“Batının Çöpleri…”

Posted by on Nisan 6, 2010 in Deneme

Telegraph gazetesinin Moskova yazarı Andrew Osborn “Russia abandons literary past, ignoring Tolstoy’s centenary” başlıklı bir yazı hazırlamış, Radikal gazetesinden Z. Heyzen Ateş “Rusya edebi geçmişini terk mi ediyor?” başlığıyla, kaynağını da belirterek bu haberi çeviri-yazı haline getirmiş.

Yazının sonunda bir Rus yayıncının ilginç bazı sözleri yer alıyor (çeviride küçük bir eksikle birlikte bir de hata var, başka bir yayıncı sözkonusu değil, tek bir yayıncı konuşuyor):

“İnsanlar artık çöp okuyorlar” diyor Glas Yayınevi’nden Natasha Perova. “Çoğunlukla da Batı’nın çöplerini. Tolstoy hâlâ Rusya’da bilinen bir yazar ama ölümünün yüzüncü yılı gibi olaylar artık dünyadan kopuk olduğumuz zaman oldukları kadar önemli değil.” Başka bir yayıncıysa artık edebiyatın tamamen ticarileştiğini ve Tolstoy’un bu kalıba uymadığını söylüyor ve daha acı bir noktanın altını çiziyor: “Eserleri asla yayımlanmayacak Tolstoy kadar yetenekli o kadar fazla genç yazarımız var ki…”

Bu sözler fazlasıyla Türkiye için de geçerli sayılmaz mı? Çeviri yayıncılığının önemli bir oranı Batıdan yapılmıyor mu? Komşu ülkelerden çeviriler çok düşük oranlarda değil mi? Komşu ülkelerde de durum böyle değil mi? Ne kendini ne komşularını yeterince tanımayan, tanımak fırsatını bulamayan ne tür kültürler bunlar? Şu trajikomik resim nedense bu yazının söylediğini berrak bir şekilde ifade ediyormuş gibi geliyor bana: Etiket/Etiquette – görgünün fiyata dönüştüğü bir dünya.

etiket

Fakat çeviri yayıncılığının, hatta kültürün genel durumunu asıl şu aşağıdaki resimler yansıtıyor. Şehirde, bir cumartesi günü, sağlı sollu ilerlemesi gereken bir caddede, trafik (yani araba akışı!) durmuş, iyi hoş, fakat yolun sağında ve solundaki kaldırımlar da bu trafiğe katılmak üzere satışa çıkarılmış arabalarla dolu. Yayaların da yürüyememesi bir yana, iç boğucu, umutsuz bir dünya manzarası: kitaplar, çeviriler olarak düşünülebilir bunlar, yola çıkmış, kültürün dolaşımına girmiş kitaplar, çeviriler, yoğunluktan dolayı trafikte takılıp kalmış, bazıları kolektif bir çeviri kitaba bağlanmış, onun ilerlemesini istiyor, bazıları özel, tek ya da birkaç kişilik çevirilerinde ısrar ediyor, herkes kornalara basıyor, reklam yapıyor yani yol açılsın, kendi çevirisi daha çok satsın diye.. ve bu arada yolun iki kıyısında Batıdan gelen yeni kitaplar, 2007, 2008, 2009, 2010 model kitaplar, telif ajanslarının kaldırım kenarındaki avlularında çevrilmeyi bekliyor.. okurlar harıl harıl okuyor yolda, şu yayınevinin arabasından inip şunun otobüsüne biniyor, yeni yayınevleri kitaplarıyla bekliyor yolun kenarında..

Fakat bu kabusun farklı bir yönü, onu aydınlık bir ütopya gibi gösteren bir yönü daha var – cep telefonlarıyla konuşan, mesajlaşan, görüşen telif eser sahipleri.. trafikte, araçların içinde onlar da oturuyor ve yolun iki yanındaki evlerin tepesinde onların yazmasını destekleyen, yayın aygıtları, baz istasyonları duruyor, bize radyasyon ve gerilim saçıyorlar ama bu sayede insanlar üretiyor.. Batının ürettiği uygarlık mı yoksa tam bir çöplük olan? Amerikan şirketçi kültürünün yozlaştırdığı bütün uygarlıklar mı? Yoksa kötü kullanımla çöplük halini alan bir kültür mü bu sadece?

Sahi, Batı neden Doğunun çöplerini okumuyor, sadece incilerini mi okuyor?

Daha fazla Deneme
Kuran-ı Kerim Çevirileri Üzerine: “Din İçtenliktir”

"Çevirmen işlevselci olmayan yaklaşımda kaynak metne sadık olan çevirilerde, kişiyi ırmakların içinden geçiriyor, işlevselci yaklaşımda ise insanların bu ırmaklardan geçmelerini sağlamak üzere anlam köprüleri kuruyor."

Kapat