Bir Etkinliğin Ardından: Ne Yapmalıyız?

Posted by on Mayıs 6, 2010 in Eğitim, Etkinlik, Manşet, Yorum

“Çeviri mi, O da Ne?-Madalyonun Öteki Yüzü.” 4 Mayıs 2010 tarihinde BÜÇEK (Beykent Üniversitesi Çeviri Kulübü) tarafından düzenlenen ve Türkiye’de bulunduğu dönemlerde Çeviribilim alanında pek çok lisans ve yüksek lisans öğrencisinin yanı sıra pek çok öğretim elemanının da hocası, dostu ve yol göstericisi olmuş olan, değerli Çeviribilim kuramcısı Prof. Hans J. Vermeer’e adanmanın onurunu taşıyan açılış etkinliğinin adı buydu.

Etkinlik, “Mesleğin Onuru-Bilim Dalının İşlevi” başlıklı bir panel ile “Çeviribilim/Mütercim Tercümanlık Öğrencisi Olmak” başlıklı bir öğrenci forumundan oluşmaktaydı.

Tasarı, hazırlık, duyuru, etkinliğin gerçekleştirilmesi ve ileriye dönük çağrılarla sonuçlanması olarak sıralanabilecek her aşamasında aktif olarak öğrencilerin hazır bulunduğu, öğrencilerin ürettiği ve üretime devam etme kararı aldığı bu etkinlik, bu anlamda bir ilk olarak son derece kayda değer ve umut verici bir etkinlik oldu.

Ülkemizde Mütercim-Tercümanlık/Çeviribilim alanında lisans düzeyinde eğitimin geçmişi, çok değil, günümüzden 27 yıl öncesine uzanıyor. Bugün tüm Türkiye’ye dağılmış olan pek çok devlet ve vakıf üniversitesinde Mütercim-Tercümanlık ve Çeviribilim bölümünde akademik çeviri eğitimi veriliyor. Var olanlara sürekli yenileri ekleniyor. Bu da gerek çeviri eğitimine gerek çevirmenlik mesleğine yönelik toplumsal talebin ve ilginin arttığının bir göstergesi. Ancak, yıllardır dile getirilen, üzerine akademik çalışmalar, tezler üretilen “görünürlük-görünmezlik”, “mesleğin saygınlığı”, “çevirmenin şeffaflığı-varlığı-yokluğu” gibi konular, toplumdaki algı ile çeviri gerçekliğinin bir madalyonun iki yüzü olarak tanımlanabileceğinin de bir göstergesi.

Toplumsal düzlemde özne konumunda “bile” görülmeyen “çevirmen”lik sıfatına ulaşmak için eğitim almak isteyenlerin sayısındaki artış, “çevirmen” olarak mezun olacak öğrencilerin nasıl bir çeviri eğitimi beklentisi içinde olduğu, çeviri etkinliğinin toplumdaki “yanlış” ya da “eksik” algısı ile gerçekliği arasındaki derin uçurum, mesleğe hak ettiği saygınlığı ve görünürlüğü, dolayısıyla maddi- manevi hareket alanını, işlerliğini ve devamlılığını kazandırma isteği, bu etkinliğin çıkış noktalarıydı. Etkinliğin açılışını yapan Senem Öner, “Sesleniş” adını verdiği konuşmasında akademi, iş ve yayın dünyasından örnekler vererek bu noktaların altını bir kez daha çizdi ve çeviri eğitimi görenlerin artık “ses”lenmesi gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Veysel Kılıç yönetimindeki “Mesleğin Onuru-Bilim Dalının İşlevi” adlı panelin ilk turunda, Prof. Dr. Işın Bengi Öner, çevirmenliğin bir meslek olarak toplumda ve iş dünyasında nasıl algılandığı sorusuna yanıt olarak yaptığı konuşmada, sadece Türkiye’de değil, dünyada da çevirmenliğin bir meslek olarak hak ettiği düzeyde algılanmadığını çeşitli istatistik verilerle örnekledi. Ancak, bununla ters orantılı olarak hızla gelişim gösteren yerelleştirme, dil teknolojileri, teknik yazarlık gibi alanların çevirmenlere var olan alanların yanısıra yeni iş olanakları sunduğunu, çevirmenlerin çalışma alanlarının giderek genişlediğini belirtti. Çeviri ve meslek standartlarının oluşturulmasının ve mesleki akreditasyonun gerekliliğini vurguladı. Bu anlamda çevirmen meslek örgütlerinin önemli işlevinden bahsetti. Ülker İnce, deneyimli bir edebiyat çevirmeni olarak, toplumda ve iş dünyasında çevirmen imgesinin yeniden yapılandırılması gerektiğini düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt olarak, mesleki saygınlığın kazanılmasının toplumsal değişkenlere bağlı olduğu kadar, bizlerin çevirmenler olarak, yaptığımız işi ne kadar sahiplenip, ne kadar iyi icra edip, bilinç ve kararlılıkla savunduğumuzla da ilgili olduğunu belirtti. Saygınlık kendiliğinden oluşmaz ya da hediye edilmez, bu mesleği icra eden bizler ne kadar bilinçli ve görünür isek o kadar saygın oluruz, dedi. Öğrencilerden, çok okumalarını, araştırmalarını ve yazmalarını istedi. Toplumsal hayat içindeki görünürlüğümüz ile yaptığımız işteki görünürlüğümüzün başat gideceğini anlattı. Doç Dr. Ayşe Banu Karadağ, çevirmenlik mesleğinin bilimsel ve yasal tanımlarının yapılandırılması ve bu konuda çeviri alanında çalışan akademisyenlere, öğrencilere düşen görevlerin neler olduğu yönündeki soruyu, çeviri eğitimi veren akademisyenlerin çeviri yapmalarının önemini vurgulayarak yanıtladı. Öğrencilerin yalnız “heveskâr” değil, “talepkâr” olmaları gerektiğini, öğretmenlerini zorlamaları, eğitim programlarının günümüz gerçeklerine gore yenilenmesi için baskı unsuru olmaları gerektiğini vurguladı. Ancak, “talepkâr” olmanın, çok çalışma, okuma, görev ve sorumluluklarını yerine getirme koşullarını beraberinde getirdiğini anlattı.

Panelin, “Bilim Dalının İşlevi” adlı ikinci oturumunda, Işın Bengi Öner, çeviri eğitiminde kuram-uygulama ilişkisinin nasıl kurulması gerektiği yönündeki soruya yanıt verirken, Hans J. Vermeer’den alıntıyla, çevirmenin kültür, dil ve araştırma yetisine sahip bir birey, çevirinin de erek dil ve kültür dizgesinin gereklerine uygun, işlevsel bir karar alma süreci olduğunu belirtti. Vermeer’in çeviriyi bir süreç olarak tanımlamasının önemini vurguladı. Eğitim programlarının bu yetileri kazandırmayı amaçlayarak ve günün koşullarına uygun olarak düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Günümüz koşullarına göre, dil teknolojileri, uzmanlık alanları ve yerelleştirme derslerinin de bulunduğu bir izlence örneği verdi. Ülker İnce, Hans J. Vermeer’in Skopos kuramının yaşamın içinden süzülerek gelmiş bir kuram olduğunu, bir çevirmen için kendi etkinliğini, kendi deneyimini bilince çıkarma anlamında bir yol gösterici olduğunu belirtti. Einstein’ın E=mc² denklemiyle Fizik alanında açmış olduğu yolun, Vermeer’in Skopos Kuramı ile Çeviribilim alanı için açılmış olduğunu vurguladı. Ayşe Banu Karadağ da, Vermeer’in kuramında görecelilik, görece öznellik kavramlarının bilimsel evrenselliğinin önemini anlattı. Çevirmenin özgürlüğü, sorumluluğu ve meslek etiği arasındaki karşılıklı ve çoklu ilişkileri vurguladı.

Etkinliğin ikinci bölümünde, “Çeviribilim/Mütercim Tercümanlık Öğrencisi Olmak” başlıklı bir öğrenci forumu düzenlendi. Çeşitli üniversitelerden söz almak isteyen öğrenciler  kürsüye geldiler. Bunun dışında salondaki katılımcılar da soru ve görüşlerle katkıda bulundular. Forumda aktif katılımla tartışılan konular sırasıyla şöyleydi: “Çevirmen” tanımı: Çevirmeni nasıl tanımlıyoruz/tanımlıyorlar? Hepimiz çevirmen olmak istiyor muyuz? Neden? Mezun olduktan sonra çevirmen olarak kendimize nasıl misyonlar yüklüyoruz? Çevirmenlik mesleğinin mevcut koşullarından (başvuru ve işe alınma koşulları, ücretler, sigorta, iş yükü, çalışma saatleri) haberdar mıyız? Staj konusunda ne düşünüyoruz? Dil çeşitliliği ve ikinci/üçüncü yabancı dil konusunda ne düşünüyoruz? Alanımıza dair sorunlar/ulaşılması gereken standartlar/değiştirilmesi gereken koşullar için, çeviri alanında eğitim gören bizler, NE YAPMALIYIZ? Nasıl bir çeviri eğitimi istiyoruz? Kuram-uygulama ve uzmanlık alanı derslerinin dağılımı konusunda önerilerimiz/beklentilerimiz nelerdir? Ders programını destekleyici aktiviteler neler olabilir? Kültürel/sanatsal ve mesleki anlamda ne gibi etkinlikler düzenlenebilir? Bu konuda öğrenciler olarak beklentilerimiz nelerdir? Nasıl katkı sağlayabiliriz?”

Beykent, İstanbul, Boğaziçi, Marmara, Yıldız-Teknik, Haliç Üniversitelerinin Mütercim-Tercümanlık ve Çeviribilim bölümlerinden 300’e yakın öğrencinin ve öğretim elemanının katıldığı, ancak sadece izleyici konumunda değil, görüşlerini dile getirerek, sorun tespit edip, çözüm önerileri sunarak, soru sorarak, sorgulayarak, eleştirerek ve yapıcı kararlar alıp, sorunları çözmek ve standartları  yükseltmek için birlikte hareket etme çağrısı yaparak katıldığı bu etkinlik, gerek bilim dalımızın, gerek çevirmenlik mesleğinin bu ülkedeki geleceği konusunda, salonda bulunan hocalarım ve öteki meslektaşlarım gibi benim de yüreğimi umutla doldurdu.

Etkinliğin sonunda bende uyanan izlenimi paylaşmak isterim. Öğrencilerimiz, mezun olduklarında içine atılacakları meslek yaşamının koşullarını, olanaklarını, işlevini ve hareket alanını iyileştirmek, genişletmek ve standartları  yükseltmek niyetindeler ve üzerlerine düşen görev ve sorumlulukların farkındalar. Yaptıkları işin “özne”si olmak istiyorlar. Bunun için gerekli altyapı ve donanımı kazanmak istiyorlar. Bugün, okullarda, derslik ve laboratuarlarda kuram ve uygulama altyapısını oluşturma sürecinde aktif katılımın, yarın birer çevirmen olarak meslek hayatına atıldıklarında yaptıkları işin standardından, çalıştıkları kurumların ve işverenin çeviri işine ve çevirmenin mesleki özlük haklarına yaklaşımına dek pek çok şeyi değiştireceğinin bilincindeler.

Bu noktada, Beykent Üniversitesi’nden mezun olmak üzere olan bir öğrencinin, bir patent bürosunda çevirmenlik görevi için iş başvurusu sırasında yaşadığı deneyimi aktarmak isterim. Öğrencimiz, forum sırasında kuram ve uygulama ilişkisi tartışılırken söz alarak, deneyimini salondakilerle paylaştı. Kendisine verilen deneme çevirisini sözlük ve koşut metin olmadan çeviremeyeceğini belirtmiş. Çeviriyi “kimin için” yapacağını sormuş. Hedef kitlenin, koşut metin kullanmanın, çeviride kaynaklara ulaşmanın, ortaya çıkacak çevirinin niteliğiyle doğrudan ilgili olduğu konusunda işvereni bilgilendirmiş. Sonuç olarak, kendisiyle birlikte başvuran üç aday içinden o seçilmiş, üstelik bu kadar bilinçli bir çevirmen olduğu için, maaş olarak teklif edilen ilk ücretten daha fazla bir ücretle.

Sanırım, kuramın çevirmene ne kazandırdığı konusunda sorulan sorulara bundan daha iyi bir yanıt olamazdı. Kuram, bilinç kazandırır. Bilinç, özgüven ve farkındalık. Farkındalık da, özgürlük. Özgürlük ise, sorumluluk. Hepsi birlikte saygınlık. Maddi ve manevi.

Türkiye’de olduğu süre içinde birlikte aynı kurumda çalışmaktan büyük gurur duyduğum, konferanslarda, kolokyumlarda, atölye çalışmasında, sınıfta doğrudan öğrencisi olmak şansına eriştiğim sevgili hocam ve büyüğüm Hans J. Vermeer’e adanan bir etkinlikte, öğrencilerin bu derece “farkında” duruşları, aramızda olsa, tıpkı duvara yansıtılan resminde olduğu gibi,  yüzünü o alçakgönüllü ve bilgece gülümsemesiyle aydınlatırdı.

Sevgili hocam, yaşamın süzgecinden süzülüp gelmiş kuramınız, yaşama, tek tek bireylerin yaşamına kattığı artı değerde, üretimlerinde ve kazanımlarında yaşıyor. Işıklar içinde yatın…

***

(Ayrıca bkz. “Türkiye’deki Çeviri Öğrencileri Ortak Bir Platformda Bir Araya Gelme Kararı Aldı!“)

Daha fazla Eğitim, Etkinlik, Manşet, Yorum
Çeviri Öğrencileri Ülke Çapında Birleşiyor!

Çeşitli üniversitelerden çeviri öğrencileri, Türkiye’deki bütün çeviri öğrencilerinin yer alabileceği üniversiteler üstü bir platformda buluşma kararı aldı.

Kapat