Kütüphaneler, Korsan Yayınlar, Çevirmen Ücretleri

Posted by on Aralık 15, 2005 in Etkinlik, Güncel

ÇEFOR’da gerçekten de uzun zaman yankı bırakacak konuşmalar yapıldı. Bunlardan biri bana özellikle ilgi çekici geldi, çünkü haklı yanları olan ama uygulamada çok farklı sonuçlar doğurabilecek bir konuşmaydı.

Yayıncılar Birliği adına konuşan Literatür Yayınevi genel yayın yönetmeni Kenan Kocatürk, üç temel nokta üzerinde özellikle durdu: korsan yayınlar, kütüphaneler ve çevirmenlerden yapılan vergi kesintileri. Korsan yayının sektörü büyük zarara uğrattığını, ister popüler edebiyatın korsan basım yoluyla çoğaltması olsun, ister ders kitaplarının fotokopi yoluyla çoğaltılması olsun, bunların hem ekonomik hem de entelektüel korsanlık olduğunu söyledi. Fotokopi yoluyla çoğaltılan yabancı ders kitaplarının çoğaltılma bahanesinin yüksek fiyatlar olduğunu, ama bu yüksek fiyatların yabancı yayıncı tarafından yazarın entelektüel sermayesi göz önünde bulundurularak konduğunu söyledi. Ardından yurtdışındaki yayınevlerinin yayınlarının başlıca alıcısının kütüphaneler olduğunu, kütüphanelerin alımlarıyla yayınevlerinin maliyetlerini karşılayabildiğini, ülkemizdeyse kütüphanelerin atıl durduğunu, yıllık alımlarının çok düşük (50 başlık civarında) olduğunu söyledi. Üçüncü olarak da, kendi yayınevinden bir örnek vererek, Almancadan, içinde İspanyolca ve Fransızca (çeviri gerektiren) dipnotların da yer aldığı bir sosyal bilim kitabını çevirttiğini, bunu için çevirmene vereceği ücretten yapılacak vergi kesintilerinden sonra çevirmenin eline geçen ücretin gülünç bir rakam halini aldığını söyledi.

Kanımca, burada haklı savlar var, fakat aşırı yorum ve sonuçlara yol açabilirler. Birincisi, korsan yayının savunulacak bir yanı yok, fakat Türkçe yayınların korsan çoğaltılmasının önüne geçmek üzere çeşitli girişimlerde bulunuluyor: bandrol uygulanıyor, kitap fiyatlarının ucuzlatılması deneniyor.. Başka yollar da aranacaktır ve bunun önüne, her sektörde olduğu gibi (sonuçta peynirin de, dvdçaların da korsanı var) geçilmeye çalışılacaktır. Yabancı ders kitapları konusuysa, bu kitaplar Türkiye’de basılmadığı sürece yayıncılar birliğini ilgilendirmez gibi geliyor bana, sadece bunların ithalatçılarını ya da onları temsil eden bir ajansı ilgilendirir.

Kütüphaneler konusu, bu açıdan ilginç bir konu. Gerçekten de Türkiye’de kamusal kütüphane sistemi insanı ağlatacak kadar kötü bir noktada. Öğretmenlerin çeşitli illere, ilçelere gönderilmesi konu ediliyor, ama bu illerde, ilçelerde öğrencilerin yararlanacağı kütüphaneler var mı, çalışıyorlar mı konu bile edilmiyor. (Büyük olasılıkla, yakın bir gelecekte bunun keskin bir çözümünün internet olduğu öne sürülecek ve bütün buralara internet bağlantısı sağlanacak. Bu da internet üzerindeki Türkçe kaynakları, kültürel yabancılaşmayı gündeme getiren ayrı bir sorun.) Kütüphane konusu bu yüzden iki yönlü bir konu, işlerliklerini kaybetmiş durumdalar ve bunlara yeterince yayın alınmıyor. Fakat bunların canlandırılması ve yayınevlerinden yayın almaları konusu üzerinde düşünmek gerek. Mevcut yayıncılık sistemi büyük oranda çeviri yayınlara yer veriyor, kamusal kütüphaneler kitap alımı yaptıklarında bu yayıncılık piyasasının içinden özel bir değerlendirme yapmak durumunda kalıyor. Gelişmiş ülkelerde çeviri özel bir alan olduğu ve yayıncılık büyük oranda telif eserle yapıldığı için, bu tamamıyla bize özgü bir sorun. Kamusal kütüphane, yayıncının girişim riski alarak çevirip yayınlattığı bir kitabı ülke çapında özel bir dağıtıma sokacak. Neden? Çeviri kitap, sonuçta çevrildiği dildeki kitapla, yani telif kitapla aynı oranda bir yatırım gerektirmiyor. Çeviri yayınlayan yayıncı, büyük ölçüde özgün dildeki yayıncının yatırımına ortak oluyor, onun yayınının sonucu olan tanıtımlardan, eleştiri yazılarından yararlanıyor. Özellikle de yayınladığı telif ve çeviri eserler içinde, çeviri eserler oran olarak baskınsa ona bir tür aracı kurum olarak bakmak bile mümkün. Bu gibi nedenlerle, kamusal bir kurum olan kütüphanenin çeviri yayınları almakla kamusal hizmet yapmış olup olmayacağı, seçim sırasında hangi ölçütleri benimseyeceği, üzerinde dikkatle durmayı gerektiren konular haline geliyor. Kütüphanecilik sistemi, kendi araştırmacı ve yazarlarını destekleyen, büyük oranda telif eserlerin yayınlandığı, yayıncıların kendi gündemlerini yarattığı toplumlarda sağlıklı işliyor belki (Library of Congress bunun bir örneği sayılabilir), fakat kültürel olarak bağımlı olan toplumlarda nasıl işlediği üzerinde bir düşünmek anlamlı olabilir. (Köktenci bir tavırla, kütüphanelerin çeviri eserleri değil, özgün eserleri almasının daha doğru olacağı bile söylenebilir: Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin özgün metni neden sadece Türkiye’de Goethe Enstitüsü’nde bulunsun, neden Iris Murdoch’ı kendi dilinden okumak için British Council’a gidilsin? Üstelik sadece büyük şehirlerden bahsediyoruz.) Yalnız yanlış anlaşılmasın: çeviri eserlerin kütüphanelere alınmasının yanlış olduğunu değil, kamusal kütüphanelerin başlıca işlevinin temel eserleri ve bu eserlerin çevirilerini bünyesinde bulundurmak olduğunu düşünüyorum; yayınlanan her kitabı bünyesinde bulundurmak ikincil bir işlev olsa gerek. Kütüphanelere kitap alımının ölçütü yayıncılara destek olmak değil, bu yayınların telif ya da çeviri temel yayın olması olabilir ancak, bence.

Bu açıdan çevirmenlere ödenen ücretlerin düşük olmasını vergilerle ilişkilendirmek de, yeterince anlamlı olmuyor. Çünkü korsan yayıncılığın bir ayağı sahte baskılarsa, bir ayağı da gizli baskılar: yayınevlerinin yayınladıkları kitapları hangi sayıda bastıklarının sağlıklı bir denetimi yok. Çevirmenle yaptığı sözleşmede 1000 adet basacağını söyleyen yayınevi 2000 ya da 10000 adet basabilir. Bandrol ve benzeri uygulamaların yeterli denetim sağlayamadığı ortada (ÇEFOR’da buna birçok kez değinildi). İkincisi ve daha da önemlisi, çevirinin ağırlıklı olduğu bir ortamda, çevirmen telif eser sahibi rolündedir. Yabancı kitapların fiyatlarının yüksek olması yazarın entelektüel sermayesiyle açıklanabiliyorsa, çeviri kitapların fiyatları hesaplanırken çevirmenin entelektüel sermayesi de bu hesaba katılabilir. Çevirmenin aldığı ücret değil, bu ücretin hesaplanma biçimi gülünç aslında: çevirmenin ücreti kitabın satış fiyatı üzerinden hesaplanmamalıdır, tam tersi olmalı, kitabın satış fiyatı çevirmenin ücreti üzerinden hesaplanmalıdır. Sonuçta çevirmen bir makine değil. (Üstelik bu noktada, çevirmenin makine olarak görüldüğünün açık bir örneğinin sözleşmelere yeni giren bir maddede yer aldığını hatırlamak gerek: yayınevleri artık çevirilerin elektronik ortamda teslim edilmesini şart koşuyor. Oysa bu işlem daha önce, ayrı bir dizgi maliyeti olarak kendi sorumlulukları arasındaydı. Çevirmene çalışma koşulunu –yani makineyle birlikte çalışmasını- dayatarak onu makineleştirdiklerini söylemek yanlış mı olur?)

Sonuçta, bence Kenan Kocatürk’ün dikkat çektiği noktaların gelecekte çok ilginç tartışmalara yol açacağı ortada. Bu çerçevede yapılanan birlik ve örgütlerin olumlu mu, yoksa olumsuz mu sonuçlara yol açacağını özenle düşünmek gerek. Kütüphanelerin canlanması gerekiyor, ama kamusal kurumlara özel girişimleri belirsiz ölçütlerle desteklemeyi önermek doğru mu; yayıncılığın büyümesi ve daha çok telif kitap yayınlayabilmesi gerekiyor, ama yayıncıların çeviriyi bundan kaçınmanın bir yolu gibi kullanması da sona ermeli; çevirmenlerin daha yüksek ücretler alması gerekiyor ve bunun aması yok. Bütün bunlar eşgüdümlü olarak nasıl gerçekleşir, bunu söylemek zor. Ama yayıncılık sektörü küresel ağa girmek istiyorsa, bunu yapmak zorunda.

Resimler: Dalyan, Eylül 2005. İlk resim Dalyan’daki kütüphanenin ön cephe resmi. Kütüphaneyi görür görmez merakla kapısına koşturdum, fakat ikinci resimde görüldüğü üzere, elbiseler ve hurdalarla kapatılmıştı. Caretta Caretta’ların yaşama alanı olmasıyla ünlenen bu güzel ve ilginç ilçede, bir kitapçı da bulamadım. İki dükkanda ikinci el yabancı kitap satışı yapılıyordu, ayrıca bazı gazete bayiilerinde yabancı dergiler de vardı. Bakkalından minibüs şoförüne dek yerli halkın neredeyse hepsi, orada yıllardır yabancıların yerleşmiş ve yaşıyor olmasından olacak, çeşitli yabancı dilleri konuşabiliyordu. Üçüncü resim bu durumu hatırlatan bir resim.

Daha fazla Etkinlik, Güncel
Çevirmenler Forumu’nun Ardından

İstanbul Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Anabilim Dalları’nın 8 ile 9 Aralık 2005 tarihinde düzenlediği Çevirmenler Forumu’nun ilk oturumunda meslek birlikleri ve...

Kapat