Kuran-ı Kerim Çevirileri Üzerine: “Din İçtenliktir”

Posted by on Mart 30, 2010 in Deneme, Manşet

Alman İkinci Televizyon Kanalı ZDF’de, pazar günleri saat 19.30’da yayınlanan Terra X başlıklı belgesel film programlarından birini seyrediyorum. Terra X bu kez Hz. Muhammed’i ve Müslümanlığı anlatıyor, son derece nesnel, saydam ve insancıl bir üslupla. Koca bir dünyayı etkisi altına alan bir dinden bahsediyor Terra X ve şöyle bitiriyor programı: “Hz. Muhammed insanlığa çok güzel bir kitap armağan etti, ancak insanların bu kitaptan yola çıkarak nasıl bir yol izleyeceklerini bilmiyordu.” (ZDF, 17.05.2009)

Ankara Üniversitesi, Tefsir Bölümü Başkanı Prof. Dr. Salih Akdemir, 05.03.2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Kurul Odası’nda Edebiyat Fakültesi ve Çeviribilim Bölümü öğretim üyeleri, öğrencileri, İlahiyat Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencilerine yönelik yaptığı sunumunda “Din içtenliktir” diyor. Sonradan öğreneceğiz -toplantı bittikten sonra, bizim dördüncü kattaki fakirhaneye Prof. Salih  Akdemir ile birlikte  çıktığımızda ve eski, kırık dökük bir bilgisayarın bulunduğu, kendi olanaklarımızla döşediğimiz, 270 öğrenciye eğitim veren anabilim dalımızın odasındaki sohbet sırasında – “nasihat” sözcüğünün kök anlamının aslında “içtenlik” olduğunu. Salih Akdemir olanaklarımızın kısıtlılığına üzülürken ve biz ona, “ama bakın, böyle manzara nerede var”, derken ve uzakta kızıllar içinde batan güneşin üstünde uçan martıları gösterirken, aslında dinin “içtenlik” ve “hak aramanın”, bir tür ibadet şekli olduğunu da öğreniyoruz. Salih Akdemir’e  söylemiyoruz, 2006 yılına değin kışları muttasıl donduğumuzu, kaloriferlerin onlarca yıl yanmadığını, ellinin üzerinde anabilim dalıyla sayısı sekiz bini aşan öğrenciyi canını dişine takarak eğiten, dünyada eşi bulunmayan bir bilim yuvası olan Edebiyat Fakültesi’nin ve öncelikle bazı bölümlerinin, her nedense hep üvey evlat sayıldığını. O, bizim konuğumuz, geleneklerimizde konuğumuzu hoş tutmak vardır, zaman içinde kanıksadığımız, Don Kişot misali başa çıkmaya çalıştığımız sorunlarımızla boğmak değil.

1877 Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Kastamonu milletvekili Salim Efendi bugün “azınlık” diye adlandırdığımız Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan tebaasının Vilayet meclislerinde, ilgili vilayette nüfusları Müslüman halkın onda biri bile olsa dahi, yarıya yarıya temsil edilmesinin hakkaniyetli olduğunu söylerken, Salim Efendi’nin üç kuşak önceden gelen şeyhülislam dayısı kocaman bir vakıf ve kocaman bir kütüphane kurarken, dinin içtenlik, hak aramanın da ibadet olduğunu kuşkusuz çok iyi biliyorlardı.

Salih Akdemir  konuşmasına devam ediyor, sayısız somut örneklerle açıklıyor, Kuran-ı Kerim çevirilerinde çevirenin eksik bilgisinden ötürü oluşan yanlış bilgileri. “emretmek” fiili yoktur aslında diyor, “söylemek” fiili vardır, oysa çoğu Kuran mealinde “iyilik emretmek” diye okuruz. Oysa iyilik emredilmez, iyilik iyiliktir, iyilik olan iyilik nasıl emirle iyilik haline gelir. İyilik yapmak için emir alındığında aslında iyiliğin kötülüğe dönüşme tehlikesi de o denli büyüktür.

Hemen, Osmanlı Devleti coğrafyası içinde sayısız hayratın bânisi, kız çocukları ve kadınlar için bir mektep yaptırmayı da planlayan ve bu işi oğlu tarafından gerçekleştiren Reisülküttap Hacı Mustafa Efendi’nin 1740’lı yıllarda dediği aklıma düşüyor: “Dünyanın hayrı, şerriyle ikizdir; faydası zararı ile yoldaş olarak yaratılmıştır. İnsan ise aklının derecesine göre iyilik veya kötülüğe meyledecek kabiliyettedir. Bu nedenle herkes, bu kabiliyeti gereğince iyiler zümresine dahil olabilmek için gücünün yettiği derecede bir eser ortaya koymak durumundadır” (Çiftçi: 2000)

Demek ki, insanların iyiliğe meyletmeleri ve bu bağlamda eserler vermeleri, onların akıllarını kullanabilme yetileriyle orantılı bir eylem, diye düşünüyorum.

Akdemir, her ikisi de Hakkın rahmetine kavuşmuş, tanınmış çeviribilimci Hans Hönig ve Hans Vermeer’in eserlerinden örnekler veriyor. Çeviri sürecinde işlevsel çeviri kuramlarından ve yorumsama yönteminden yararlandığını söylüyor. Sayısız dil bilen Akdemir, Sami dillerinin tümüne hakim, o nedenle köklere inebilmiş, zaman içinde anlam değişimi yaşayan sözcüklerin o tarihteki taşıdıkları anlamlardan yola çıkarak çevirmiş Kuran-ı Kerim’i. Witgenstein’dan yola çıkarak “anlam bağlamdır” diyor Akdemir.

Akdemir, örneklerinde M.Ö. 3 yüzyıldan itibaren yapılan Eski Ahid çevirilerine geçiyor, “Septua Ginta’dan” bahsediyor. Septua Ginta’da “sevmek” diye geçen sözcükler daha sonra M.S. 4. yüzyılda Hieronymus’un (St. Jerome) Vulgata diye adlandırılan çevirisinde her nedense “acımak” sözcüğüne dönüşüyor. “Oysa”, diyor, Akdemir, “Tanrı sevgi demektir. Tanrı ile insan arasındaki ilişki kulluk ilişkisi değildir, sevgi yolundan geçen özgürlüğe giden bir ilişkidir. Sözcüklerin türev anlamları alınıyor, elimizde bulunan sözcükler ise bizi yanlış yönlendiriyor. O halde o anlamların Arapçada olması gerekir, şimdi bakın “rahime” kökünün kök anlamı “sevgi”, Akadcaya kadar iniyorsunuz, bu kökün Akadcada (M.Ö. 2600 ) olan metinlerde bu kökün anlamı sadece sevgi, kutsal kitapta kök anlamı sevgi, Eski Ahid’de 43 yerde geçiyor, ancak tek bir yerde “sevmek” anlamını vermişler, onun dışında hep “acımak” demişler. İspanyolca bir kutsal kitaptan bahsediyor, “tek orada doğru çevirmişlerdi“, diyor.

Ansızın, Babil’de sayısız bilim eserini Arapçaya kazandıran Abbasiler (8-9. yy. Beytül Hikme), daha sonra Endülüs Devleti’ni (8- 11. yy) kuracak ve buraya uçsuz bucaksız bir medeniyet getirecek Emeviler düşüyor aklıma. İspanya, dönemin yüksek Arap kültürüyle evriliyor, Emeviler İber Yarımadası’nı terk ettikten sonra arkalarında bıraktıkları sonsuz hazineler, Batı dillerine aktarılıyor ve Batı’da Rönesans’ın doğmasına neden oluyor. İbn-i Sina’nın şifa dağıtan eserleri 16. yüzyılın sonlarına değin Batı’daki üniversitelerde okutuluyor. İspanyol ve Arap kültürü onlarca yıl yan yana yaşıyorlar, demek ki sözcüklerin kök anlamına inme olanağını da yakalıyorlar bu birliktelikte.

Akdemir konuşmaya devam ediyor, o anlatırken Hans Vermeer’in ve Klaus Reichert’in söylediklerini anımsıyorum. Çeviribilimci Hans Vermeer 16.12.2005 tarihinde İstanbul Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta Eski Ahid’de Babil Kulesi konusunun yanlış aktarıldığını belirtmişti. Akademisyen, yazar, çevirmen Klaus Reichert, 2 Aralık 2008’de İstanbul Üniversitesi, Almanca Mütercim Tercümanlık Anabilim Dalı’nda bir söyleşiye geldiğinde, İncil’i ilk İbranice aslından okuduğunda o güne kadar okuduklarının aslında İncil olmadığının ayrımına vardığını söylemişti. Hans J. Vermeer söyleşinde bu konuyu şu şekilde dile getirmişti: “İncil’deki Babil Kulesi efsanesini hepiniz biliyorsunuz. Tanrı insanlara kızıyor, neden bu denli yüksek bir kule yapıyorlar diye. Oysa Tanrı, kulu çalışkansa kendi kuluna neden kızsın ki? Burada önemli olan bir sözcük vardır, İbranice “balbal” yani “confuse” (aklını karıştırmak) ve “mix” (biribirine karıştırmak) anlamlarını karşılayan bir sözcük. Çeviri sürecinde İbranice’deki bu “balbal” sözcüğü dikkate alınmadığında şöyle bir yorum ortaya çıkıyor: “Tanrı insanlara kızarak, onların ayrı dilleri konuşarak dünyanın dört bir yanına dağılmalarına neden oluyor.”, oysa bu kelime dikkate alınacak olursa, başka bir yorum çıkar: “Tanrı bu denli çalışkan kullarını görünce, onları dört bir yana dağıtarak her yerde bu tür şehirler inşa etmelerini istiyor.”

Her iki bilim insanın da söylediklerinden yola çıkıldığında Akdemir’in  de belirttiği gibi, çeviri yoluyla da mit içinde yeni mitler yaratılıyor.

Bir dergide okudum bu yazıyı dün: “Hz. Muhammed’in Hatıraları. Bir Batılı ya da dindar olmayan bir Müslüman onun hakkında ne düşünüyor? Peki, ‘çok dindarım’ diyen, onu ne kadar tanıyor? Kuzey Carolina Üniversitesi din bilimleri profesörü Omid Safi’nin ABD’de yeni yayımlanan kitabı, Hz. Muhammed’in hayatını ve kişiliğini herkesin anlayabileceği bir dilde anlatıyor. ‘Müslümanlar olarak ruhsal amnezi yaşıyoruz’ diyen Prof. Safi, sadece son peygamber ve devlet adamı olarak değil, bir eş ve baba olarak Hz. Muhammed’i anlattı.”

“Çok seven ve çok müşfik olan Allah adına ” ibaresi var Salih Akdemir’in  çevirdiği Kuran’ın üstünde. Akdemir’e göre Kuran-ı Kerim’i çevirirken bilimsel yöntemlerden yola çıkılmalı ve çeviri kararını gerekçelendirmeli. Çeviri ve öncelikle kutsal kitapların çevirisi anlaşılır olmalı. Çevirmen metin türünü, erek kitleyi ve sözcüklerin kullanıldıkları tarihteki gerçek anlamlarının dikkate almalı çeviri sürecinde. İşlevsel çeviri kuramını Akdemir,  bu alanda çalışan kimi meslektaşlarımızdan daha iyi içselleştirmiş. “Unutulmamalı ki, diyor, her çeviri bir yorumdur, ancak çevirmen kararları doğrultusunda çevirmene büyük sorumluluklar yükleyen bir yorum.”

Çeviri hep bir uçtan bir uca geçirmek olarak adlandırılır, oysa Hönig “Konstruktives Übersetzen” başlıklı kitabında, çevirmeni bir tür mühendise benzetir, köprüler kuran yapıcı bir mühendis. Akdemir, bu benzetmeyi daha da geliştirerek şöyle diyor: “Çevirmen işlevselci olmayan yaklaşımda kaynak metne sadık olan çevirilerde, kişiyi ırmakların içinden geçiriyor, işlevselci yaklaşımda ise insanların bu ırmaklardan geçmelerini sağlamak üzere anlam köprüleri kuruyor; bu ifade de beni çok etkiledi. Şimdi eğer biz okuru kaynak metne sadık kalarak ırmakların içinden geçirmeye çalışırsak, kesin boğulur, yani ben bundan hiç kuşku duymuyorum, boğulmasa da bir anlamsızlık duygusu yaşar.”

Bilimsellik kuşkusuz disiplinlerarası çalışmalarla, öteki alanların bulgularından yararlanmaktan ve öteki alanlarla etkileşim içinde bulunmaktan da geçiyor. Bilimlerarası kurulan köprülerle özgül alanlarda bilim de o denli sağlam yapılanabiliyor. Prof. Dr. Salih Akdemir bize yapıtlarında bu yöntemi çok işlevsel bir şekilde sunuyor.

Kaynakça:

  • Akdemir, Salih 05.03.2010 İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Çeviribilim Bölümü, Almanca Mütercim Tercümanlık Anabilim Dalı’nın organizesiyle “Türkiye’de ve Dünyada Yayınlanmış Kur’an Çevirilerinin Çeviribilim Açısından Değerlendirilmesi ” üzerine sunumlu söyleşi
  • Çifçi. Fazıl (2000) Reisü’l Küttâb Hacı Musatfa Efendi ve Reis-zâde Ailesi” Vakfiye, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, defter No. 738, s. 137
  • Dinç, G. “ABD’li din bilimci Omid Safi’nin Yeni Kitabı. Son peygamberi her yönüyle tanıtmayı amaçlıyor “Hz. Muhammed’in Hatıraları”, Aktuel, Sayı 208, 1010-01, s. 38-42
  • Hans Vermeer’in 16.12.2005 tarihinde İstanbul Üniversitesi Çeviribilim Bölümünde yaptığı söyleşi (ceviribilim.com)
  • Hönig, Hans (1995) Konstruktives Übersetzen, Tübingen: Stauffenburg
  • Klaus Reichert’in 2.12.2008’de İstanbul Üniversitesi, Almanca Mütercim Tercümanlık Anabilim Dalı’nda yaptığı söyleşi
  • Son Çağrı Kur’an, Çok seven ve Çok Müsifik olan Allah’ın Adıyla, (2009) Çeviren : Salih Akdemir, Ankara: Ankara Okulu Yayınları
  • Us, Hakkı Tarık (1939) Meclis-i Meb’usan Zabıt Ceridesi, İstanbul: Vakit
  • http://ceviribilim.com/?p=30 / (20.01.2010)
  • http://es.sevenload.com/videos/Ti4HMwC-Morgenland-Teil-2-3-18-05-2009 (15.05.2009) 10.03.2010
  • www.byte.to…Terra X – MorgenlandE01 – Ein Prophet verändert die Welt (17.05.2009) 10.03.2010
Daha fazla Deneme, Manşet
Moskova Metrosu Terörünü Kınıyoruz

Rusya'nın Moskova şehrinde, metroda yapılan terörist saldırıları kınıyoruz.

Kapat