarak karşımızda duruyor. Piyasada, kitapçı vitrinlerinde daha çok çeviri kitaplar çoğunlukta görünüyor olsa da çeviri ve telif kitaplar arasındaki oran yaklaşık değerlerle %40 çeviri,  %60 telif şeklindedir. Üstelik bu orana klasiklerin yeniden ve yeniden basımlarının varlığı da dahildir. Yeni çevrilen kitapların sayısı ise oldukça düşüktür. Yılda 15-20 civarında yeni kitap çevrilmektedir. Çeviri ve telif kitaplar arasındaki görünür olumlu dengenin yanıltıcılığının klasiklerin yeniden basımlarından kaynaklanıyor olmasının yanında; bu kitapların, yaklaşık 140 yıldır okunması (ilk çeviriler 1870’lerde yapılmış), yeni anlayışların çocuk edebiyatında yeterince yer alamaması, bu alanın en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Bu sorun daha önemli ve güncel bir sorunken, konuya dönük tartışmaların çok başka bir soruna, çeviriye (çocuk edebiyatında) müdahale edilip edilmeyeceği konusuna odaklanması ilginçtir. Bir süre önce yayımlanan Tolkien’in Noel Baba’dan Mektuplar adlı yapıtında 16 yaşındaki çevirmeni tarafından değişiklik yapıldığı gazetelerde yer aldı ve tartışma başlattı. Çevirmenin çocuk olduğu ve buna karar veremeyeceğinden tutun, çevirinin tek kelimesinin değiştirilemeyeceği savlarına kadar her şey söylendi. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, 16 yaşındaki çevirmen Leyla Roksan Çağlar bu konuda karar vermemiş, sorunu saptamıştır. Çünkü metin okuma sürecinde onu tökezletmiştir. Bu tökezlemeyi yaratan kendi kültürel ya da tarihsel birikimine dönük yadırgatıcı bir tarihtir. Sorunu çevresiyle ve yayıncısıyla konuştuktan sonra metne müdahaleye karar vermiştir. Demek ki deneyimsiz genç bir çevirmen soruna çözüm sunmamış; aksine, kendine uygun bir gerçeklikle sorunu saptamıştır. Bu durum asıl tartışılması gereken durumdur. Radikal Kitap Eki’nde Celal Üster’in konuyla ilgili yazdıkları sanırım en dikkat çekici olanıydı: “Çevirmen, Tolkien’in ‘1453’ tarihini vermesini İstanbul’un Osmanlılarca fethiyle ilgili bir önyargı olarak değerlendirmiş, Türk çocuklarının böyle bir önyargıya karşı korunması gerektiğini düşünmüş, bu koruma görevini oracıkta yerine getirerek ‘1453’ tarihini kitaptan çıkarmış. Böylece, her gün sabahtan akşama kadar ABD kaynaklı saldırgan bilgisayar oyunları oynayan, televizyonda ABD yapımı çizgi filmler izleyen Türk çocuklarını korumuş….. Tolkien’in, Gulyabaniler’in Dünya’ya saldırmalarını ‘1453’ yılına rastlatmasından hoşlanmıyorsanız, bunu Türklüğe karşı bir önyargı ya da bir komplo olarak görüyorsanız, o zaman o kitabı çevirmezsiniz ya da yayımlamazsınız, olur biter. Benim anlayışıma göre, çevirdiğiniz kitabın tek bir sözcüğünü bile değiştiremezsiniz. Böylesi bir davranış en azından çeviri etiğine uymaz; ama günümüzde ağır yasal yaptırımları da vardır bu tür bir sansürün. Gazetelerden okuduğum kadarıyla, çevirmenin uyguladığı sansüre kitabı yayımlayan Okuyanus Yayınevi ve çevirmenin babası Arif Çağlar da sahip çıkıyor. Yayınevinin açıklamasında, “Noel Baba’dan Mektuplar kitabımız, bir çocuk edebiyatı eseridir. Çocukların savunmasız dünyasına böyle kültürel ve dini bir önyargının girmesini istemediğimizden, 1453 tarihini çeviride bulundurmama kararı alınmıştır” deniyor. Ben de soruyorum: Böyle bir sansür için Tolkien’in telif hakları ajansından izin alındı mı? Çünkü telif hakları ajansları, yalnızca bir yazarın ya da vârislerinin parasal haklarını değil, o yazarın yazarlık haklarını da korumakla yükümlüdürler. Kaldı ki, “kültürel ve dini açıdan önyargılı” bir kitabı basmayabilirdiniz. Şu anda, Türklüğe karşı önyargılı bulduğunuz bir kitabı sansürleyerek satıyor ve para kazanıyorsunuz. Tüm bunların dışında, beni en çok şaşırtan, Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü Başkanı Suat Karantay’ın açıklaması oldu. Karantay, Radikal’e yaptığı açıklamada, ‘Örneğin, Hindistan’da ezilen toplumların sesini duyurmak gerekçesiyle birtakım kelime oyunlarıyla çevirmen metine müdahale ediyor. Dolayısıyla müdahalenin ideolojik boyutu günümüzde çok önem kazandı. Bu örneğe baktığınızda da çevirmenin söylediği makul bir gerekçe olarak görülebilir. Çünkü çevirmen de bir yaratıcı olarak kabul ediliyor’ demiş. Bir çeviribilim bölümünün başındaki insanın ‘yaratıcı’lıktan anladığı, beni ürküttü. Bu yaratıcılıkla, Batı’da yazılmış kitapların önemli bir bölümünü değiştirmemiz gerekecek..”. (C. Üster, Radikal Kitap Eki, 06.02.2006) Öncelikle öne sürdüğü katı düşüncelere sayın Celal Üster’in yaptığı iki çocuk edebiyatı çevirisinde ne denli sadık kaldığına; düşünce ve uygulamanın birbirine nasıl zıt görüntüler yansıttığına  değindikten sonra asıl sorunumuza geçelim istiyorum. Celal Üster, Homeros’un İlyada ve Odisseia isimli eserlerini Türkçe’ye çevirmiştir. Bu metin bir İngiliz tarafından çocuklar için uyarlanmış ve bu uyarlama sayın Üster tarafından “İngilizce aslından” denilerek çevrilmiştir. Öncelikle kitapların aslı İngilizce değil Yunanca’dır. Bir İngiliz bu metni almış çocuklar için uyarlamıştır. Sayın Üster, aslı değil uyarlamayı çevirmiştir. Sadık olduğu metin asıl değil, uyarlamasıdır. Buraya kadar yapılanların hiç biri çocuk edebiyatına dönük uyarlama ve çeviri anlayışına (bilimsel olarak) ters değildir. Ama bu yapılanları (ki Celal Üster yapmıştır)  sayın Üster’in anlayışına göre yargılarsak, yazınsal bir katliam yapıldığını söyleyebiliriz.  Metni uyarlayan İngiliz Jane Werner Watson, Homeros’a büyük saygısızlık yapmıştır. Onun metnindeki tek bir kelimeyi değiştirmeye eksiltmeye hatta çocuğun anlayacağı bir dilde yazmaya ne hakkı vardır? Bıraksaydı da çocuk onu büyüyünce okuyup anlasaydı. Sayın Üster’in anlayışından yola çıkarsak Homeros’un varisleri, asıl yayıncıları bu konuyu mahkemeye taşımalı ve yapılan bu yazınsal katliama gerekli ceza verilmelidir. Yoksa sayın Üster böyle eksiltme ve uyarlama hakkına sadece İngilizlerin mi sahip olduğunu düşünmektedir? İngilizce metne sadık olmak gerçek metne sadakatı ortaya koymuş mu oluyor? Bu durumda sayın Üster’in, akademisyenleri suçlamak yerine kendi anlayışını gözden geçirmesi daha iyi olacaktır.

Asıl konumuza gelirsek: Çocuk edebiyatı dediğimizde, yetişkin edebiyatıyla benzerliklerinin yanında, kendine özgü özellikler içeren bir alandan söz ediyoruz demektir. Yazarı, çizeri, editörü, yayıncısı yetişkin olan bir alandır bu. Aynı durum, çeviri çocuk edebiyatı için de geçerlidir. Çevirmeni, editörü ve yayıncısı yetişkindir. Bir yapıtın yazınsal değer taşıyıp taşımadığına karar veren de yetişkindir. Metnin çocuğa göreliğini, yararlarını ve zararlarını belirleyen, ona sansür uygulayan ya da metne müdahale eden kişi, yazarıyla, çizeriyle, yayıncısıyla, eğitimcisiyle, kütüphanecisiyle, eleştirmeniyle yetişkindir. Bu durumda çevirmenin yükümlü olduğu iki önemli şey vardır: Çözümleyicilik ve duyarlılık. Burada kastedilen, metnin erek dilde doğal bir metin olarak okunabilmesi ve özgün bir yapıtın sahip olduğu değerleri içermesi, yani yazınsal bir bütün yaratmasıdır.

Böyle bir bütünsellik içinde ulaştırılan kitaba, dolayısıyla çeviriye çocuğun yaklaşımını ele alırsak; çocuğun okuma davranışları, çeviri sürecindeki kararları da etkiler: Çocuk, genellikle okuduğu kitabın yazarına yetişkinler kadar dikkat etmez. Aynı yazardan okuduğu farklı metinler arasında doğrudan bağlantılar kurup yeni sonuçlara gitmez. Yani bir kitabı bir yazarın kitabı olarak okumaz. Çocuklar metni kendi çağrışımlarıyla okurlar, metnin bütününü değerlendiren yani kavramsal ve bilgiye dayalı okumaları yoktur. Kitap onlara keyif verdiği sürece okumayı sürdürürler. Zorlamasız ve kendi beklenti ufuklarına bütünüyle uygun bir biçimde yorum yaparlar. Çocuk, metni doğrudan kendi bağlamı içine yerleştirerek okur. Özgün metnin bağlamını dikkate almaz, bunun bilincinde değildir. Buna karşın çeviri, çocuk için yabancı dünyaya açılan bir penceredir. Çocuk edebiyatı çevirisinin çocuk için çok önemli bir boyutu da bu yolla edinilen yabancı dünya deneyimidir (krş. Kurultay 1993 :198). Çocuğun, yabancı dünya deneyimini çeviri çocuk edebiyatı yoluyla yaşarken ne gibi tökezletici sorunlarla karşılaşabileceğini somut örneklerden yola çıkarak ele almak ve bu örnekleri erek odaklı bakışla karşılaştırmalı olarak değerlendirmek gerekir.

Erek odaklı kuramlar açısından çocuk edebiyatı çevirisine yaklaşırsak Vermeer, Skopos kuramında, sözcüğün anlamından da yola çıkarak çeviri eyleminin temellerini bütünüyle bu çeviri eyleminin amacı üzerine kurduğunu söyler (aktaran Tellioğlu 1998).

Çevirmenin sadece metni değil içinde bulunduğu durumu da çözümlemesi gerekir. Çeviride hep şu sorular öne çıkar: Ne, kim tarafından, kim için, ne zaman, nerede ve ne için çevrilir? Örneğin Vermeer ve Holz-Maenttaeri kuramsal çalışmalarında çevirinin anlamı ve amaç üzerinde durur. Başka bir deyişle çevirinin amacının, özgün yapıttan ayrıca belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü özgün metnin ve çeviri metnin okuyucusu ve kültürel ortamları farklıdır. Onlar farklı kültürlerin ve farklı dillerin içinde yaşarlar (Nord 1991:23).

Vermeer’e göre her çeviri bir eylemdir. Her eylemin bir amacı olduğuna göre çeviri eyleminin de bir amacı vardır kuşkusuz ve bu amaç çevirmenin kendisi tarafından belirlenir. Çeviri eylemlerinin amaçları çok çeşitlilik gösterebilirler. Sözgelimi bir çevirmen yabancı bir dilde ya da kültürde çok büyük önem taşıdığına inandığı bir eseri kendi kültürüne tanıtmayı amaçlamış olabilir. Bu durumda çevirmen, çevirisinde yabancılaştırıcı etki yaratacak bazı söyleyişleri özellikle kullanacaktır. Bir başka çevirmen, kendi kültürü içinde yer alan okuyucu kitlesinin eserdeki iletiyi, yani içeriği en iyi biçimde almasının çok önemli olduğunu düşünür. Bu nedenle orijinal metin içinde geçen bazı söyleyişleri kendi kültüründeki okuyucuların hemen algılayabileceği şekilde değiştirir (Aktaran Tellioğlu 1998).

Her çeviri eylemi sonunda ortaya çıkan çeviri metnin erek kültür içerisinde belli bir işlevi olacaktır. Skopos kuramına göre çeviri metnin erek kültürde en iyi biçimde işlev görmesi yine çevirinin amacına bağlıdır. Bir başka deyişle, çevirmen amacını belirlerken, yapacağı çevirinin erek kültürde nasıl bir işlev göreceğini saptamalı, çevirisini bu amaç ve hedeflediği işlev doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışmalıdır (Aktaran Tellioğlu 1998).

Skopos kuramında kültür kavramı belki de en çok vurgulanan kavramlardan biridir. Vermeer’e göre, çeviri eylemi bir iletişimsel gereklilik sonucunda ortaya çıkar. Burada söz konusu olan iletişim iki farklı kültür arasında gerçekleşmektedir. Bu durumda çeviri etkinliğini yalnızca bir kod aktarımı olarak görmek olanaksızdır. Çeviri etkinliğinin içinde farklı kültür katmanları rol oynamaktadır. Idio-kültürel katman, erek metin okuyucusunun kendi kişisel alışkanlıklarını ve düşüncelerini, kendi karakter özelliklerini içerir. Aynı okuyucu, Bir ailenin, bir kulübün, bir politik partinin üyesi olabilir, yani aynı zamanda bir dia-kültür içersinde yer alır. Öte yandan erek kültür okuyucusu millet, ülke ya da ırk/kabile gibi daha büyük bir topluluğun üyesidir. Bu da onun para-kültürel özelliğini gösterir. Bu bilgilerden yola çıkarak çevirmenin bütün bu kültürel katmanları, erek ve kaynak kültür arasındaki farklılıkları göz önünde bulundurması ve çevirisini buna göre yapması gerekmektedir (Aktaran Tellioğlu 1998).

Yukarıda değinilen noktalardan yola çıktığımızda Nord, Vermeer ve Holz-Maenttaerie’ye dayanarak çevirinin amacının özgün yapıttan farklı olduğunu; çünkü özgün metnin ve çeviri metnin okuyucusunun farklı olduğunu söylerken onların farklı dil ve kültürlerin içinde yaşadığına da dikkat çeker.

Vermeer’in, çevirmenin, çevirisinde yabancılaştırıcı etki yapacak bazı söyleyişleri özellikle kullanabileceğini, çünkü kendi kültürüne başka bir kültürde önem taşıyan eseri tanıtma amacı olabileceği tezini ele aldığımızda ise, metnin bu bölümünün, çeviri metnin okuyucusu için yeni bir bakış açısı, farklı bir kültürle karşılaşma getirmediğini söylemek gerekir. Ayrıca Vermeer, eserdeki iletinin, yani içeriğin okur tarafından en iyi biçimde alınmasının çevirmen için bir amaç olabileceğini; bu nedenle özgün metnin içindeki bazı söyleyişleri kendi kültürü içindeki okuyucuların hemen algılayabileceği şekilde değiştirebileceğini de söylemektedir. Buradaki incelememiz açısından benzer ilintileri, çeviribilimsel kuramcılar arasında önemli yeri olan bir diğer kuramcı olarak Toury’ye de bağlamak olanaklı. Kısaca belirtmek gerekirse Toury’e göre, çevirinin, özgün yapıtla aynı dizgesel yeri paylaşması söz konusu değildir. Fiziksel olarak yan yana gelseler bile böyle bir şey söz konusu değildir. Bu, çevirinin özgün yapıttan ayrıldıktan sonra onunla hiçbir ilgisi kalmayacağı anlamına gelmeyeceği gibi, yeri gelirse, kaynak metinle bile ilgili bir konuma geçebilir. Sözkonusu metin, genetik olarak çeviri kalsa bile etkileme sürecine giren bir varlık (ürün) olarak artık çeviri sayılmaz. Kuşkusuz, bu çevirinin özgün metin (yapıt) üzerinde tesiri (etkisi) olacağı anlamına gelmez. Artık belirli bir (erek) ekinin ürünüdür ve kendine özgülük kazanması da kesinlikle bu nedenden ötürüdür (Toury 1995:23-31).

 Çeviri çocuk edebiyatı tarihine baktığımızda kaynak metinlerin çoğu zaman çeviri metinde müdahaleyle karşılaştığını görmemiz olanaklıdır. Bu konuda en tipik örnekler Robinson Crusoe, Gülliver’in Maceraları, Alis Harikalar Diyarında’dır. Shavit bu konuda şunları söyler:

“Eğer bir metin, çocuklara izin verilen ya da yasaklanan şeylere uygun değilse, ya da metin çevirmene göre çocuklar tarafından anlaşılamayacaksa, çoğu kez büyük değişikliğe uğrar” (Shavit 1991 :23). İdeolojik bakış açıları da metne müdahale durumları yaratmıştır. Campe, Robinson Crusoe‘yu Emile adlı yapıtında bu kitabın doğayla olan bireysel mücadeleyi sergilediğini söyleyen Rousseau’dan etkilenerek çevirmeye karar vermişti. Metni Rousseau’nun ideolojine göre düzenlemek için, onu ideolojik bakış açısından tamamen değiştirmek zorunda kalmıştı; çünkü Defoe, kitabında Rousseau’nunkiyle çelişen burjuva özelliklerini ve sömürgeci değerleri sunmuştu. Nitekim, özgün metinde Robinson Crusoe adaya Batı ekinin tüm simgeleriyle (silah yiyecek, İncil, vb.) gelip doğayı denetlemeyi başarırken, Campe’nin çevirisinde adaya çırılçıplak gelir (ateşi bile kendisi üfleyerek körükler) ve doğanın içinde yaşamayı öğrenmesi gerekir (Shavit 1991 :24).

Çocuğun sosyal ve kültürel olarak savunmasız bir konumda olması, ayrıca kültürel ve ahlaksal normlardaki farklılıklar, ulusal değerler, çocuğun alımlama koşulları, çocuk edebiyatı çevirisinin göz önüne alınması gereken noktalarından bazılarıdır. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir nokta daha vardır. Kaynak metnin bütünü hedef kitle için çok yeni düşünceler oluşturabilir. Çevirmen ve yayıncı bu düşüncelerin kendi hedef kitlesi için de önemli olduğunu düşünüyorsa o zaman metnin bütünsel değeri ön plana çıkacaktır. Yine de metnin içinde kendi hedef kitlesi açısından alımlama sorunları yaratabileceğini, metnin bütünsel anlamının kaymasına yol açabileceğini düşündüğü bölümler varsa çevirmen bu noktada karar vermek durumundadır (Neydim 2003: 117).

Bütün bunlardan yola çıkarsak çocuk edebiyatı çevirisinde metne müdahalenin, uyarlama ve kısaltmaların mümkün olabileceğini söylemek tarihsel bir gerçeklik olduğu kadar bilimsel bir gerekliliktir. Ancak bu müdahaleler çevirmenin keyfine göre değil yukarda sayılan gerekçeler çerçevesinde yapıldığında haklılık kazanır. Çevirmen metne değil metin içersinde okuru etkileyecek, onun okumasını tökezletecek yerlerde metnin bütünlüğünü bozmaksızın müdahalede bulunur. Bu aynı zamanda metni okunur kılmak için yapılır ve metne sadakatsizlik değil, tersine ona duyulan saygıdır.

Bu duruma en somut örnek Küçük Prens çevirileridir. Exupery, metninin bir yerinde, 1920 yılında bir Türk diktatörünün halkına ölüm cezasıyla korkutarak batılılar gibi giyinmeye zorladığından söz eder. Türkçe çevirilerine baktığımızda bu bölümün yumuşatıldığını görürüz. Çevirmenler okur açısından tökezletici olabilecek yere müdahale etmişlerdir.

“Bir dediği dedik Türk önderi,”  Tomris Uyar; “Buyurgan bir Türk Hükümdarı,” Nihal Yeğinobalı; “Dediği dedik sınırsız yetkili Bir Türk başkanı,” Selim İleri; “Bir Türk lideri,” Fatih Erdoğan; “Büyük ve değerli komutan Atatürk,”  Emel Tanver; “Bir Türk yönetici,” Cemal Süreyya; “Dediği dedik bir Türk önderi,”  Azra Erhat (krş. Neydim,2005).

Exupery’nin metninden yola çıkarsak, eğer yazar kıyafet devriminden bahsediyorsa tarih yanlıştır. O zaman çevirmen tarihi düzeltecek midir? Eğer Atatürk’ten bahsediyorsa, ki çevirmenler bile bu konuda hemfikir değildir, hiçbir çevirmen ve yayıncı böyle bir metni kendi çocuk okuruna sunamaz. Öncelikle çocuğun tarihsel ve kültürel değerlerine saldırı anlamını taşır ve böyle bir metin çocuğa verilemez.  Exupery için önemli olan kendi hedef kitlesidir ve bu hedef kitlesinde söylenenler asla rahatsızlık verici olmayacaktır ve yazarın asıl söylemek istediği doğru anlaşılacaktır. Yazar, yazdıklarıyla Batı toplumunu eleştirmektedir. Türk okur açısından bakıldığında bu bölüm, anlatılmak istendiği gibi kesinlikle anlaşılmayacak ve metin bu bölümden sonra işlemeyecektir. Bu durumda metnin bütünü çocuk için anlam taşıyacaksa ve bu nedenle metinden vazgeçmek doğru olmayacaksa o zaman bu bölüme metnin bütününe zarar vermeyecek şekilde müdahale edilir ve bu şekilde çocuğa ulaştırılır. Öyle de yapılmıştır ve metin çocuk edebiyatında hak ettiği yeri almıştır.

Günümüz çeviri çocuk edebiyatında asıl tartışmamız gereken bu alandaki yeni anlayışların çocuk edebiyatımıza taşınmasıdır. Her ne kadar bu yönde çalışmalar yapılıyor olsa da yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Günümüz çeviri çocuk edebiyatı klasiklerin iktidarında kalmıştır.  Ayrıca bu alanda verilen ürünler de her türlü denetimden uzaktır. Çeviri eleştirisi yapanların sözcüklere takılmak yerine bu tür çevirilerdeki metnin bütününe bakıp ne tür metinlerin çocuğa ulaştırıldığına dikkat etmesi kanımca daha yararlı olacaktır.

Kaynakça: 

KURULTAY, Turgay: Probleme und Strategien bei der Kinderliterarischen Übersetzung, Kinderliteratur im interkulturellen Prozess, Ewers, Hans Heino/Lehnert, Gertrud/O’Sullivan Emer; Verlag J.B. Metzler, 1994, Stutgart, s.198.

NORD, Cristiane: Text Analysis in Translation. Theory, Methodology and Didactic Application of a Model For Translation-Oriented Text Analysis,1991, Amsterdam.

NEYDİM, Necdet: Çocuk Edebiyatı, Bu Yayınevi, 2000, İstanbul .

NEYDİM, Necdet:  “Küçük Prens Çevirilerindeki Çevirmen Kararlarına Erek Odaklı Bakışla Karşılaştırmalı Bir İnceleme,”  Alman Dili ve Edebiyatı Dergisi, sayı: XVII, 2005, İstanbul.

SHAVİT, Zohar: Çocuk Yazını Çevirisinin Yazınsal Çoğuldizgedeki Konumu açısından Belirlenmesi, Metis Çeviri, 1991 Bahar, s. 19-24.

TOURY, Gideon: Descriptive Translation Studies and Beyond, 1995, s. 23-31

TELLİOĞLU, Banu: “Hans Vermeer’in Skopos Kuramında Görecelilik Kavramının Yeri ve Bu Kavramın Çeviri Eleştirisine Yansımaları, Görece-Görecelilik,” Çeviribilim ve Uygulamaları, Ankara 1998. s. 159-166.

ÜSTER, Celal: “Yeryüzü Kitaplığı,” Radikal Kitap Eki, 06.02.2006.

HOMEROS: Odisseia, çocuklar için uyarlayan, Jane Werner Watson, İngilizce aslından çeviren: Celal Üster, Can Çocuk, İstanbul, 2004.

HOMEROS: İlyada, çocuklar için uyarlayan, Jane Werner Watson, İngilizce aslından çeviren: Celal Üster, Can Çocuk, İstanbul, 2005.

(Varlık , Temmuz 2006.)

DOSYA: ÇEVİRİNİN SINIRLARI VE ÇEVİRMENİN SORUMLULUKLARI

Giriş Yazıları: Çevirinin Sınırları ve Çevirmenin Sorumlulukları – Dilek Dizdar * “Şair Kadar Çevirmen Var” – Sabri Gürses * Yazılar: Çeviri Eğitimi – Ayşe Nihal Akbulut * Şiiri Şairler Çevirmeli – N. Berrin Aksoy * Çevirmen Bütün Vücuduyla Çevirir – Şebnem Bahadır * Avrupamerkezcilikten Uzak Çeviri – Özlem Berk * Aşk Dört Harfli Bir Sözcüktür! – Alev Bulut * Kültür ve Düşünce Metinleri Çevirmenliği – Elif Daldeniz * Uzmanlık Çevirisi – F. Sâkine Eruz * Çevirinin Ötekisi – Theo Hermans * Çevirmen Makine mi? – Ülker İnce * “Farklı” Dünya Görüşleri, “Farklı” Çeviriler… Ve Kuran Çevirileri – Ayşe Banu Karadağ * Çeviribilime İhtiyaç Duyanların Çevirmenler Olması Gerek – Turgay Kurultay * Çeviriye Bilimsel Bakış Ve Türkiye’deki Gelişmeler – Turgay Kurultay * Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine – Necdet Neydim * “Yerelleştirme”nin Tanımı – Işın Bengi Öner * Popüler Kültür ve Çeviri – Betül Parlak * Çevirmenin Özgürlüğü – Çağlar Tanyeri * Çeviribilim Açısından Edebiyat Çevirisi – Çağlar Tanyeri

Daha fazla Kuram
“Yerelleştirme”nin Tanımı

Her sınır, kapatılan her sınır, geçilmemesi gereken sınır olmayabilir. Çeviribilim yerelleştirmeye Holmes’un sözünü ettiği paradigmalar ve modellerle çözüm üretemez mi? Yeni bir bilim dalı ütopyası ve iletişim kanallarına gereksinim mi var? Yoksa çeviribilimde bir “ilerleme” mi yaşadıklarımız?

Kapat