Hans Vermeer İstanbul Üniversitesi’nde

Posted by on Aralık 16, 2005 in Etkinlik, Güncel, Tarih

Çeviribilimci Prof. Dr. Hans Vermeer, bugün İstanbul Üniversitesi’nde, Hieronymus ve Novalis’in çeviri yaklaşımlarından yola çıkarak çeviri kavramının tarihselliğini ele alan bir seminer verdi. Doç. Dr. Alev Bulut, Doç. Dr. Sâkine Eruz ve Araştırma Görevlisi Rana Kahraman’ın girişimleriyle düzenlenen bu seminerde Vermeer, söze tarih kavramının içeriğini sorgulayarak başladı. Tarihin öyküselliği ve modern tarih anlayışımızın yeniliği üzerinde duran Vermeer, çevirmenin kavramların öyküsünü, tarihsel arka planını bilmesinin önemli olduğuna dikkat çekerek İsa’nın çoban olmasını yorumladı:

“Hz. İsa’nın vefatından 70 yıl sondra Lucas isimli bir doktor oturup Hz. İsa’nın doğumunu kaleme alır. İlk kez bu öyküde Hz. İsa için ‘çoban’ kavramı kullanılır. Evet, bugün biz ‘çoban’ dendiğinde ne kastedildiğini anlıyoruz, ancak acaba arka planını da anlıyor muyuz? Zaman içinde ilkin koyun güden kişi anlamını içeren bu kavram, daha sonra develeri ve sekiz yüzyıl sonra da atları gütmek için kullanılıyor. Kavramın arkasında yatan nedir? Almanca’da ‘gütmek’ ile çevirebileceğimiz çobanın söz öbeklerinden olan ‘hüten’ kavramı ‘korumak’ anlamında da kullanılır, çoban bir tür öncüdür, yanındakileri korumakla yükümlü bir yol gösterici. O tarihlete koyunların insanların bütün mal varlığı olduğu düşünülürse bu mesleğin ne denli önemli olduğu belki anlaşılır. Etinden, sütünden yararlanılıyor, yünü eğriliyor, giysiler yapılıyor ve bu hayvanlar insanların hayatta kalmasını sağlıyor. Aynı durum deve çobanı için de geçerlidir, bu çoban da develeri her şeyden ve herkesten korumak durumundadır. Peki, kavram Almanya’da, Saksoncada neden 800 yıl sonra karşımıza ‘at çobanı’ olarak çıkıyor? O tarihlerdeki sosyo-ekonomik oluşumları göz önünde bulunduralım, feodal beylikler hakim ve bu beyliklerin kuvveti sahip oldukları binek hayvanlarıyla da ölçülüyor. Bir beylikten diğer beyliğe ulaşmak, ya da bir yerden bir yere gitmek için bu atlara gereksinim var, bu durumda atları güden çoban önemli bir kişi, akıllı, kuvvetli ve cesur. Bunun karşılığı kavram olarak ‘mari-skalk’ (at bakıcısı). Günümüz diline baktığımızda bu kavramın ‘Marschall’ (mareşal) olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Sonuçta bu kavramın tarihle ilgisi yoktur, arka planı fazla düşünülmeden birebir alınmış bir kavramdır, çevirisi dahi yapılmamıştır.

Diğer yandan Hataylı Hieronymus (St. Gerome). Hieronymus’un en tanınmış sözü çeviri sözcüğü sözcüğüne değil, anlama göre yapılmalıdır (non verbum e verbo, sed sensum de senso) sözüdür herhalde. Bu sözden gerçekten de Hieronymus’un anlama göre çeviri yaptığını mı anlamalıyız? Bu soruyu şöyle yanıtlamaya çalışayım, o zamanda anlama göre yapılan çeviri, kelimelerin diğer dildeki karşılığını seçmek demekti. Kelimesi kelimesine yapılan çeviri ise aslında sesbirimlerin diğer dildeki karşılığı birebir verilerek yapılan çeviriydi. Bu durumda bu kavramları biz bugünkü anlamında kullanamayız.”

Çevirinin kültürler arası bir eylem olduğuna dikkat çeken Vermeer, Türkçede ölen birinin ardından söylenen “sizlere ömür” deyişinin Almancada karşılığı olmadığına, bu dilde ancak “anneannem öldü” diyebileceğimizi, hatta “Caddede bir sürü kedi vardı” cümlesinin bile Almancada karşılığı bulunmadığını, çünkü Almanya’da kedilerin sokakta gezmesinin doğal bir durum olmadığını söyleyerek konuşmasını renklendirdi.

Seminerin sonunda Hieronymus’la ilgili olarak yöneltilen bir soruya yanıt verirken, İncil çevirilerinde Babil hikayesinin yanlış yorumlandığına dikkat çekti:

“İncil’deki Babil Kulesi efsanesini hepiniz biliyorsunuz, Tanrı insanlara kızıyor, neden bu denli yüksek bir kule yapıyorlar diye. Oysa Tanrı, kulu çalışkansa kendi kuluna neden kızsın ki? Burada önemli olan bir sözcük vardır, İbranice ‘balal,’ yani ‘confuse’ (aklını karıştırmak) ve ‘mix’ (birbirine karıştırmak) anlamlarını karşılayan bir sözcük. Çeviri sürecinde İbranice’deki bu ‘balal’ sözcüğü dikkate alınmadığında şöyle bir yorum ortaya çıkıyor: ‘Tanrı insanlara kızarak, onların ayrı dilleri konuşarak dünyanın dört bir yanına dağılmalarına neden oluyor’, oysa bu kelime dikkate alınacak olursa, başka bir yorum çıkar: ‘Tanrı bu denli çalışkan kullarını görünce, onları dört bir yana dağıtarak her yerde bu tür şehirler inşa etmelerini istiyor.’”

Vermeer’in Almanca ve İngilizce olarak gerçekleştirdiği bu seminerin çevirmenliğini genç çevirmen adayları yaptı.

Daha fazla Etkinlik, Güncel, Tarih
Kütüphaneler, Korsan Yayınlar, Çevirmen Ücretleri

ÇEFOR’da gerçekten de uzun zaman yankı bırakacak konuşmalar yapıldı. Bunlardan biri bana özellikle ilgi çekici geldi, çünkü haklı yanları olan...

Kapat