“Acıyla Katılaşmak Yerine Geleceğe Umutla Bakmak”

Posted by on Şubat 22, 2010 in Etkinlik

Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği, Çevbir’in “Dört Aile Bir Hane” üstbaşlıklı 2010 toplantılar dizisinin “Dil, Mülklerin En Tehlikelisi…” adlı ilk toplantısı 20 Şubat 2010 günü, Oruç Aruoba, Savaş Kılıç, Bülent Bilmez, Nurcan Kaya ve Ayşegül Devecioğlu’nun zengin sunumlarıyla gerçekleştirildi. Bu ilk toplantıyı yöneten Tuncay Birkan, birliğin Tekel işçilerine destek verdiğini belirttiği konuşmasında, tümüyle çevirmenlerin öz kaynaklarıyla bağımsız varlığını sürdüren Çevbir’in çalışmalarının kısa bir tarihçesini vererek, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nün önemi üzerinde durdu. Aşağıda bu konuşmanın metni yer alıyor.

cevbir-4dil1hane-a

“Acıyla Katılaşmak Yerine Geleceğe Umutla Bakmak” * Tuncay Birkan

Öncelikle bu söyleşileri organize eden Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği adına bütün katılımcılara tekrar teşekkür ediyor ve hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Çok fazla zamanınızı almayacağım, ama öncelikle bu meslek birliği hakkında biraz bilgi vermek isterim. Çevbir resmen 2006 yılının Haziran ayında kurulan ve halen 246 üyesi olan bir örgüt, ama tarihi birkaç yıl öncesine dayanıyor: bir avuç çevirmenin 2003 yılında İnternet üzerinde bir haberleşme grubu oluşturmalarıyla başlayan bir hak arayışının semeresi, çevirmen kimliğini görünür hale getirip hak ettiği saygınlığa kavuşturma, çok kötü koşullarda çalışan kitap çevirmenlerinin durumlarını düzeltme ve çevirilerin ülkemizde sıkça şikayet konusu edilen niteliklerini artırma amacıyla verilen bir örgütlenme mücadelesinin ürünü (Hak arayışı ve örgütlenme demişken, buradan hakları gasp edilmek istenen Tekel işçisi kardeşlerimizin gösterdikleri olağanüstü mücadeleye de bir selam yollamak isterim. Dün akşam Çevbir’den bir grup arkadaşımız da kendilerini ziyarete giderek desteklerimizi sundular).  O günlerden bugüne tamamen gönüllü arkadaşların emeğiyle ve tamamen kendi kıt kaynaklarımıza yaslanarak (yani devletten, AB’den ya da herhangi özel bir kurum veya şirketten mali destek filan almadan) epey şey başardık: Onlarca üyemizin yayınevleriyle yaşadıkları sorunları, çoğunlukla mahkemeye gitmeye gerek kalmadan çözdük ve çözmeye devam ediyoruz. Yayıncı örgütleriyle yakın temas kurarak çevirmenlerin haklarını medeni standartlara oturtan bir protokol imzaladık.  Yine çevirmenlerin başındaki en büyük sorunlardan biri olan klasik eserlerin çevirilerinin intihaliyle mücadele etme konusunda geniş kapsamlı bir rapor hazırladık ve bu intihal uygulamaları son yıllarda epey bir geriledi ki bunda bizim payımızın yüksek olduğunu düşünüyoruz. Çevirmenler arasında bir hukuk ve sözleşme bilinci yaratmayı başardık. Çeviri niteliğini arttırma amacıyla deneyimli çevirmenlerce yönetilen atölyeler organize ettik.  Üyelerimizin baskısı tükenmiş çevirilerini yayıncıların ilgisine sunarak ciddi sayıda eserin okurla tekrar buluşmasını sağladak. Yerli yabancı birçok kurumun, basının ve devlet kurumlarının gözünde çevirmenleri ciddi bir muhatap haline getirebildik; sözgelimi en son düzenlenen Yayıncılık Kongresi’nde en çok temsilcisi olan örgütlerden biriydik ve bütün sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi dile getirme fırsatı bulabildik.   Bunların yanı sıra, 2007 yılından beri onlarca söyleşi ve panel organize ederek çeviyle ilgili çeşitli sorunların tartışılmasını ve okuryazar kamuoyunun gündemine getirilmesini sağlamaya çalıştık. Bu seneki söyleşi programımızı ise tamamen şu anda ilk toplantısını gerçekleştirmekte olduğumuz Anadolu Dilleri temasına ayırdık.

Aslında az önce bahsettiğimiz söyleşilerden birkaçında da bu konuyu ele almıştık. Sayın Sevan Nişanyan ve sayın Mahir Ünsal Eriş bize Türkiye’de halen konuşulmakta olan dillerle ilgili gayet ufuk açıcı bilgiler vermişlerdi. Son olarak geçtiğimiz TÜYAP Kitap fuarında da Kürtçe, Rumca, Ermenice, Zazaca, Lazca ve Gürcüce dillerinin durumlarının ele alındığı bir panel düzenlemiştik.   Zaten o panelin o kadar sapa bir yerde yapılmasına rağmen gördüğü büyük ilgi oldu bizi bu konuda bir dizi toplantı duzenlemeye teşvik eden.  Ama Çevbir olarak bu konuya en baştan beri ilgi göstermemizin ardında esasen kayıtsız şartsız ifade özgürlüğüne olan inancımız ve bu özgürlüğün ülkemizde fazlasıyla sık olarak ihlal edilmesi karşısında mücadele etme kararlığımız yatıyor. Bunun ne denli can yakıcı bir sorun olduğunu daha kurulduğumuz ilk yıl olan 2006’da peşpeşe birçok çevirmenin yargılanmasıyla görmüş ve  hemen geniş çaplı ve basında da epey yer bulan bir kampanya düzenleyerek bu yargılamalara karşı çıkmıştık. Çevirmenlerin yargılanmasına son verilmesi yönünde yapılmasını talep ettiğimiz yasa değişikliği gerçekleşmemiş olsa bile bu kampanya fiilen yine de amacına ulaştı denebilir, zira o yıldan beri çevirmenlerin işlerini yaptıkları için mahkemeye sevk edilmesine gittikçe daha az rastlanılmakta. Daha sonra da pek çok vesileyle ifade özgürlüğünden yana olan tutumumuzu sergiledik.

Ancak Anadolu dilleri konusunda gösterdiğimiz hassasiyetin tek nedeni elbette bu dilleri konuşan insanların ülkemizde çok sık maruz kaldıkları baskıları, “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyalarında, İskan Yasası’nda vs. ayyuka çıkan asimilasyoncu zihniyeti teşhir edip bunlara karşı çıkmak değil. Bu işi tarihin acılarıyla katılaşmak yerine geleceğe daha umutla bakabilmek adına neler yapılabileceğini ya da neler yapılmakta olduğunu konuşmak için de, Rus dilbilimci ve edebiyat eleştirmeni Bahtin’in deyimiyle bu “heteroglossia”yi, çokdilliği  kutlamak ve insanları cesaretlendirmek için de yapıyoruz. Ayrıca bütün bu söyleşi programının, farklı dil gruplarının kendi anadilleriyle, bu coğrafyada bir tür lingua franca rolü oynayan Türkçeyle ve asimilasyon sureciyle ne şekilde ilişki kurmakta olabileceklerini bir arada görmek ve meseleye karşılaştırmalı bakabilmek imkanı da vereceğini düşünüyoruz. Bilmediğimiz şeyler öğreneceğiz gibimize geliyor, onun için de heyecan verici geliyor bize bu söyleşiler.

cevbir-4dil1hane-b

Savaş Kılıç'ın ilginç dilbilim ve dil incelemeleri tarihi sunumu sırasında, sağdan sola: Savaş Kılıç, Oruç Aruoba, Bülent Bilmez

Özellikle planlamamıştık ama hoş bir tesadüf oldu: söyleşilerimiz Dünya Anadili Günü’nün bir gün öncesinde başlıyor. Bilindiği üzere UNESCO 21 Şubat günlerinin Dünya Anadili Günü olarak kutlanması kararını 1999 yılında Paris’te yapılan toplantıda, Bangladeş’in sunduğu öneriye Mısır, Hindistan, İran, Şili, Gambiya, Filipinler, Endonezya, Paraguay gibi çoğu Üçüncü Dünya’dan çeşitli ülkelerin destek vermesiyle almıştı. Bu günün kökeninde yine hazin bir hikaye yatıyor bekleneceği üzere: 1948 yılında o sıralar Pakistan genel valisi konumunda bulunan Muhammed Ali Cinnah Doğu ve Batı Pakistan’da tek resmi dilin Urduca olduğunu açıklayınca, esasen Bengali dilinin konuşulduğu Doğu Pakistan’da, yani şimdiki Bangladeş’te yıllarca barışçıl nitelikte çeşitli protesto eylemleri düzenlendi. Bunlardan birinde, yani 21 Şubat 1952’de Dakka’da gösteri yapan öğrencilerin üzerine polis ateş açtı ve çok sayıda öğrenci hayatını kaybetti. O tarihten beri 27 Şubat Bangladeş’te Dil Hareketi Günü olarak kutlanıyordu, 2000 yılından beri de yine Bangladeş’in başlattığı bir inisiyatifle bütün dünyada anadil günü olarak kutlanmaya başlandı. Her yıl bugün şu tür olgulara dikkat çekiliyor: dünyada hala konuşulmakta olan 6000 dilden 199 tanesinin konuşmacı sayısı sadece on ya da daha az, 178 dil ise on ila elli kişi tarafından ana dili olarak konuşabiliyor, 2500 dil kaybolma tehlikesi altında. Ayrıca dil çeşitliliğinin insanlığın kültür mirasının korunması ve kültürler arasında etkileşim kurulması için ne denli önemli olduğu vurgusu yapılıyor. UNESCO Genel Direktörü Koïchiro Matsuura, dillerin ölümü konusunda görüşlerini şöyle belirtmektedir: “Herhangi bir dilin ölümü kültürel mirasın somut bir biçime sahip olmayan çok sayıdaki farklı biçimlerinin, örneğin, paha biçilemez gelenek ve göreneklerin sözlü ifade biçimlerinin, efsanelerin, masalların, atasözlerinin, tekerlemelerin, bilmecelerin, şiirlerin, de ölmesine neden olmaktadır. Herhangi bir dilin ölümü insanlığın biyolojik çeşitliliği algılamasının da zarar görmesine neden olmaktadır. Çünkü, insanlar doğa ve evrenle ilgili bilgileri gelecek nesillere ancak dil aracılığı ile iletebilmektedirler.Yeryüzündeki varlığımızın ilk anlarından son anına kadar bize eşlik eden ve hizmet sunan, bizi yaratan ve bir nesilden diğerine bilgilerimiz aktarmamızı sağlayan tek araç dildirir.”

İşte biz de bu anlamlı günün arifesinde, sonraki toplantılarda yapılacağı üzere tek tek dilleri ele almak yerine dil denen olgunun ne olduğunu, insan için ne anlama geldiğini felsefi, dilbilimsel, tarihsel, hukuksal ve edebi açıdan enine boyuna konuşmak için bir araya geldik. Bu söyleşinin başlığını da Alman şair Friedrich Hölderlin’in bir mektubundan, Heidegger’in ünlü yazısı sayesinde pekçok kişinin haberdar olduğu bir mektubundaki şu cümleden aldık: “Dil, mülklerin en tehlikelisi, bunun için verildi insana, kendisinin ne olduğuna tanıklık edebilsin diye.”

***

(Bir sonraki “Kafkaslar Kaf Dağının Ardında… Değil” başlıklı toplantı 6 Mart 2010 günü yapılacak.)

Daha fazla Etkinlik
4 Şubat Genel Çevirmen Grevi Çağrısı

Çeviribilim, bütün çevirmenleri, çeviribilimcileri, dil çalışanlarını.. Tekel genel grevine katılmaya çağırıyor. 4 Şubat 2010 günü çeviri çalışmasını durdurmaya, durdurulamayan yerlerde grevi hatırlatmaya, çevirmenlerin emek haklarını, iş güvencesinden ve örgütlü güçten yoksun olduklarını derslerde, sohbetlerde konu etmeye çağırıyor. Her yerde iş durdurmak ya da işin durdurulduğunu duyurmak mümkün olmayabilir: kamuoyunun, tek tek insanların Tekel işçilerinin ne talep ettiği (kamuda çalışmış olmaktan dolayı biriken emek ve örgütlenme haklarını sahiplenmek) ve onlara neyin dayatıldığı (sendikasız, örgütsüz, iş güvencesiz çalışma) konusunda aydınlatılması gibi alternatif grev-destek biçimleri de bulunabilir.

Kapat