Auerbach: Sürgün – Edebiyat – Kültürün Bugünü

Posted by on Mayıs 30, 2010 in Etkinlik, Güncel

Esra Özkaya Saltoğlu, Yasemin Özden Kanca, Hüseyin Yurtdaş

(İstanbul Üniversitesi, Çeviribilim Bölümü, Doktora Öğrencileri)

Goethe Enstitüsu İstanbul ve Alman Dili ve Edebiyatı Akademisi işbirliğiyle İstanbul 2010 ve 3. Uluslararası İstanbul Şiir Festivali çerçevesinde Alman Dili ve Edebiyatı Akademisi İstanbul buluştu. Bu toplantı kapsamında iki önemli ödül verilmiştir. Çeviri konusunda Johann-Heinrich-Voß Ödülü bu yıl Macarcadan yaptığı çevirilerle Zsuzsanna Gahse’ye; yurt dışında Alman kültürünün tanıtımı konusunda Friedrich-Gundolf Ödülü’nü ise Türk Alman dili ve edebiyatı uzmanı Şara Sayın almıştır.

14 Mayıs 2010’da, İstanbul Goethe Enstitüsü tarafından Alman Dil ve Edebiyat Akademisi işbirliğiyle düzenlenen “Sürgün – Edebiyat – Kültürün Bugünü” başlıklı konferansın sabah oturumunda İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgay Kurultay ve Yeditepe Üniversitesi’nden Yard. Doç Dr. Martin Vialon, Erich Auerbach’ı konu alan iki bildiri sundu.

Erich Auerbach, 9 Kasım 1892’de Berlin’de varlıklı bir Yahudi ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiş ve 13 Ekim 1957’de 65 yaşında Wallingford’ta hayatını kaybetmiştir. Özellikle Mimesis: The Representation of Reality in Western Literature[1] adlı eseriyle tanınan Auerbach, bu kapsamlı çalışmasında Homeros’tan Eski Ahit’e ve Proust, Woolf gibi modernist yazarların eserlerine uzanan bir yelpazede, pek çok yapıtı değerlendirir. Yazın incelemesinde yorumbilimsel yöntemi benimseyen Auerbach, çalışmasında bu yönteme paralel olarak yazarların yaşadığı dönemin gerçeklerini, tarihini kavramaya, kendini yazarın yerine koyarak metinleri yorumlamaya çalışmıştır.

Edward Said 2004’te İngilizce olarak yayımlanan Mimesis adlı esere uzun bir önsöz yazmıştır. Bu önsözde kendisi Auerbach’ın kitabının başarılı olmasını, öncelikle Auerbach’ın alçakgönüllü bilim adamı kimliğine bağlayarak, onun tüm heyecanlarını ve sorunlarını sergilemekten kaçınmayan, okurlarıyla doğrudan iletişim kuran bir yazar olduğundan söz eder.

İki farklı disiplinde doktor unvanına sahip Auerbach’ın ilk doktora çalışması, 1913 yılında Heidelberg Üniversitesi’nde, hukuk alanındadır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusunda görev almış ve savaş sonrası 1921 yılında Greifswald Üniversitesi’nde Romanoloji alanında ikinci doktora çalışmasını tamamlamıştır. 1923–1929 yılları arasında Berlin’deki Prusya Devlet Kütüphanesi’nde gönüllü kütüphaneci olarak çalışmış, daha sonra Marburg Üniversitesi’nde Romanoloji bölümünde öğretim üyesi olarak araştırmalarını sürdürmüş ve burada ünlü Dante: Poet of the Secular World yapıtını kaleme almıştır. Auerbach, 1935 yılında Nazi Almanyası’nın politikaları nedeniyle, kendisi gibi Yahudi olan bir grup bilim adamı ile birlikte Almanya’dan 1935–1947 yılları arasında yaşayacağı İstanbul’a göç etmiştir. Bu süre içerisinde İstanbul Üniversitesi Romanoloji Bölümü’nde hem ders vermiş, hem de yöneticilik yapmıştır, [2] ardından 1947 yılında göç ettiği Amerika’da Pennsylvania Devlet, Princeton ve Yale üniversitelerinde akademik çalışmalarını sürdürmüştür.

Yard. Doç. Dr. Martin Vialon, “Erich Auerbach’ın Türkiye Sürgününden Mektuplar” başlıklı bildirisinde özellikle Auerbach’ın İstanbul’da yaşadığı dönemi konu edinmiştir. Auerbach, İstanbul’a göç ettiğinde sınırlı sayıda akademik kaynağa ulaşabilmiş ve o dönem İstanbul’da görev yapan ve daha sonra 1958 – 1963 yılları arasında Kutsal John XXIII olarak anılacak olan Papa’nın yardımıyla Galata San Pietro Manastırı’nın kütüphanesinden yararlanmıştır. Sürgün yıllarında aralarında, o dönemde Almanya’da bulunan Walter Benjamin gibi dünya çapında tanınmış düşünürlerin de bulunduğu 60 kadar kişiyle mektuplaşmış ve ortaya 450 mektuptan oluşan bir külliyat çıkmıştır. Bu mektuplarda Auerbach, o dönemde Türkiye’de yaşanan modernleşme sürecine yönelik açmazlardan söz eder. Sürgündeki bu bilim adamına göre İstanbul sadece saraylardan, kahve, sigara kültüründen, dini unsurlardan, renkli mozaiklerden, eski konaklardan ibaret değildir – ki şehrin bu yönlerini, balığı ve taze sebze-meyveleri övmekten geri durmaz; Auerbach’a göre aynı zamanda bir Helen kentidir İstanbul. Mektuplarında, Arap, Ermeni, Yahudi ve Türklerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir şehir olarak betimler İstanbul’u.

Yahudi bilim adamlarının İstanbul’a göç ettikleri dönemde İstanbul Üniversitesi modernleşme hareketinin bir parçasıdır. Bu dönemde sadece Auerbach değil, pek çok Yahudi bilim adamı çalışmaktadır İstanbul Üniversitesi’nde. Örneğin, Bebek’te oturan Auerbach, Moda’da oturan Alexander Rustow ile Beyazıt’ta buluşur. Auerbach mektuplarının birinde bir araya gelebilmek için bir saatlik yolu kat etmeye değdiğini de dile getirmektedir. Sürgündeki bu bilim adamları, yine Auerbach’ın deyimiyle dönemin gericileri tarafından göçmen; antisemitistleri tarafından Yahudi ve milliyetçiler tarafından Alman ve yabancı olarak anılmaktadır. Türkiye’de her ne kadar Yahudi karşıtı yasal uygulamalar olmasa da, Avrupa’da yükselen faşizm dalgasıyla birlikte burada yaşayan Yahudilerin de gitgide daha tedirgin olmaya başladıklarını belirtir Auerbach mektuplarında. Gayrimüslimlere uygulanan varlık vergisi, Türkiye’ye Almanya’dan gelen göçmenlere verilen soruşturma formundaki “kökeniniz nedir?” gibi sorular ve Auerbach’ın bu soruşturma sonrası “Ari olmayan Erich Auerbach” olarak adlandırılması, kendisini rahatsız eden ayrıntılardır. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak Türk insanını ve İstanbul’daki yaşantıyı anlatan Auerbach, yaşadığı kültür farklılığını, dil kullanımından yola çıkarak örneklemiştir. Mektuplarında Türk insanın “hayır” demekten hoşlanmadığını, bu nedenle “evet”in nüanslarını öğrenmek için oldukça zaman harcadığını, onaylandığını sandığı önerilerinin gerçekleşmesi için bekleyişlerinin kimi zaman sabrının sınırlarını zorladığını belirtmiştir. Auerbach elbette sadece olumsuzluklardan bahsetmez; Türklerde çok renkli ve derin bir yaşamın izlerini gördüğünden ayrıca Türklerin onurlu ve çalışkan insanlar olduklarından da söz eder.

Akademik hayatı süresince Dante üzerine çalışan bilim adamı, şairin İlahi Komedya başlıklı eserinin Cennet: 17. Kanto’sundan alıntı yapmış ve bu dizeleri kendi sürgün hayatı deneyimiyle ilişkilendirmiştir. “ […]Başkalarının ekmeğinin ne denli tuzlu, başkalarının merdivenlerinden çıkmanın ne denli zor olduğunu göreceksin.” Burada sözü edilen “tuzlu ekmek”, Yahudilerin Hz. Yeşaya ile birlikte Babil’e sürgünü sırasında tuzlu ekmek yemelerini anlatmaktadır. Bu alıntıyı yapan Auerbach ve öteki Yahudi bilim adamları da sürgündedir.

Auerbach, mektuplarında sadece Türk insanı veya İstanbul hayatından söz etmekle yetinmemektedir. Atatürk’ün eseri Nutuk 1929 yılında Leipzig’li bir yayınevi tarafından Almancaya çevrilmiştir. Mektuplarda Nutuk’tan da alıntılar yapılmış ve Auerbach, Atatürk’ü dönemin öteki liderlerinden farklı bulduğundan, onun neşeli, nükteli ve zeki bir insan olduğundan söz etmiştir.

Konferansın sabah oturumundaki ikinci bildiriyi sunan Prof. Dr. Turgay Kurultay “Yazınsal ve Bilimsel Çeviriler ve Türkiye’deki Kültür Yaşamına Etkileri” başlıklı bildirisinde Türkiye’nin modernleşme sürecinde yaşananlara ve çeviri faaliyetlerinin bu süreçteki etkisine örnekler vermiştir. Kurultay’a göre her ne kadar “ezeli Avrupalılar”, Türkiye’nin asla Avrupa’nın bir parçası olamayacağını düşünse de Türkiye’de Modernleşme ve Batılılaşma hareketi Osmanlı İmparatorluğu’na dayandığını ve Batı’ya ilginin Viyana seferi sonrasına kadar uzandığını belirtmiştir. Osmanlı, her zaman yeniliklere ve ötekiye açıktır. Öte yandan Batı’ya dönük ilgi, temelde yararcıdır ve Osmanlı kimliğini tehdit etmeyecek bir çerçeveyle sınırlı tutulur. Adını, Batı toplumlarında hep bir tehdit olarak algılanan “fetih” sözcüğünden alan Fatih Sultan Mehmet Hıristiyanlık dinini oldukça iyi bilen, bunun yanı sıra 7 dil konuşabilen eğitimli biridir. Oldukça kozmopolit bir kent olan İstanbul’da, Bizans ve Osmanlı kültürü iç içe gelişmiştir. 15. yüzyılda Avrupa’dan kaçan Yahudiler Türkiye’ye yerleşmiştir. Osmanlı ordusunu meydana getiren Yeniçerilerin büyük bir kısmı devşirmedir, bunun yanısıra Mimar Sinan’ın da Hıristiyan kökenli bir devşirme olduğu söylenmektedir.

Kurultay, iki yüz yıldan beri devam eden modernleşme sürecinde, çevirinin bilgi aktarımı rolünü üstlendiğine değinmiştir. Avrupa dillerinden ilk çevirilerin 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılmaya başlandığını, ilk çeviri romanın ise Telemaque olduğunu belirtmiştir. Roman türü, pek çok farklı yazınsal tür gibi Türkçeye çeviri yoluyla girmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde ise özellikle 1940’lı yıllarda yapılan çevirilerin odağında Batılılaşma vardır ve bu hareketin başını dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel çekmektedir.

Günümüzde ise kırk-elli yıl öncesiyle karşılaştırıldığında çok daha fazla çeviri yapılmakla birlikte, 40’lı yıllardaki çeviri hareketine özlem devam etmektedir. Yayımlanan kitap sayısın artması, ülkede okuma alışkanlığının geliştiğinin göstergesi değildir ve klasik metinlerin çevirisinde 40’lı yılların performansı daha sonra tekrarlanamamıştır. Bu bağlamda, bunca çevirilerin içinde Mimesis’in hala Türkçe çevirisinin yapılmamış olması da çarpıcı bir örnektir. Auerbach’ın kitabının İstanbul’da yazılmış olmasına rağmen bir Batılı bilim adamı olarak Auerbach’ın Türkiye’deki gelişime katkı yönünde bir ilgi duymadığının görüldüğünü belirten Kurultay, aynı dönemde Türkiye’ye gelen bir başka bilim adamı olarak hukukçu Ernst E. Hirsch’i karşılaştırmalı bir örnek olarak anarak, gelişim sürecine bakışın ve etkinin farklı biçimlerde olabildiğini vurgulamıştır. Kurultay, bu gelişim sürecine Batılı perspektiften bakılmasının Batılı bilim adamları için doğal olduğunu, ancak bunun gerçeğin bütününü temsil etmediğine işaret ederek kültürler arası diyalogun da burada geliştirilmesi gereksinimini dile getirmiştir.[3]

Alman Dil ve Edebiyat Akademisi’nin üyelerinin yoğun olarak katıldığı, Alman Dili ve Edebiyatı ve çeviribilim öğrencilerinin ve akademisyenlerinin de ilgi gösterdiği konferansın ilk oturumu bir soru-cevap bölümü ile sona erdi. Bu sayede, 2010 Kültür Başkenti İstanbul’da en tanınmış yapıtını kaleme almış olan Auerbach’ın sürgün yaşamına yönelik daha fazla ayrıntı sunularak dönemin bir portresi çizilmeye çalışıldı.


[1] Erich Auerbach, Mimesis: The Representation of Reality in Western Literature, trans. William R. Trask, Princeton, Princeton University Press: 2004

[2] Şara Sayın “İstanbul Üniversitesi’nde Batı Filolojileri”, İstanbul Üniversitesi Batı Filolojilerinin 75. Yılı içinde, yay. haz: Şeyda Ozil, Nedret Öztokat, 10–11 Nisan, 2008, İstanbul Üniversitesi

[3] Konuyla ilgili olarak bakınız Ernst Hirsch. Hukuk alanında çalışmalarını sürdüren bilim adamı Hirsch T.C. vatandaşlığına geçmiş, Türkçe öğrenmiş ve sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük bir minnet duyduğunu belirtmiştir.

Daha fazla Etkinlik, Güncel
X. Uluslararası Dil, Yazın ve Deyişbilim Sempozyumu

X. Uluslararası Dil, Yazın ve Deyişbilim Sempozyumu 3-5 Kasım 2010 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü tarafından düzenlenecektir. - www.deyisbilim.gazi.edu.tr

Kapat