Çeviride Psikolojik Harekat ya da Kültür Emperyalizmi

Posted by on Ağustos 22, 2006 in Güncel

Damla Yayınevi, Radikal gazetesinin haberinin öne sürdüğü çeviride ideolojik çarpıtmalar konusu için bir basın açıklaması yapmış:

“Tercüme eserlerde yazarın ifade etmediği cümlelere yer verilmesi eserlerimizde kesinlikle söz konusu değil. Yayınevimizin yayıncılık ilkelerine aykırı olan böyle bir davranışı kabul edemeyiz.

Özellikle çocuklara yönelik tercümelerde, her edebiyat insanının makul göreceği gibi seviyelendirme ve monoton tercümeden daha ziyade edebi değeri olan bir tercümeye yer vermek gerekir. Haberde, kitaplarda ‘Allah’ kelimesinin kullanılması fahiş bir hata olarak gösterilmek istenmekte. ‘Allah razı olsun’, ‘Hayırlı sabahlar’ gibi terimlerin Türkçede kullanıldığı muhakkak. İngilizce ‘god’ kelimesinin ‘Tanrı’ yerine ‘Allah’ olarak tercüme edilmesi yanlış değil. Hele hele ‘psikolojik harekât’ hiç değildir.”

Diğer yandan argo ağırlıklı sözlükler için MEB bir açıklama yapmış:

“MEB’in böyle bir deyimler sözlüğü yoktur, adı geçen yayınevine ait böyle bir sözlüğü de okullara tavsiye etmemiştir. ‘100 Temel Eser’ listesinin ana hedefi, yeni nesillerde Türkçe bilinci uyandırmak ve okuma alışkanlığı kazandırmaktır. Bu eserlerin tahrif edilerek gelişigüzel ve özensizce yayımlanması ve bu yayınların okullara sokulması kabul edilemez.
Pedagojik olmayan örnekler kabul edilemez. Genel sözlüklerde yer alsalar bile küfür derecesindeki argo tabirlerin ve tabu kelimelerin yer aldığı eserlerin okullara girmesi engellenecek. Ayrıca bu tür yayımlarla ilgili gerekli incelemeler zaman geçirilmeden başlatılmış ve incelemelerin sonucuna göre de işlem yapılacak.”

Sabah gazetesinden Nergis Demirkaya, yazar ve çevirmen İsmail Bilgin’le görüşmüş:

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde jeoloji mühendisi olarak görev yapan İsmail Bilgin, “96 sayfalık Pinokyo kitabında 5-6 kez Allah geçtiğini, sadece bunlara odaklanmanın yanlış olduğunu” savundu. “Kitabın dilinin benzer bir çok kitapla karşılaştırıldığında çok anlaşılır ve güzel olduğunu” söyleyen Bilgin, şöyle devam etti: ‘Tanrı İngilizce’de ‘God’ demek, bunu Allah diye çevirmenin, ‘Teşekkür ederim’ yerine ‘Allah razı olsun’ demenin ne sakıncası olabilir? Biz Müslüman ve Türk bir ülke değil miyiz? Yine de kitapları yeniden inceleyeceğim. Önce orijinal metinlerimle yayınlanan baskıyı karşılaştıracağım. Yanlış varsa, bu yanlıştan döneceğim.’
Bilgin, Pinokyo kitabında yer alan tekerlemenin ise yanlışlıkla kitaba girdiğini, “bunun yayınevinin suçu olduğunu” söyledi. Pinokyo kitabının tekerlemeler bölümüne, “Benim elim değil / Fadime anamın eli / El benden sebebi Allah’tan / Okumak benden, şifa Allah’tan / Elemterefiş, kem gözlere şiş / Bir daha nazar değmez inşallah” yazısı alınmış.”

Yayınevi edebi çeviri çerçevesinde uyarlamalar yapılabileceğini savunuyor. Kitaplardan birinin çevirmeni, yayınevinin metin üzerinde editöryel değişiklikler yapılmış olacağını öne sürüyor. Buna karşılık, İsmet Berkan, çeviri normlarını ve çevirinin ideolojiyle ilişkisini tartışmaya açıyor:

“Şimdi tartışma şu: Hıristiyan olduğu besbelli olan bir roman ya da öykü karakteri ‘Allah’ kelimesiyle konuşmalı mı, konuşmamalı mı?
‘Tek tanrılı dinler’ diyoruz, üç semavi dinin inananlarının aynı yaratıcıya inandıklarını söylüyoruz. Ama yine de, İngilizcedeki ‘god’ı Türkçeye ‘Allah’ diye çevirebilir miyiz?
Bence çeviremeyiz, çevirmemeliyiz. Onun yerine ‘tanrı’ demeliyiz. Çünkü Allah, çok özel bir sıfat ve bu sıfat sadece Müslümanların inandığı tanrıyı temsil ediyor.
‘Allah’ sıfatını belki dilsel ve kültürel yakınlıkları nedeniyle bazı doğu kilisesi mensupları da gündelik hayatlarında kullanabilir. Yani Maruniler, Kıptiler, Süryaniler ve Türkiye’de Türkçe konuşurken Ermeniler gibi ama sonuçta bu doğu kiliseleri de, kendi dillerinde yaptıkları ayinlerde ‘Allah’ demezler.
Oysa, yayınımıza konu olan kitaplarda, örneğin ünlü masal kahramanı Pinokyo, sokakta ‘Allah rızası için ekmek’ dileniyor. Eserin İtalyanca orijinalinde veya güvenilir İngilizce ya da Türkçe çevirilerinde tam orada Pinokyo’nun nasıl dilendiğini bilmiyorum ama herhalde ‘Allah rızası’ için dilenmiyordu.
Bu bizi aslında çok ama çok eski bir tartışmaya götürüyor: Çevirmen bir edebi eseri çevirirken ne kadar ‘başka bir dilde yazan’dır, ne kadar ‘çevirmen’?
Bu sorunun mutlak bir cevabı yok. Çünkü öyle eserler ve onların öyle bölümleri var ki, onu yazıldığı dilde aynen söylemek diğer dillerde anlamsız pasajların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Son güncel örnek, ünlü Fransız yazar George Perec‘in içinde bazı harfleri hiç kullanmadığı romanı. Bu romanın Türkçe çevirmeni (yoksa yazarı mı demeliyim?) aynı çabayı ortaya koymuş ve o harfi çevirisinde hiç kullanmamış. Ama bu uğurda, orijinal romana bazı ilave bölümler yazmak, bazı bölümlerin de yerlerini değiştirmek zorunda kalmış. Bu durumu Celâl Üster, Radikal Kitap’ta yazdığında bir tartışma kopmuştu.
Veya zamanında ünlü şair Can Yücel’in yaptığı ‘serbest çeviriler.’ Can Baba şimdi yaşasa acaba 100 temel eserin bazı versiyonlarındaki Allahlı, Galip Babalı, hayırlı sabahlarlı cümleleri ‘serbest çeviri’ diye yorumlar mıydı? Can Yücel’in çeviri tarzı en iyi ‘tarz’ mıydı? Kendisi bile böyle çeviri yapmayı bırakmamış mıydı?
Haberimizde adı geçen yayınevlerinden biri, benim yapılan ‘Türkleştirme’ ve ‘İslamileştirmeleri’ birer ‘psikolojik harekât’ sayan cümleme takmış, ‘Hayır’ diyor, ‘Yaptığımız psikolojik harekât değildir.’
Bence öyledir. Televizyonda ana karakterlerinden biri bir domuz olan çizgi filmi yayımlamamak da, çocuk kitaplarının içine böyle ‘Allah’lar eklemek de psikolojik harekâttır.
Belki şu denebilir: Ne var, burası Müslüman bir ülke, çocuklarımızın ‘Allah’ adını daha çok duymasının ne sakıncası olabilir?
Evet ama burası gündelik hayatta din vurgusunun çok da abartılı olmadığı, inancın inananla Allah arasında olduğu, yani biraz da inançların tevazu içinde yaşandığı bir ülke. Bu ülkede inanca vurguyu arttırmanın sadece dini, yani o kadar da masumane olmayan anlamları var. Bu anlamlar da hep siyasi.
O yüzden bu ülkede dini veya din dışı bütün semboller çok büyük siyasi anlamlarla yüklü aynı zamanda. Çocuklarımızı hiç değilse çocukluklarında bu ağır yüklü siyasi anlamlardan uzak tutsak ve daha sonra onlar yetişkin olduklarında kendi akıllarıyla istediklerini seçseler daha iyi olmaz mı?
Ama hayır, hâlâ ‘Ağaç yaşken eğilir’ diye düşünüyoruz, bilimle doldurmamız gereken kafaları daha minicikken siyasi-dini kavram ve sembollerle doldurup kendimizden yana çekmek istiyoruz. Bu uğurda Batı klasiklerini tahriften de kaçınmıyoruz.”

Bu tartışmada ilginç, anlaşılması güç birkaç nokta var.
Öncelikle, dikkat edilirse, Ömer Seyfettin’in ya da Mehmet Akif Ersoy’un bir batı diline çevrisini, dolayısıyla “Allah”ın bir batı diline nasıl çevrileceğini konu etmiyoruz; bu bir çeviri tartışması değil bütünüyle. Okul döneminin başlangıcında, büyük bir piyasası olan yüz temel eser piyasasında batı çocuk klasiklerinin içinde yer alan dini öğelerin nasıl çevrileceğini konu ediyoruz. Haberlerde bu piyasadaki tek bir yayınevi ele alınıyor ve bu yayınevinin çevirilerinde ekleme yapılıp yapılmadığı ayrıntılarıyla ortaya konmuş değil. Sadece, sözgelimi Pinokyo’nun Hıristiyan “tanrı”sını andığı yerde, onun yerine Müslüman “tanrı”yı anıp anamayacağımızı konu ediyoruz. Bu tartışmanın çeviri kararları kısmı boş bir tartışma: nasıl “good morning”i “iyi sabah” olarak çevirmeyip “günaydın” olarak çeviriyorsak, ama “iyi sabahlar” deme özgürlüğüne de sahipsek, Hıristiyan “Tanrı”sının geçtiği yerde, onun yerine Müslüman “Allah”ı koyma özgürlüğümüz de vardır. Ayrıca iki önemli şeyi hatırlamak gerek: birincisi, serbest piyasa ekonomisinde medya ya da devlet baskısıyla işletmelere hangi sözcükleri kullanacaklarına kadar baskı uygulanamaz. Batı klasiklerinin telif hakkını serbest bırakıp bunları okullara tavsiye ettikten sonra, çevirilerini de şu şu sözcüklerle yapacaksınız demek akla aykırı. İkincisi, bu tartışma “psikolojik harekat” değil kültür emperyalizmi tartışmasıdır. Ömer Seyfettin’in bir “Yüz Temel Eser” listesinin içinde yer aldığı ve eğitim kurumlarına tavsiye edildiği herhangi bir ülke biliyor musunuz? Fransa’da Mehmet Akif’in “Allah”ının nasıl çevrileceğinin tartışıldığını ve “Dieu”leştirildiği için skandal koptuğunu hatırlıyor musunuz? Yanlış anlaşılmasın, ben zaten böyle bir dünya istemiyorum: ne Baudelaire ne Akif, Yüz Temel Eser paketine girip okullara tavsiye edilmemeli, bence yüz ikinci, üçüncü sırada yer alsalar da okunmaya değerler. Türkiye, umarım bu paketi hazırlayan tek ülkedir ve bu organik kültür emperyalizmiyle tek örnek olarak kalır.

Dahası, çevirinin pek saygın bir yere sahip olmadığının, hele bilimsel olarak ele alınabileceğinin hiç kabul görmediğinin kötü bir işareti bu skandal. Haber yapılırken, çeviriyi görmemiş çevirmenlerden (kimbilir hangi soruyla) ve bazı sivil toplum örgütü yöneticilerinden görüşleri alınıyor. Kimsenin aklına çeviribilimcilere, olmadı dil uzmanlarına, olmadı bu çocuk klasiklerini özgün dillerinden okuyabilen kimselere başvurmak gelmiyor (şimdilik). Hatta çok şaşkınlık verici bir biçimde, Can Yücel gibi merhum çevirmenlerin çeviri yaklaşımları onların adına kurgusal yorumlara konu ediliyor. ve bütün bunlar “Batı klasiklerini tahrif etmek” denen o büyük günah nedeniyle olağan görülüyor. (Berkan’ın yazısından Can Yücel’in de bu günahkarlardan biri olduğu gibi tuhaf bir sonuç çıkıyor, ama bu apayrı bir konu.)

Türkiye’de psikolojik harekat yapıldığını görmek için klasik çevirilerini incelemeye gerek yok, sokağa çıkmak, Hizbullah propagandasına dönüşmüş olan insani yardım ilanlarını seyretmek, metroya binip haşemalı reklamları izlemek, ya da gazetelerde Hizbullah’ı Lübnan’ı kurtarıcısı ilan eden haber ve yazarları okumak yeter. Yüz Temel Eser’lerde çok ciddi tahrifat olduğunu daha önce bu dergide yayınevlerinin intihal şüphesi uyandıran örneklerini sergileyerek dile getirdik, daha sonra bu örneklere ilişkin Çevbir için bir çalışma yaptık ve Birgün gazetesinde Çevbir imzasıyla, intihal olduğu şüphenilen çevirileri yayınlayan yayınevlerine yönelik bir açıklama talebi yayınlandı. Onlardan bir yanıt gelmedi. Anlaşılan Radikal gazetesi de bu Çevbir açıklama talebini görmemiş. Görseydi, Yüz Temel Eser sorununun birçok açıdan ideolojik çarpıtma ve intihaller içerdiğini anlayarak, tek bir yayınevi üzerinde durmaz, sorunu bütün kapsamıyla ele alırdı. En azından, kişisel yargılarla konuyu ele almak yerine, çeviribilimcilere başvurmaya özen gösterirdi.

Şimdi bir daha düşünelim: psikolojik harekat (ya da başka bir adıyla misyonerlik) hangisi olabilir; Pinokyo’da geçen Hıristiyanlığa ait dinsel motifleri birebir aktarmak mı; bunları Müslümanlığa uyarlamak mı; farklılık içeren her tür öğeyi ayıklamak mı; yoksa Yüz Temel Eser diye bir liste yapmak, bu listeyi okullara tavsiye etmek, bu listede yer alan kitapları yayınlayanları çeşitli vergiden, bandrolden muafiyetlerle desteklemek, benzeri görülmemiş bir reklamı, yani “MEB tavsiyeli kitap” reklamını kullanabilmelerine izin vermek midir? Yüz Temel Eser olgusu olağan mıdır ki çevirileri olağan olsun?

Damla Yayınevi 1974 yılında kurulmuş bir yayınevi. Radikal gazetesinin haberinde şu sorular sorulmuyor yayınevine: Batı klasikleri yayıncılığına ne zaman başladınız? Çevirmenleriniz bu klasikleri hangi dillerden çeviriyorlar? Metinlerin asıllarıyla çevirilerini karşılaştıracak editörleriniz var mı? Örneğin Gogol yayınlamışsınız, Ölü Canlar’ın Rusça aslından mı bu çeviri, başka bir dildense eğer, metnin aslıyla karşılaştırdınız mı? Eğer çocuklar için kısaltılmış bir çeviri yayınlıyorsanız, bu kısaltmayı kim, hangi dilden yapıyor? (Örneğin İsmail Bilgin’in yukarıdaki alıntıda bakacağını belirttiği, Pinokyo’nun “asıl metni” hangi dilden, tam çeviri mi, uyarlama mı?) .. Bu soruları sormak yerine, “Tanrı” yerine “Allah” denmez, İtalyan çocuğu dilenirken “Allah rızası için” demez diyor: Tanrı aşkına, Allah aşkına, İnsanlık aşkına, Hıristiyan “tanrı”sının eski Türkçe “Tengri” ya da yeni türkçe “Tanrı”yla bir alakası olmadığını, “Allah”ın Müslümanlıkta Hıristiyan “tanrı”sının da adı olmak bir yana, aynı “tanrı” olduğunu unutuyor ya da önemsemiyorsunuz, ama çeviri kararları ya da tarihi konusunda olsun, neden çeviribilimcilere danışmıyorsunuz?

Garip bir ortam: bir taraf maliyeti düşük geldiğinden kültür emperyalizminden kendince özel bir şekilde yararlanıyor, bir başka taraf çeviriyi konu ediyor ama çevirinin bilimsel bir inceleme konusu olduğunu (ülkemizde de üniversite kürsülerinde ele alınmakta olduğunu) kabul etmeyip sezgiler, öryargılarla hareket ediyor. Her iki taraf da kendi önermelerini birtakım kesinlikler olarak öne sürüyor. Ve her iki taraf da, asıl tuhaflığın, devlet onaylı Yüz Temel Eser listesi tuhaflığının farkında değilmiş gibi davranıyor. Liste de Pinokyo’nun burnunda uzadıkça uzuyor.

Daha fazla Güncel
Damla Damla İdeolojik Çeviri!

Radikal gazetesi 19 Ağustos 2006 günü "Hayırlı Sabahlar Hans!" manşetiyle, bandrolsüz 100 Temel Eser çevirilerindeki ideolojik uyarlamaları ele aldı. Konuyla...

Kapat