Postmodern Bir Çevirmen Öyküsü

Posted by on Mart 13, 2010 in Deneme

Çok sevdiğim bir çevirmenimiz geldi; saydım, yüzü beş karıştı. Karşımdaki koltuğa yığıldı.

“Bilgisayarım çöktü. Tam sonuna varmak üzereydim bir çevirinin ve bilgisayarım çöktü. Kelimelerce emek, emeğin içinde dil, bilgi, kültür birikimi de bilgisayarımla birlikte nerede üretildiği bilinmeyen bir virüsün midesine indi. Terimcem yitti, dengem bozuldu.”

Ağlamaklıydı. Teselli etmeye çalıştım. Bilgisayarın tamiri için teknik destek birimini aradım. Yüzüne baktım. Sisyphus misali bir ağırlık çökmüştü omuzlarına. Çeviriye yardımcı tüm teknolojik donanımlara sahip bir işyerinde, teknoloji destekli çeviri araçlarının kolaylaştırıcı şemsiyesi altındaydı. Ama kendini yapayalnız hissediyordu, belli. Ekran başında geçen onlarca saatten sonra herşey 0’lanmıştı. 0-1 imparatorluğunun 0’ındaydı o anda.  Bilgisayarı hiçlikteydi. Beyni isyanda.

O gidince işime yoğunlaşamadım. Internet gazetelerinde dolaştım bir süre. Haberlere, fikir yazılarına, ekonomi haberlerine, teknolojideki yeniliklere… baktım. Düzenin kayganlığı ve değişkenliğiyle teknolojideki yenilikler arasında asimetrik bir durum var gibiydi.  Düzen hızla değişime uğratılıyordu. Kavramlar, temel bilgiler, düşünce sistemleri altüst olmuş gibiydi. Hiçbir şey bize öğretilen, bilinen ve aklın mantığın kabul ettiği anlamında değil, yeni, türetilmiş ve başka bir düzenin habercisi olan anlamlarında kullanılıyordu. Kaygan bir bilgi denizi gibiydi internetteki haberler. Teknoloji haberlerinde ise yeni bir şey yoktu. On yıllardır yeni bir teknoloji veya sistem üretilmemiş gibiydi. Varolan bir ürün tekrar tekrar üretilirken yenilik diye iddia edilen şeyler varolana yapılan ufak tefek, çoğunlukla – olmasa da olur- cinsinden, eklemeler ve çıkartmalardan ibaretti. Teknoloji dünyası durağandı. Düzen ise kaygan ve belirsiz. Bildiklerimiz, inandıklarımız hiçlikteydi. 0-1 imparatorluğunun 0’ındaydık…

İşime geri dönmem gerektiğini düşündüm. Hava kararıyordu, “son teknoloji” bilgisayarımın ekranında hızla, “son model” bilgisayar destekli çeviri araçlarımı da kullanarak işime yoğunlaştım. Başımı kaldırdığımda binlerce yıllık bir kentin düzensizliğe, kimsesizliğe terk edilmiş arka sokakları üzerinden, odun, kömür, ya da o gün ne bulduysa onu yakan hanelerden yükselen duman ve sisin ardında, uzaklarda güneşin kızıl batış noktasına daldım. Yeni yapılan gökdelenler kızıl topu ikiye bölmüştü. Post-modern-ötesi bir sistemin içinde kilitlenmiş gibiydim. Bildiğimiz kelimelerin içi başka anlamlarla doldurularak kullanılır olduğundan, kaygan zeminlere uygun yeni kelimeler türetildiğinden beri çevirmenlerin işi daha da zorlaşıyormuş gibi geldi bana yaptığım çeviride geçen terimleri düşününce. Eskiden vatandaşlık bir ülkeye aidiyet, bağlılık, o ülkenin verdiği haklardan yararlanma ve ona karşı görevlerini yerine getirme gibi anlamlara gelirken “corporate citizenship” kavramıyla yalnızca ülkelerin değil ülkelerüstü bir şirketin de çalışanlarında gönüllülük ilkesine dayalı, ahlaki nizama uygun davranış biçimleri yaratarak, tanımlanmış bir  “küresel” dünyanın “kurumsal vatandaşı” olabileceği düşüncesine yönelik kavramlar ile benzer şekilde yeni üretilen paradigmaların içini doldurmak üzere, örneğin, ülkelerüstü şirketlerin ve kurumların kapitalizmin kâr dürtüsüyle ortaya çıkabilecek topluma zarar verici davranışları denetim altına almak için şirketlerini ve çalışanlarını bir devlet gibi idare etmesini ifade etmek üzere “corporate governance” (kurumsal yönetişim) gibi terimler türetilmekte. Devlet ve vatandaşlık kavramlarının karşılığı olmayan küresel köyde kullanılan yeni bir dil bu.

Bir canlı türü olarak çevirmenin bu, artık referans noktası kalmamış, kaygan düzende türetilen veya evrilen kelimeler arasında isimsiz, sessiz varoluş mücadelesini düşündüm; teknolojinin mevcudu yeniden yeniden üretip satarak, mevcut üzerinden yeniden kazanmak üzere programlanmış bir yatırım aracı olmaktan ileriye gidemeyişini; bilgisayar destekli çeviri araçlarını ve bu araçların yapılan tüm çevirileri ortak ve nihayetinde tek bir bellekte toplamak üzere tasarlanmış bir yatırım aracı oluşunu; çevirmenlerin bütün bu sermaye ve yatırım hareketleri içindeki rolünü; teknolojiyi takip etme, öğrenme çabalarını, teknolojinin bilerek eksik bırakılan ve satışa sunulacak bir sonraki versiyonunda tamamlanacak olan özelliklerinden  dolayı yaşadıkları kargaşayı, çevirilerini sermayenin ortak belleğine aktarmak için ekran başında geçirdikleri sonsuz saatleri. Tüm bunların insanın artık unutulan ilk doğasına aykırılığını…

Çevirmenimiz teşekkür etmek için başını kapıdan uzattı. Bilgisayarı kısmen çalışır hale gelmiş ancak çevirinin tamamı kurtarılamamıştı. “Gece oturup çalışacağım” dedi. Arkasından baktım pencereden. Silüeti cama yansıyan ekranın beyaz ışığından geçti. Emeğini tekrar ve yeniden, sabırla, tek tek, ilmek ilmek dokumak üzere akşamın aceleci kalabalığına karıştı.

Daha fazla Deneme
Sevgililer Günü’nde Tekel Gençlerini Unutmayın

"14 Şubat 2010, 15 yıl önce doğan iki gencin, iki sevgilinin ölümünün 3. günü. Bir çocuğa 15 yıl emek veren baba, yıllarca emek verdiği Tekel kurumundan atılıp 4C belirsizliğinin içine atılmasına karşı çıkıyordu. Onu evde bekleyen gençler ansızın ölmeye karar verdiler. Şimdi soru şu: bu baba içinde olduğu mücadelenin önemini neden çocuklarına anlatamamıştı?"

Kapat