Büyük Ortadoğu Denizinde Boğulmak

Posted by on Haziran 3, 2010 in Güncel, Yorum

İsrail’deki Türkiyeliler Birliği, İHH adlı dernek İstanbul Belediyesi’nden gemi satın alıp Afrika’da “İslami yükseliş yaşayan Komor Adaları’na” tescilleyerek Gazze’ye doğru yola çıkma hazırlığına başladığı sırada, bu girişimi kınayan bir açıklama yaptı.

Bu açıklama girişimi hazırlayan çevrelerde tepki uyandırdı. Velfecr adlı sitelerinde “Çıbanbaşı Yahudi’den Türkiye’ye Küstahça Tehdit” başlığıyla bu kınamayı kınadılar. Velfecr sitesinin sahipleri aynı zamanda İsrahaber adlı, İsrail’le ilgili uluslararası haberleri izleyen bir siteyi de 2007 yılından beri yayınlıyorlar.

Kaderin tuhaf bir cilvesiyle, gemidekilerin tutuklanmasının ardından, “Gazze gemisindeki 39 Türk’ün geri dönüş işlemleri sırasında, İsrail’deki Türkiyeliler Birliği gönüllü olarak tercümanlık yaparak yardımcı olmaya çalıştı” (Şalom).

İsrail’deki Türkiyeliler Birliği, İYT daha önce de TRT1’de yayınlanan ve İsrail’i olumsuz gösteren Ayrılık adlı dizinin durdurulmasını rica etmişti. “İsrail’deki Türkiye kökenli Yahudileri bünyesinde bulunduran Türkiyeliler Birliği, TRT 1’de yayımlanan Ayrılık adlı dizinin “bilinçli bir şekilde İsrail ve Yahudi düşmanlığı yaratma çabası” olduğunu öne sürdü.” (Haber7)

*

Son yaşananlar artık bir şeyi daha belirgin bir şekilde gösteriyor: BOP Projesi’nin içinde İsrail’in yeri yok ya da projenin tamamlanması için İsrail’in dönüştürülmesi gerekiyor. Türkiye açısından, Soğuk Savaş dönemindeki Kızıl Tehlike-SSCB’nin yerine Siyonist Tehlike-İsrail geçirilmiş durumda. Soğuk savaş sırasında Orta Asya Türk Devletleri’nin sağ-milliyetçi söylemde oynadığı rolü, bugün liberal-İslamcı-sağ söylemde Filistin oynuyor.

Mavi Marmara girişiminin öncülerinden ve Ayrılık dizisinin danışmanlarından biri olan Hakan Albayrak’ın bu girişime uzanan yoldaki genel tasarımını dile getirdiği 2007 yazılarını okumakta yarar var: “Kürt devleti hakkında gergin bir sohbet” – “Türkler, Kürtler, gelin büyük düşünelim!” – “Boğulacaksak büyük denizde boğulalım!

Bütün bunlar İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırısını ve saldırı biçimini haklı çıkaran şeyler değil. Fakat Türkiye’nin bu girişimin içinde hâlâ netleşmemiş olan rolünün de haklı bir yanı yok. (Özellikle de madencilerinin ölümünü kader diye adlandıran, işçilerini işten atıp sokaklarda döven bir Türkiye’nin.)  Olay Ak Medya’nın uzun bir süredir ülke içinde yürüttüğü İsrail karşıtı psikolojik yönlendirmenin planlı bir hamlesi mi; GDO ve tohum yasasıyla ilgili çeşitli düzenlemelerin, yeni bir devlet yapılanmasının üzerini örtmek üzere düşünülen bir eylemin beklenmedik şekilde sonuçlanması mı; Türkiye’nin Yeni Osmanlı olmasının son perdesi mi, yoksa sadece duygusal bir olay mı bunu zaman gösterecek. Fakat Türkiye-İsrail gerilimi, Noam Chomsky’nin ifadesiyle, iki “başarısız devletin” yeni varlık biçimleri bulma ve rol paylaşma çabası olarak görünüyor. İsrail, yine Chomsky’nin ifadesiyle, ABD’nin “Ortadoğu’daki offshore askeri üssü ve yüksek teknoloji merkezi” – Türkiye, BOP coşkusunda aşırıya kaçıp bu rolü devralmak gibi akıldışı bir hevese kapılabilir mi? Yoksa sadece Soros’un Türkiye’nin tek bir ihraç ürünü olduğu yolundaki sözleri hayata mı geçiriliyor?

(Yaşanan ürkütücü gelişmeler için olabildiğince nesnel bilgi almak için Kehaber‘i izlemekte yarar var. Türkiye’de GDO tüketiminin yaygınlaştırılmasına ve üretiminin yasaklanmasına özel bir dikkat göstermek gerekiyor. Diğer yandan, Türkiye’de Telekom, Galataport vb. olaylar bir yana, İsrail’in teknolojik ürünlerinin Türkiye’nin sağlıktan tohuma günlük hayatındaki yerini değerlendirmek için Şalom gazetesinde yayınlanan şu yazıyı okumakta da yarar var: “Türkiye’de İsrail firmaları – İşler nasıl?” Belki yoksul Türkiye de bir Gazze sayılır. Fakat her koşulda şunu unutmamak gerek: Türkiye kendi içindeki bir şehirde, Sivas’a konuk gitmiş bir avuç dolusu insanın bir otelde yanmasını önleyemediği günlerden, başka ülkelerin eline düşen insanları kurtarabildiği bugünlere gelinceye dek çok ciddi bir değişim yaşamış sayılır.)

Daha fazla Güncel, Yorum
Auerbach: Sürgün – Edebiyat – Kültürün Bugünü

14 Mayıs 2010’da, İstanbul Goethe Enstitüsü tarafından Alman Dil ve Edebiyat Akademisi işbirliğiyle düzenlenen “Sürgün – Edebiyat – Kültürün Bugünü” başlıklı konferansın sabah oturumunda İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgay Kurultay ve Yeditepe Üniversitesi’nden Yard. Doç Dr. Martin Vialon, Erich Auerbach’ı konu alan iki bildiri sundu.

Kapat