Popüler Kültür ve Çeviri

Posted by on Haziran 1, 2006 in Kuram

Kültürlerin iç dinamiklerinin ve/veya kültürler arası ilişkilerin şekillendirdiği bir çeviri politikasından söz edilebilir mi? Böyle bir çerçevede popüler kültür çevirileri, sözgelimi Amerikan popüler kültürünün çevirileri nasıl yer almaktadır?

 

Bu gerçekten önemli bir soru. Tatmin edici ve güvenilir bir yanıt vermek için çok ciddi çalışmalar yapmış olmak gerekiyor. Üstelik yüzeysel ve tekil çalışmalarla yetinmeden, betimleyici, tüketici, çeşitli dönemlere ve kültürlere ayrı ayrı bakarak geliştirilmiş çalışmalar olmadan bu soruya yanıt vermek çok zor. Bu noktada ancak bazı gözlemlerimi ve belki de herkesin farkında olduğu bazı bilgileri kuşbakışı toparlayıp fikrimi söyleyebilirim.

Kültürel ilişkiler ve kültürlerin birbirinden etkilenerek şekillenmesi söz konusu olduğunda “gelişme”, “ilerleme”, “aydınlanma” kavramlarıyla birlikte belli “doğruluk” kavramları da karşımıza çıkıyor. Tarihin her döneminde, o dönemde geçerli ve saygın olan belli bilgi “otoritelerine” (otorite sözcüğünü saygın ve tartışılmaz bilgi kaynağı ve bilgi kaynağı tasarımı olarak kullanıyorum)  ve kaynaklara başvuruluyor.  Özellikle felsefe, bilim ve sanat otoritelerinin aktarımında etkin politik ortam, egemen siyasi yapı ile bu aktarımı yapanlar,  kendi kültürü için belli bilgi kaynaklarını gerekli görenler arasında tarih boyunca bir gerilim olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak etkin siyasal yapının ve gücün hakikat nosyonu çeviri politikalarında çoğu kez daha belirgin bir rol oynuyor.  Bir uzak, bir de yakın örnek verelim: Ortaçağın skolâstik filozofları, antik dönem filozoflarını Tanrı’nın varlığı ve birliğini şüpheye düşürmeyecek biçimde yorumlamamışlar mıydı? Din ve felsefenin uzlaşabilirliğini göstermeyi hedeflememişler miydi? Dönemin etkin bakış açısı buydu ve ilkçağ felsefesiyle ilgili çevirileri Arap bilginlerin çevirilerinden yaptıklarında ürettikleri metinlerin çevirisel kökenlerine değinmeye gerek duymamışlardı. Bu tutumu, o dönemde hem doğunun “geçerli” bilgi kaynağı bir mekân, kültür ve din tasarımıyla özdeşleşmemesine, hem de çevirinin değersiz ikincil bir ürün olarak görülmesine bağlayan batılı akademisyenler olduğunu biliyoruz. Her kültür kendi “hakikat” nosyonlarına uygun bilgi, bilim ve sanat otoriteleri almaya çalışır.  Bu “otoriteler” kendi doğruluk anlayışlarına uygun görünmediklerinde bile, onların “otorite” konumu nedeniyle olsa gerek (genel bir okur tutumu olan de te fabula narratur anlayışıyla) kendi “hakikat” nosyonuna uygun okuma anahtarlarıyla okur ve yorumlar. Dolayısıyla bu tutum çeviri sürecine, çeviri ürüne ve ürünün algılanış biçimine de yansır. Etkin “çeviri politikası” hem çevrilen ve çevrilecek metinlerin seçiminde devreye girer, hem de çeviri sürecinde kendini hissettirir. Belli “hakikat” nosyonlarının etkin olduğu dönemlerde bu çevirilerin aslına uygun olmadığını söylemek ya da başka metinlerin çevrilmesini önermek, çevirmeye çalışmak gerçekten de cesaret ister. Kuşkusuz tarih boyunca böyle çabalar olmuştur ve egemen olanla (etkin “hakikat” rejimleriyle)  muhalefet eden arasında gerilimli anlar yaşanmıştır. Muhalif olanın başarısı dönemin politik ortamının uygun olup olmamasına ve muhalefet edenin egemen “doğruluk” kavrayışınca kabul edilebilir söylem biçimleri ve konuları seçip seçmemesine bağlıdır.


Kendi kültürümüzden örnekleyerek açmaya çalışayım. Cumhuriyet dönemi temel projesi olan  “Türk Hümanizması” ile batı kültür tarihinin otorite metinlerinin çevrilip aktarılmasını hedeflemişti. Böylece, en basit ifadeyle doğu ve batı arasındaki “geri kalmışlık” ve “ilerleme” arasındaki uçurumu kapatmayı hedefliyordu. Seçilen metinler ve yazarlar bu bağlamda okura sunuldular ve yeni Türk aydını böylece dönemin uygun gördüğü “batılı” bilgi kaynaklarını tanımış oldu. O dönemin etkin doğruluk kavrayışı batılı bir anlamda aydınlanma yaşamamış bir toplumun geri kalmışlığa mahkum olacağıydı ve bu açık kapatılmaya çalışıldı.  Dönemin politik kaygıları, sol literatürün çevrilmesini ve “otorite” metinler olarak, başvuru kaynakları olarak yani yeni “doğruluk” modelleri olarak Türk kültür ortamına sokulmasını onaylamıyordu. Bu nedenle sol literatür ancak 1961 anayasasının getirdiği özgürlük ortamı içinde yayın hayatımıza girdi. Bu kez de yeni sorunlarla karşılaşıldı.   Bu çevirilerin çoğuyla ilgili genel bir kanı, alelacele yapılmış, anlaşılmaz yabancı terimlerle dolu metinler olduklarıydı. Dönemi yaşamış pek çok yakın arkadaşım bu metinlerin dil ve içerik açısından anlaşılmazlığı konusunda hemfikir gözüküyorlar ama bu özelliklerine rağmen, bu metinlerin onlar için yazarlarının kimliği ve bağlı bulundukları siyasal görüş nedeniyle  “otorite” metinler olduklarını vurgulamadan edemiyorlar. Dönemle ilgili konuştuğum birkaç arkadaşım şu gözlemlerini aktardılar: “O dönemde bu metinlerden anlaşılmaz alıntılar yapmak bugünün deyimiyle çok ‘havalı’ bir şeydi, ancak yetmişli yılların ortalarında çevirmenin kimliği gündeme geldi. Kimin çevirisinin daha güvenilir olduğu tartışılmaya başlandı. Hatta bazı çevirmenlerin kendi ideolojik yönelimleri doğrultusunda metinleri tahrip ettikleri bile tartışılmaya başlandı”. Bu tür tanıklıklar ve çeşitli gözlemler Türk solunun da yavaş yavaş kendi sol hakikatini yarattığını ve bunlara uymayan çeviriler için (çevirinin kalitesi, çevirmenin kimliği ve “hakikat” anlayışı, ideolojik yönelimi gibi bileşenlerle)  tartışma ortamı yarattığını gösteriyor.

Her kültürün yaşadığı dönemde etkin olan doğruluk kavrayışıyla ve bu kavrayışa uygun “otorite” arayışıyla şekillendiğini düşünürsek (yeniliklere açıklığı, muhalif tutumları ve bunların getirdiği gerilimleri de unutmuş değilim) kültürlerin çeviri politikalarının da bu kavrayıştan ayrı tutulamayacağını söyleyebiliriz. Bu politika,  kaynak metin yazarı, türü, dili, içeriği gibi seçimlerde etkin olduğu gibi, herhangi bir yayınevinin çevrilecek metinleri ve çevirmenleri seçimiyle ilgili kararlarını, çevirmenin de çeviri kararlarını şekillendirir. Bugünlerde sıkça tartıştığımız sansür meselesinin de bu doğruluk anlayışı ve “otorite” arayışı ya da yaratma isteğiyle yakından ilişkisi vardır.  

Dolayısıyla bu örneklerden de anlaşılabileceği gibi her kültür için, her dönemde etkin ve tek tip bir çeviri politikasından söz etmek mümkün görünmüyor. Hem belli bir kültürün yaşamakta olduğu dönem, hem de o dönemdeki kültürel gerilimler ve tercihler etkin görünüyor. 

Böyle bir çeviri politikasını kültürler arası ilişkiler mi şekillendirir yoksa çeviri yapılan (dolayısıyla seçen, yayınlamaya karar veren ve okur bulan) kültürün kendi iç dinamikleri mi bence bunu tartışmak gerekir. Her çevirinin kültürel ve erek odaklı bir ürün olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle alıcı kültürün seçimleri bu çeviri politikasında etkin ve belirleyicidir demek bana daha doğru geliyor, ama küresel tüketim modelini ve Amerikan kültürünün dünya üzerindeki egemenliğini de hesaba katmak gerektiğine katılıyorum. 

Bu noktada son sorunuzu ele alırsak, Amerikan popüler kültürünün yazılı ürünlerinin dünya ölçeğinde çeviri yoluyla edindiği başarı konusunda çok fazla bir şey söyleyecek kadar çalışmadım doğrusu. Ancak Amerikan kültürünün tüm ürünleri, belli satış ve pazarlama taktikleriyle de tüm dünyada etkin oluyor. Yeni ve tek tip bir popüler kültür, anlayış ve bakış açısı yaratma çabası söz konusu hatta bunda başarılı olunduğu da söylenebilir. Konu, yazar, kitabın filme dönüştürülmesi, yazarın medyatik bir kişiliği olup olmaması bütün bunlar bu tüketim kültürünün bileşenleri. Bu ürünler çok kolay alıcı bulduğundan mı, Amerikan şirketleriyle bizim şirketlerimizin ticari ilişkilerinden mi, yoksa bu popüler kültür çoktan bizim kültürümüzün vazgeçilmez bir parçasına dönüştüğünden mi bilinmez, ülkemizde de hızla tüketiliyor. Böylece “çevrilecek” ve “okura sunulacak” metinlerde yeni ve çok etkin bir popüler kültür pazarı ortaya çıkıyor. Böyle bir anlayışın ve yaşadığımız dönemin popüler kültürünün hakikat nosyonu nedir diye düşünmeden edemiyorum. Günümüz popüler kültüründe okur için en önemli ölçüt  “tanınırlık” ve “bilinirlik”, dolayısıyla yazarların herhangi bir şekilde medyatik olması gerekiyor. Dolayısıyla medyanın sunduğu yeni “otoriteler” ortaya çıkıyor.  Amerikan popüler kültürünün en çok tüketilen ürünleri genellikle korku, macera ve bilim kurgu romanları ya da filmleri, temel amaç okuru  “eğlendirme”. Bir de “Nasıl zengin olunur? Genç kalınır? Mutlu olunur?” sorularını yanıtlayan  “yaşam öğütleri” var. Bu tür konular ve ölçütlerle donatılmış Amerikan popüler kültürü nasıl bir “doğruluk” kavrayışı sunuyor olabilir? Bu çağın küresel tüketim baskısıyla,  tüketen ve kendini de tüketilebilir hale getirmesi istenen bireyinin, kendini sanki hâlâ liberal toplumun “özgür bireyiymiş” gibi görmeye devam etmesini sağlayabilir. Böylece kendi kararlarına hakim, kendini eğlendirebilen, geliştirebilen, “mutlu eden” biri olma fırsatı her an elinin altındaymış gibi yeni bir “bireysel” kurtuluş hakikati sunulabilir.  Yani, günümüz bireyine (aslında tüketicisine) yalnızlığını ve çaresizliğini (hep öyle kalmasını sağlayarak) unutturan gelişim, tatmin ve eğlence kavramlarıyla donatılmış pazarlanabilir ve apolitik görüntüsü altında oldukça politik bir bireysel kurtuluş “hakikati” sunuluyor olabilir.   Kuşkusuz bu ortamda yeni “hakikat” anlayışları ve arayışları da ortaya çıkıyor ama onlar başka sorular kapsamında değerlendirilmeli.

DOSYA: ÇEVİRİNİN SINIRLARI VE ÇEVİRMENİN SORUMLULUKLARI

Giriş Yazıları: Çevirinin Sınırları ve Çevirmenin Sorumlulukları – Dilek Dizdar * “Şair Kadar Çevirmen Var” – Sabri Gürses * Yazılar: Çeviri Eğitimi – Ayşe Nihal Akbulut * Şiiri Şairler Çevirmeli – N. Berrin Aksoy * Çevirmen Bütün Vücuduyla Çevirir – Şebnem Bahadır * Avrupamerkezcilikten Uzak Çeviri – Özlem Berk * Aşk Dört Harfli Bir Sözcüktür! – Alev Bulut * Kültür ve Düşünce Metinleri Çevirmenliği – Elif Daldeniz * Uzmanlık Çevirisi – F. Sâkine Eruz * Çevirinin Ötekisi – Theo Hermans * Çevirmen Makine mi? – Ülker İnce * “Farklı” Dünya Görüşleri, “Farklı” Çeviriler… Ve Kuran Çevirileri – Ayşe Banu Karadağ * Çeviribilime İhtiyaç Duyanların Çevirmenler Olması Gerek – Turgay Kurultay * Çeviriye Bilimsel Bakış Ve Türkiye’deki Gelişmeler – Turgay Kurultay * Çeviri Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Edebiyatı Çevirisi Üzerine – Necdet Neydim * “Yerelleştirme”nin Tanımı – Işın Bengi Öner * Popüler Kültür ve Çeviri – Betül Parlak * Çevirmenin Özgürlüğü – Çağlar Tanyeri * Çeviribilim Açısından Edebiyat Çevirisi – Çağlar Tanyeri

Daha fazla Kuram
Çevirmenin Özgürlüğü

Çünkü çağdaş çeviribilim bilindiği gibi normatif bir yöntemi benimsemiyor, böylece de çevirmenin özgürlük sınırlarını belirleme hedefini gütmüyor. Bunun yerine çeviri pratiğinden yola çıkarak çevirmenin özgürlük sınırlarını belirleyen normları ortaya koyuyor. Böylece çevirmenin bireysel ve öznel gibi görünen seçimlerini daha geniş bir bağlam içinde ele alarak bu seçimlerin aslında çeviri süreci öncesinde ve çeviri sürecinde normlar tarafından belirlendiğini ya da tam tersine normlarla çatışabileceğini, normdan sapabileceğini gösteriyor.

Kapat