“Yerelleştirme”nin Tanımı

Posted by on Haziran 1, 2006 in Kuram, Tarih

Çevirinin ve çeviribilimin alanı yeni teknolojilerle birlikte giderek genişliyor. Yeni teknolojilerden söz ettiğimizde çeviri bağlamında ilk aklımıza gelen alan yerelleştirme. Ancak yerelleştirme açısından baktığımızda çeviri yerelleştirmenin bir alt alanı? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çeviribilim, çeviri , yerelleştirme ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Öncelikle iki farklı duruma değinmek istiyorum.

Birinci durum :

1960’lı yıllar.. Bir ofis odası.. Birkaç masa.. Fasit daktilolar.. Daktilo silgileri.. Karton dosyalar.. İçlerinde çeviri ve özgün metinlerin dosyalandığı.. Sözlükler.. Sayfaların aralarına yerleştirilmiş kağıtlar.. Üzerlerinde sözlüğe ilave sözcük girişleri, kullanımları yazılı..

Birkaç çevirmen.. Kolej mezunu veya dil bilen.. Kolej mezunundan belki daha az dile hakim ama çeviri işini seven, çeviri yoluyla dilbilgisini geliştireceğine inanan.. Telefon.. Faks.. Hesapların tutulduğu bir defter..

1960’lı yıllarda sadece Türkiye’de değil, dünya standardında bir çeviri bürosu bu resmetmeye çalıştığım.

İkinci durum:

2000’li yıllar.. Bir şirket binası.. Onlarca bilgisayarın bağlı olduğu ağlar.. Farklı kanallardan hızlı internet erişimi.. Elektronik kitaplık.. Sözlüklerden, ansiklopedilerden oluşan.. Veri bankaları..

Bilgisayar destekli çeviri araçları.. Proje yönetimi araçları.. Şirketin üstlendiği çevirilerin dökümünü veren, hangi projenin ne aşamada olduğunu gösteren, hangi çevirmenlerin hangi projelerde çalıştığını listeleyen.. Projenin muhasebe hesaplarını çıkartan..

Hepsi üniversite, hatta pek çoğu çeviri bölümü mezunu çevirmenler, mühendisler.. Çevirmen, proje yöneticisi, dil mühendisi, kalite kontrol uzmanı olarak çalışan..

Ve işletme müdürleri.. Pazarlama müdürleri..

2000’li yıllarda dünya standardında bir çeviri şirketi, yerelleştirmeyle uğraşan.. Ya da yerelleştirme şirketi çeviriyle uğraşan..

Bu iki farklı durumu arka plana yerleştirdikten sonra sorunuzun yanıtını aramaya başlayacağım. Bir çıkış yolu belki çeviri, çeviribilim ilişkilerine yerelleştirmeyi merkeze alarak inceleyebiliriz. İlkin çeviribilimin adı ve bu adın doğasına bir bakalım.

James S. Holmes “The Name and Nature of Translation Studies” (1988) adlı makalesinde özetle şöyle der:

Yeni bir sorun ya da sorunlar dizisiyle karşılaşıldığında komşu alanlardan araştırmacılar kendi alanlarında sorunlara yanıt veren paradigma ve modellerle sorunları çözme yarışına girerler. Bazı durumlarda bu paradigma ve modeller kısmen de olsa işe yarar . Bu gibi durumlarda ilgili konuyu ve sorunsalı kendi alanları içinde ele alırlar. Bazı durumlarda ise eldeki paradigma ve modeller yeterli sonuç elde etmeyi sağlamaz ve araştırmacılar soruna çözüm üretmek için yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerektiğini fark ederler.

[…] Bu durumda yeni iletişim kanallarının ve yeni bir “bilim dalı ütopyası”nın oluşturulması gerekmektedir. (67)

Gerçekten de çeviri bağlamında karşılaşılan sorunlar, sözgelimi filologlar, edebiyatçılar, dilbilimciler ya da başka bilim dallarından araştırmacılar tarafından o alanlarda kullanılan paradigmalar ve modeller çerçevesinde ele alınıyordu. Sorunlara çözüm üretildiği sürece, çeviri o bilim dallarının altında bir yere yerleştiriliyordu. Holmes ise çeviri için yeni iletişim kanallarının ve bilim dalı ütopyasının oluşturulma vakti geldiğini düşünüyordu.

Bu yeni bilim dalının adı için önerisi Türkçe’de birleşik sözcük olarak “Çeviribilim” dediğimiz “Translation Studies” ve alanları da kuramsal alan, betimleyici alan ve uygulamalı alan. Açık uçlu olan bu model, betimleyici alanını eşsüremli ve artsüremli olarak her türlü çeviri olgusuna açık tutar: bilinen çeviri türlerine ya da günün birinde ortaya çıkabilecek herhangi bir çeviri olgusuna. Holmes’un oluşturduğu bu model ya da bu modeli temel alarak daha sonra ileri sürülen kimi kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde yapılan betimleyici çalışmalar bizlere çeviribilimin her türlü çeviri olgusuna bünyesinde yer verebildiğini göstermiştir.

Ama gariptir ki her yeni konu çıktığında, bu konuya “çeviribilim” içinde bir yer vermekten çok, konu içinde “çeviri” eylemi bulunuyorsa, eyleme bir alt konu olarak yaklaşma eğilimi ağır basar. Günümüzde çeviri alanında önemli bir yeri olan “yerelleştirme”yi de bu konumda görüyorum. “Yerelleştirme”de çeviriye neden bir alt konu olarak yaklaşıldığını anlamak için “yerelleştirme”nin ne olduğuna bir bakalım.

“Yerelleştirme” için tek bir tanım vermek zor. Ama ana hatlarıyla yazılım ve örün ürünlerinin ulaşacağı kitleye göre kullanıma hazır hale getirilmesi diyebiliriz. Bert Esselink A Practical Guide to Localization adlı kitabında malzemenin bir dilden diğer bir dile aktarılması, terminoloji araştırmasının yapılması, düzelti sayfa işleriyle sınırlı gördüğü “geleneksel çeviri” izlencesi ile “yerelleştirme” arasındaki fark olarak “yerelleştirme”de çok dilli proje yöneticiliği, yazılım, internet üzerinden yardım mühendisliği ve test etme, çevrilen belgelerin farklı formatlara aktarılması, çeviri bellek araçlarının kullanılması ve yönetimi, çeviri stratejisi danışmanlığından söz eder. Esselink’in değindiği bir başka fark da, geleneksel çeviri izlencelerinin çeviri bittikten sonra başlaması, yerelleştirmede ise yerelleştirilecek ürün üretilirken çeviri sürecinin eşsüremli olarak devam etmesi gösterilir. Bu saydıklarım gerçekten de alışılagelmiş, geleneksel bir çeviri işinin ele alınmasından çok farklı. Bir yerelleştirme projesi, proje yöneticiliği, yazılımın, örün ürününün çevirisi ve mühendisliği, belgelerin çevirisi ve masa üstü düzenleme, yerelleştirme ürününün işlevsel olarak test edilmesi vb süreçleri kapsıyor. Bu gibi projelerde çevirmenler ve mühendisler işbirliği yaparak çalışıyorlar. Çevirmenlerden anadillerine hakimiyetin yanı sıra, ileri düzeyde bilgisayar ve bellek destek araçları kullanım becerisi, alan bilgisi, programlama, zamanlama, bütçe konularına uzmanca yaklaşım, terminoloji yönetimi bilgisi bekleniyor. Böyle bir çerçevede, Esselink çeviri ve yerelleştirme farkını vurgulamak için çeviri eylemini şöyle tanımlıyor:

Çeviri, yerelleştirme içindeki izlencelerden sadece biridir. Çevirinin yanı sıra yerelleştirme projesinde proje yöneticiliği, yazılım mühendisliği, test etme ve masaüstü yayıncılık gibi başka pek çok iş söz konusudur. (4)

Bu değindiğim noktalar çeviri gerçeklerine yönelik bazı yeni durumlara işaret ediyor kuşkusuz. Yerelleştirme süreçlerindeki farklı boyutları görmemek mümkün değil. Ancak bunların bendeki çağrışımları farklı. Örneğin 1960’lı yıllarda film çevirisi bağlamında çevirmenden sadece diyalog metninin çevirisi istenirdi. Çevirmen çeviriyi yaparken filmi seyretmezdi Bunun, çevirmenin işi olmadığı düşünülürdü. Ya da çeviri bölümleri yeni kurulduğunda, örneğin, şiir çevirisinin öğretilemeyeceği düşünülürdü. Ya da kabaca “mealen” çeviri yapıyor olarak etiketlenmiş bir velud çevirmenin çevirileri üzerine araştırma yapmak “saygın” olarak kabul görülmeyebilir ve ciddiye alınmayabilirdi.

Belki bu verdiğim örnekler biraz farklı gibi duruyor. Ama benim açımdan çok farklı değil. Her sınır, kapatılan her sınır, geçilmemesi gereken sınır olmayabilir. Çeviribilim yerelleştirmeye Holmes’un sözünü ettiği paradigmalar ve modellerle çözüm üretemez mi? Yeni bir bilim dalı ütopyası ve iletişim kanallarına gereksinim mi var? Yoksa çeviribilimde bir “ilerleme” mi yaşadıklarımız?

Hans J. Vermeer, “Translation Today: Old and New Problems” (1994) adlı makalesinde ilerlemenin dört ayrı tanımına işaret eder, kimi sorunları ola ki çözmeye muktedir ama kimi sorunlara çözüm üretememiş. Çözüm üretilemeyen kimi sorunlar için “ilerleme” bağlamında bir beşinci tanım getirir:

Daha sonraki nesillerin yararlanabileceği yeni sonuçların çıkartılabilmesi için bir kuramın son gelişmeler ışığında yeniden yorumlanması. (9)

Vermeer’in sözünü ettiği bu ilerleme tanımı başka öğelerin yanı sıra, çözüme de işaret ediyor. Her kuramı, her durum için kullanamayız kuşkusuz. Ama açık uçlu, kapsayıcı göreceli, betimlemeye açık kuramlara yeni gelişmeler ışığında, yeniden yorum getirip bilim dalının bu yeni gelişmelere nasıl yaklaşabileceğine bakmamız gerekir.

Kısaca, 1960’lı yıllardan 2000’li yıllara çeviri alanında sürdürdüğüm bir yolculuğun yönlendirmesiyle, biraz sezgisel, biraz görgül olarak yerelleştirmenin hem çeviribilime çok şey katmakta hem de çeviribilimden çok yönlü yararlanmakta olduğunu görüyorum. Ya da en azından böyle bir gizilgücün farkındayım. Yerelleştirmenin, çeviribilim ve çeviriyle ilişkisini bir üst-alt ilişkisi olarak görmek yerine dallararasılığı gerektiren bir ilişki olarak görmek sağlıklı olur. yukarıda Vermeer’in ilerlemeye getirdiği yeni tanım doğrultusunda, Holmes’un yine yukarıda alıntıladığın bölümün satıraralarına inebilirsek dallararasılığın çeviribilimde ne denli önemli olduğunu anlarız.

İlişkileri betimlemek ne kadar da zor… Çevirileri anlamaya çalışmak, birçok boyutu göz önünde bulundurmamızı gerektiriyor. Şebnem Bahadır’ın bir araştırması şu başlığı taşıyor: “ Çeviriyorum, Öyleyse Tek Kültürün Ötesinde, İki Kültürün Arasında, Üçüncü Kültürün Ortasındayım” (2004). Çevirmen yerelleştirme eylemini de tek kültürün ötesinde, iki kültürün arasında, üçüncü kültürün ortasında sürdürüyor. Galiba öncelikle yapmamız gereken bu üçüncü kültürün ortasında oluşan yerelleştirme eylemlerini çeviribilimin sağladığı araçlarla betimlemeye, anlamaya çalışmak. Gerisi sonra..

Kaynakça:

Bahadır, Şebnem (2004). “Çeviriyorum, Öyleyse Tek Kültürün Ötesinde, İki Kültürün Arasında, Üçüncü Kültürün Ortasındayım”. Varlık. 1155. 24-29.

Bengi-Öner, Işın (2006). “Çeviribilimde Bir Konu Olarak Yerelleştirme. Yerelleştirmede Bir Konu olarak Çeviri”. Okan Üniversitesi Çeviribilim Seminerleri 2005-2006. Okan Üniversitesi Hasanpaşa Kampüsü Toplantı Salonu 5 Ocak 2006.

Esselink, Bert (2000). A Practical Guide to Localization. Amsterdam. Philadelphia: John Benjamins.

Holmes, James S. (1988). “The Name and Nature of Translation Studies”. Translated! Papers on Literary Translation and Translation Studiesiçinde. Amsterdam. Rodopi.

Vermeer, Hans J. (1994). “Translation today: Old and new problems”. Translation Studies: An Interdiscipline (ed. Snell-Hornby, Mary, Franz Pöchhacker and Klaus Kaindl).

(Varlık , Haziran 2006.)

DOSYA: ÇEVİRİNİN SINIRLARI VE ÇEVİRMENİN SORUMLULUKLARI

Giriş Yazıları: Çevirinin Sınırları ve Çevirmenin Sorumlulukları – Dilek Dizdar * “Şair Kadar Çevirmen Var” – Sabri Gürses * Yazılar: Çeviri Eğitimi – Ayşe Nihal Akbulut * Şiiri Şairler Çevirmeli – N. Berrin Aksoy * Çevirmen Bütün Vücuduyla Çevirir – Şebnem Bahadır * Avrupamerkezcilikten Uzak Çeviri – Özlem Berk * Aşk Dört Harfli Bir Sözcüktür! – Alev Bulut * Kültür ve Düşünce Metinleri Çevirmenliği – Elif Daldeniz * Uzmanlık Çevirisi – F. Sâkine Eruz * Çevirinin Ötekisi – Theo Hermans * Çevirmen Makine mi? – Ülker İnce * “Farklı” Dünya Görüşleri, “Farklı” Çeviriler… Ve Kuran Çevirileri – Ayşe Banu Karadağ * Çeviribilime İhtiyaç Duyanların Çevirmenler Olması Gerek – Turgay Kurultay * Çeviriye Bilimsel Bakış Ve Türkiye’deki Gelişmeler – Turgay Kurultay * Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine – Necdet Neydim * “Yerelleştirme”nin Tanımı – Işın Bengi Öner * Popüler Kültür ve Çeviri – Betül Parlak * Çevirmenin Özgürlüğü – Çağlar Tanyeri * Çeviribilim Açısından Edebiyat Çevirisi – Çağlar Tanyeri

Daha fazla Kuram, Tarih
Uzmanlık Çevirisi

Teknik çeviri yazınsal çeviri kadar görünürlük kazanmıyor. Oysa bunlar örtüşen, birbirini kesen ve içeren çeviri alanları. Sizce teknik çevirinin, sözgelimi...

Kapat