Çevirinin Sınırları ve Çevirmenin Sorumlulukları

Posted by on Haziran 1, 2006 in Eğitim, Kuram

  • Share on Tumblr

Çevirinin, farkında olsak da olmasak da yaşamımızın her alanında yer aldığı, düşünce yapılarımızı biçimlendirdiği, kimi zaman güç aracı olarak kullanıldığı bir çağda yaşıyoruz. Çağımız kültürler ve diller arası iletişimin vazgeçilmez olduğu bir çağ ise, çevirinin de vazgeçilmez olduğu bir çağdır. Öyleyse çevirinin doğası, etkileri, sorunları üzerinde düşünmek de çevirinin kendisi kadar kaçınılmaz oluyor. Çağdaş çeviri kuramının görevi, Hans J. Vermeer’in “çeviri yaptığımız dünya” kitabının başlığında özetleniyor: Çeviriyi ortamı içinde düşünmek.

Salt niceliksel olarak bakıldığında bile çevirinin dünyada giderek daha fazla yer kapladığını görebiliyoruz. Küreselleşmeyle bağlantılı olarak ürün ve hizmetlerin dünya çapında satışa sunulması, bununla ilgili getirilen yasal düzenlemeler, internetin giderek yaygınlaşması, bilgisayar yazılımlarında görülen artış ve bunların yerelleştirilmesi yani çevrilmesi gereği, özel film kanalları için çevrilen yabancı filmlerin sayısı vb. koşullar düşünüldüğünde bu gelişmenin nedenleri anlaşılıyor.

Niceliksel büyümeye koşut görülebilecek bir başka gelişme de, çevirinin doğasıyla ilintili. Çevirilerin sayısı artıyorsa etkisi de büyüyor demektir. Çeviri her zaman belli düşünce yapılarının yerleştirilmesinde, toplumların biçimlendirilmesinde araç olarak kullanılagelmiş. Günümüzde de çevrilen kaynakların seçiminden tutun medyada, diplomasi ve politikada yapılan çevirilerin koşullarına ve kullanılan yöntemlere kadar çevirinin bizi farkında olalım ya da olmayalım pek çok açıdan etkilediği açık. Günümüzde çeviriyi ve çeviri kuramını düşünürken kuşkusuz bu etki ve etkileşimi gözardı edemeyiz. Başka bilim dallarındaki gelişmelere koşut olarak çağdaş çeviri kuramlarında odak noktalarının değişmesi, değişen bu koşullar düşünüldüğünde son derece doğal. Son yıllarda etik tartışmalarının çeviribilimin gündemine oturması da rastlantı değil.

Çeviriye etik bir yaklaşımın önkoşulu, belki buna ‘temel etik ilke’ diyebiliriz; çeviriyi fark etmektir. Bu ilginç gelebilir, çünkü çeviri etiği tartışılırken genelde çevirmenin etiği tartışılır, daha doğrusu, çevirmenin neyi nasıl yapması gerektiği, ne tür ilkeler benimsemesi gerektiği konuşulur. Ben büyüteci biraz da çeviribilim dışındaki alanlarda, çeviri uygulamalarının yer aldığı, çeviri hizmetlerinin kullanıldığı ortamlardaki kişi ve kuruluşlar üzerinde gezdirmek gerekir diye düşünüyorum. Bu da çeviriyi dünyası içinde algılamanın salt çeviribilimin görevi olmadığı anlamına geliyor. Çeviriye ilişkin temel etik ilke dediğim de yalnızca çevirmenleri ve çeviribilimcileri ilgilendiren bir ilke değil demek ki.

Çeviriyi fark etmek, çevirinin farkında olmak, çevirinin çeviri olduğu konusunda bir bilince ulaşmak ne demek?

Çevirinin dil yapılarının, sözcüklerin bir kıyıdan diğerine taşındığı diller arası bir aktarım olmadığını aslında bilmeyen kalmadı. Çeviribilimde dilbilimsel paradigmadan ‘kültürel paradigmaya’ geçişin yaşanmasından bu yana yaklaşık 30 yıl geçti. Bir yandan Toury, Even-Zohar, Lefevere gibi kuramcılar çeviri olgusunu ürün odaklı bir bakış açısıyla incelerken toplumsal ve kültürel öğelerin önemine, bunların bir toplumun çoğuldizgesi içinde başka dizgelerle etkileşimine dikkat çekerken, başta Vermeer ve Göhring olmak üzere, Holz-Maenttaeri, Hönig ve Nord gibi çeviribilimciler de konuya çevirmen ve süreç açısından yaklaşarak çevirinin diller arası değil, öncelikle kültürler arası bir eylem olduğunu vurguladılar. Daha sonra yapısalcılık sonrası ve yapı sökümcü çalışmalar da çeviribilime yansımaya başladı. Venuti, Arrojo ve Davis gibi çeviribilimciler kültürlerarası iletişimde asimetrik güç dengelerini ve bunların çeviribilim açısından önemi üzerinde durmaya başladılar. Kültürü, tarihsel ve bütünlüklü bakış açısını vurgulamalarının yanı sıra saydığım yazarların önemli bir ortak yanı, metin kavramına, okuma ve yorumlama süreçlerine yaklaşımları. Aslında bu, çeviribilime özgü bir şey değil. Metnin, doğası ne olursa olsun, kendi içinde saklı ve okur tarafından yalnızca keşfedilmeyi bekleyen tek bir anlamı olmadığı, anlam dediğimiz şeyin okuma sürecinde oluştuğu görüşü yıllar önce çeviribilim dışında pek çok alanda benimsenmişti. Sosyal bilimlerde, felsefede, yazın kuramlarında gözlemlenen bu gelişme içinde giderek çeviribilimde doğa bilimlerine de yeni göndermeler yapılmaya başlandı. Daha önce pozitivist bakış açısını ödünç alan çeviribilimciler, bu kez anlamın kayganlığını, okurun yaratma sürecindeki karmaşıklığı vurgulamak için fizikten nörobiyolojiye pek çok alandan destek almaya başladı. Örneğin bedenin, biyolojik etkenlerin ve duyguların us ile etkileşimini gözler önüne seren Antonio Damasio gibi bilimciler insanda algılama, karar alma süreçlerinin ve insanın her tür eyleminin ne denli karmaşık yapıda olduğunu anlatırken çeviriye yaklaşımda bunu “al, orda ne varsa oku, anlat” türünde bir talebe, “orda ne varsa başka dile aktar” şeklinde bir çeviri ilkesine indirgemenin ne denli yersiz olduğu, pek çok sorun doğurduğu ortada. Günümüzde bu karmaşık yapının herkes farkında gibi görünüyor. Böyleyse çevirinin ne olduğu, ya da en azından ne olmadığının da farkında olmalı çoğunluk.

Ancak bir kitap üzerine tanıtıcı bir yazı yayınlayan eleştirmenimiz yazarın dilini göklere çıkarırken çevirmenin adını dahi geçirmiyorsa, dilin akıcılığını, biçem özelliklerini doğrudan yazara mal edebiliyorsa bu, çevirmenle birlikte çeviriyi yok saydığı anlamına gelir. Bu ve benzeri örnekler çevirinin işleyişiyle ilgili farkındalık şöyle dursun çeviri olgusunun süreciyle, çevirmeniyle tümden unutulduğunu gösterir. Çeviriyi unutmak yalnızca emeğe saygı açısından değil, pek çok başka nedenle de sakıncalı, hatta tehlikeli olabilir. Önümüze konan, okuduğumuz, dinlediğimiz, izlediğimiz haberler, televizyon programları (dizilerden yarışma program formatlarına), bilgisayar yazılımları vs, özetle her gün kendi dilimizde algıladığımız, kimi zaman istesek de istemesek de okuduğumuz, dinleyip izlediğimiz pek çok ürünün ardında bir çeviri sürecinin olduğunu unutursak beğenilerimizin, politik görüşlerimizin başka yerlerden geliyor olabileceğini, arada bir okuma, bir yorum sürecinin daha bulunduğunu gözden kaçırıyoruz demektir. Bir okurun, bilinçli bir bireyin eleştirel bir bakış açısı geliştirebilmesi için çeviri konusunun farkında olması gerekir. Ancak “çevirmen şurada şu sözcüğü değiştirmiş, şunu koymuş, şunu çıkarmış” demek çeviriye ilişkin farkındalık değildir, tersine çeviri olgusunu çeviri yapılan dünya içinde yeterince düşünmemiş olmanın göstergesidir. Çeviribilim, çeviriyi görünür kılmak ve tartışmak için gerekli çerçeveyi sunuyor. Çeviriyi unutmamak ilkesi ise çeviriyi kullananlar, yani toplum içindeki herkes için geçerli bir etik tutum olacaksa çeviri üzerinde duranların (eleştirmenler, yayınevleri, piyasada, mahkemelerde vs. çevirmenlerle çalışanlar) çeviribilimdeki gelişmelerin de bir parça farkında olmaları beklenmelidir.

Yeni bir çeviribilim dosyası oluşturma fikri, çeviriyle ilgili tartışmaları her zaman yakından izleyen ve internette yayımladığı çeviribilim dergisi aracılığıyla herkesin erişimine sunan, bu yolla sözünü ettiğim farkındalığın gelişmesine önemli katkı sağlayan Sabri Gürses’le yazışmamız sırasında oluştu. Çeviribilimcilere çeviri eğitiminden çeviri eleştirisine, ideolojik etmenlerin rolünden az bilinen çeviri türlerine uzanan sorular soralım dedik. Çevirinin ve çeviribilimin çeşitliliğini az da olsa yansıtabilsek ne iyi olur diye düşündük. Dosyanın ortaya çıkmasını Sabri Gürses’in emek ve enerjisine borçluyuz. Varlık dergisi editörü Enver Ercan’a ise çevirmenler ve çeviribilimciler adına konuya gösterdiği ilgi, verdiği önem için teşekkür etmek istiyorum.

Dosyayı çok sesli bir koro olarak düşünüyorum. Her ses kendi başına anlamlı, farklı, ama ortak bir ezgileri var. Türkiye’de çeviribilim çalışmalarının zenginliği konusunda küçük de olsa bir fikir vermesi dileğiyle.

(Varlık , Haziran 2006.)

DOSYA: ÇEVİRİNİN SINIRLARI VE ÇEVİRMENİN SORUMLULUKLARI

Giriş Yazıları: Çevirinin Sınırları ve Çevirmenin Sorumlulukları – Dilek Dizdar * “Şair Kadar Çevirmen Var” – Sabri Gürses * Yazılar: Çeviri Eğitimi – Ayşe Nihal Akbulut * Şiiri Şairler Çevirmeli – N. Berrin Aksoy * Çevirmen Bütün Vücuduyla Çevirir – Şebnem Bahadır * Avrupamerkezcilikten Uzak Çeviri – Özlem Berk * Aşk Dört Harfli Bir Sözcüktür! – Alev Bulut * Kültür ve Düşünce Metinleri Çevirmenliği – Elif Daldeniz * Uzmanlık Çevirisi – F. Sâkine Eruz * Çevirinin Ötekisi – Theo Hermans * Çevirmen Makine mi? – Ülker İnce * “Farklı” Dünya Görüşleri, “Farklı” Çeviriler… Ve Kuran Çevirileri – Ayşe Banu Karadağ * Çeviribilime İhtiyaç Duyanların Çevirmenler Olması Gerek – Turgay Kurultay * Çeviriye Bilimsel Bakış Ve Türkiye’deki Gelişmeler – Turgay Kurultay * Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine – Necdet Neydim * “Yerelleştirme”nin Tanımı – Işın Bengi Öner * Popüler Kültür ve Çeviri – Betül Parlak * Çevirmenin Özgürlüğü – Çağlar Tanyeri * Çeviribilim Açısından Edebiyat Çevirisi – Çağlar Tanyeri

  • Share on Tumblr
Daha fazla Eğitim, Kuram
Çeviri Eğitimi

Çeviri eğitimi yoluy...

Kapat