Ferit Burak Aydar: “İntihal yapacak adam bunlarla mı uğraşır?”

Posted by on Haziran 22, 2010 in Çevirmenle Söyleşi, Güncel

14 Haziran 2010 günü Haberveriyorum. net adlı sitede, “Agora’dan çıkan ‘Ne Yapmalı?’, bir çeviri yağması!” başlıklı, Erkin Özalp imzasını taşıyan bir yazı yayınlandı. Yazıda, Ferit Burak Aydar’ın Lenin’den yaptığı çeviriler arasından “Ne Yapmalı?” adlı çevirisinin, geçmişte yayımlanmış başka bir çeviriden uyarlandığı öne sürülüyordu. Yazıda “çeviri hırsızlığı” diye tarif edilen bu suçlama için, başta örnek verilmemişti: Özalp, yazının ilk halinde, kitabı incelemediğini, bir toplantıda duyduklarından bu sonucu çıkardığını söylüyordu. Sonra yorumlar kısmında, çeşitli örnekler verdi. Daha sonra bu örnekleri yazıya taşıdı. Yazının içinde savını kanıtlamaya yönelik çeşitli güncellemeler yaptı.

Bu haberi bir mektup grubunda okuduğum zaman şaşırdım. Ferit Burak Aydar’ı, Frederic Jameson’dan Edward Said’e dek uzanan birçok yazarın, güç eserlerinin çevirmeni olarak tanıyordum. Böyle bir savın gerçek olması için hiçbir neden yoktu. Bu yüzden bu haberi Çeviribilim’e aktarırken büyük bir soru işaretiyle aktardım. Soru işareti yankısını buldu: Aydar, bu savı iftira olarak nitelediğini söyleyerek bir yanıt hazırladığını, bu arada haberin içeriğinden ve sunumundan hoşnut olmadığını bildirdi.

Bu çerçevede kendisiyle bir söyleşi yaptık:

Yağma Değil “Muazzam Bir İş”

Sabri Gürses: Lenin’den yaptığınız “Ne Yapmalı?” çevirisinin aynı kitabın daha önce yayımlanan, Muzaffer Erdost’a ait bir çevirisiyle yakınlıklar gösterdiğini öne sürerek sizi çalıntı/intihalle suçladılar. Fakat siz son dönemde birçok önemli kuramsal kitabın çevirmeni olarak tanındınız, bu suçlama bu durum karşısında yadırgatıcı duruyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Ferit Burak Aydar: Temmuz ayındaki Mesele dergisinde Lenin külliyatı projemizle ilgili bir yazım yayınlanacaktı zaten, onun ikinci kısmında bu iftiraya uzun uzadıya yanıt veriyorum. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Aklı başında hiçbir insan, “Bu haberi yazarken Ferit Burak Aydar çevirisi elimde bulunmuyordu” diyen bir müfteriyi, yani elinde olmayan bir çeviri metnini eleştiren birini ciddiye almaz. “Haberin sonunda tanıtım yazısından bir bölüm de aktarmıştım; ancak o bölüm, kitabın içinde farklı (doğru) bir şekilde geçiyormuş” diye kendi kendini düzelten, sonra (güya) kimselere çaktırmadan bu yazdığını siteden çıkaran, yani kendi çalıp kendi oynayan bir zavallı, ama neticede kapitalizm bu tür insanları üretmese kapitalizm olmazdı, biz de panzehir olarak Lenin basmazdık. Dahası dediğim gibi bu ayki Mesele’de ve belki başka yerlerde gerekli cevabı vereceğiz.

 

SG: Lenin’in toplu eserlerini, birer sunuşla İngilizceden çeviriyorsunuz. Oysa bu eserlerin başka çevirileri de var. Neden yeniden çevirme ihtiyacı duydunuz?

FBA: Öncelikle bir yanlışı düzeltmem gerekiyor, maalesef “bir deli bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış” hesabı, sizin gibi profesyonel insanlar bile aynı yanlışa düşüyorlar. Biz aslında yeniden çeviri yapmıyoruz. Ben yeniden çevirilere sıcak bakan biri değilim; bilen bilir, çevrilmemiş Marx’lardan başlama ısrarım yüzünden birçok yayıncı arkadaşla çalışmak kısmet olmadı.

Agora Kitaplığı’yla şu âna kadar yedi kitap bastık. Onun dışında biz Lenin külliyatında aslında yalnızca çeviri yapmıyoruz, bir bakıma (açık ya da gizli) haşiye ve şerhlerle, sunuş yazılarıyla Lenin’in anlaşılmasını da sağlamaya çalışıyoruz. Okuru Stalinist tahrifat okulunun bu zamana diktiği engellerden kurtararak metinleri okunur hale getiriyoruz desem abartı sayılmaz herhalde. Bundan olacak ki Lenin çevirileri epeyce ilgi gördü. Biz de zaten ondan sonra külliyata dönüştürdük

Tek tek açıklayayım.

Yenilgicilik ve Enternasyonalizm: İlk basılan Devlet ve Devrim olsa da biz Yenilgicilik derlemesiyle başladık. Derlemenin kendisi zaten özgün. Ama onun dışında içindeki birçok metin çevrilmemiş, çevrilenlerin içinde de ciddi hatalar barındıran metinler var. Bu konuda bildiğim kadarıyla yurtdışında da özel bir derleme basılmış değil.

Devlet ve Devrim: Biz kitabı bastığımızda, sol hareket içindeki herkesin bildiği gibi, piyasada baskısı yoktu. İnter’den çıkan Devlet ve Devrim çevirisi ise hakikaten çok kötü. Ama hepsinden önemlisi, Devlet ve Devrim kendisine “komünist” diyenler tarafından bile alenen ya da zımnen reddedilen, Lenin’in anarşist sapması diye görülen bir eser olmasına karşın, en önemli teorik metnidir. Zira yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan işçi devleti ve bürokrasi sorununa, sosyalizm ve komünizm arasındaki ayrıma, sosyalizm-devlet ilişkisine vs. dair Lenin’in devrimden yalnızca birkaç ay önce yazdıklarıdır. Ama maalesef önceki çevirilerin hiçbirinde Lenin’in bürokrasi-memur ayrımına gerekli özen gösterilmemişti. Kimseyi töhmet altında bırakmak istemem, dikkatsizlikten ya da özensizlikten yapan da vardır, ama esasen kasıtlı tahrifattan ötürü böyleydi: “İşçi devletinde bal gibi bürokrasi olur, işte kanıtı da Lenin” demek, Stalinist diktatörlüğü meşrulaştırmak için Lenin’in lafzı çevrilmişti. Metnin özünü zaten işçi devleti ve bürokrasi (ya da, yarı devlet) oluştururken, bu kısmın okur açısından tamamen anlaşılmaz şekilde “çevrilmiş” olması, Devlet ve Devrim’in gerçekten çevrilmesini zorunlu kılıyordu. Biz de bunu yaptık.

Devrim Yazıları: Bu dizi ilk başta düşünüldüğünden daha uzun olacak. Lenin’le ilgili onca derleme yapılmış olmasına karşın, devrim sonrası yazılarından birçoğu çevrilmedi. Bunların içinde de elbette Lenin’in dünya devrimi vurgularının olduğu, Bolşevik Devrimi’nin iki önderinin o dönem dost düşman herkes tarafından Lenin ve Troçki olarak görüldüğünü kanıtlayan metinlerin çevrilmemiş olmasını hayra yorduk ve çevirdik. Şöyle söyleyeyim: Lenin’in devrimden sonra, abartısız söylüyorum yüzlerce defa dünya devrimi vurgusu yaptığını, tek ülkede sosyalizmi reddettiğini görüyoruz, ama bu zamana kadar bu metinler bir şekilde “bastırıldı”. Öyle ki bizden önceki bir derlemeye Lenin’in yirmi küsur defa dünya devrimi dediği bir yazıdan “parça” alınmış, ama inanabiliyor musunuz, alınan “parça”da tek bir kez “dünya devrimi” geçmiyor! Dahası bu durum Türkiye’yle de sınırlı değil zaten, zira Lenin’in Collected Works’ü hiçbir zaman toplu eserler olmadı, hep eksikti. O yüzden Lenin’in başka yerlerde yayınlanan eserlerini de dâhil ettik. (bu kısım üçüncü soruda açılıyor).

Emperyalizm: Yeniden çeviri diye bir tek bu kitaba denebilir. Cemal Süreya çevirisi Sol Yayınları’nın belki de en temiz çevirisi, ama bazı eksikler ve yanlışlar var, olabilir. Fakat biz Emperyalizm’e nasıl karar verdik? Lenin çevirilerimiz ilgi gördü, talep geldi, biz de yapalım dedik (aynı nedenle bundan sonra diğer çevrilmiş eserleri de basacağız). Ama en azından telafi babında okura bir Ek kısmı da sunduk. Lenin’in 800 sayfalık Emperyalizm müsveddelerinden en önemli gördüğümüz kısımları okuyup, seçip, ek kısmında sunduk (ve diğer çevirilerde olduğu gibi bir de sunuş ekledik) ki kitaplığında zaten Emperyalizm çevirisi olan okura ayıp olmasın, elindeki kitapta yeni bir şeyler de olsun.

Ne Yapmalı?: Ve Ne Yapmalı?’ya geldik! Bu çeviri bizim belki de Lenin külliyatında çıkarttığımız en iyi iş. Zaten iftira atılmasının nedenlerinden biri de bu: hazımsızlık. Uzun uzun anlatmama gerek yok, zira Sunuş kısmında yazdık. Oradan bir parça aktarayım: “Yaklaşık 200 sayfalık bu esere bulaşan mitleri savuşturmak için, üzerinden yüzyıl geçtikten sonra, Lars T. Lih adında bir araştırmacı tarafından 850 sayfalık bir Ne Yapmalı? baskısı (Lenin Rediscovered: what is to be done? in context) hazırlanmıştır. … Lars T. Lih [bu] çalışmasında, Ne Yapmalı?’nın son derece ciddi araştırmaya dayalı yetkin bir çevirisini de yayınlamıştır. Döneme ait ilgili Rus ve Alman kaynaklarının neredeyse hepsini taramış olan Lih, Lenin’in kitapta kullandığı kilit kavramların yanlış tercüme edildiğini ya da yorumlandığını göstermiş ve yirminci yüzyıl başı Rusya’sına odaklanmadan bunların anlaşılamayacağını öne sürmüştür. Bu yüzden olsa gerek, bazı terimleri de özgün Rusça haliyle bırakmıştır” vs.

Lih çeviriye takmış bir adam, ayrıca çok titiz bir araştırmacı, didikledikçe didikliyor. Zaten bu yüzden de yazdıkları yurtdışında muazzam ilgi görüyor. Ben kendi değerlendirmelerimin büyük oranda Lih’le örtüştüğünü gördüğümden, bu çeviriyi yapmanın planlarını kuruyordum, ama çok uzun zaman alacağı ve üzerimde birçok iş olduğu için kaç yıldır gözüm korkmuştu, bekliyordum. Nihayet bu yıl kısmet oldu ve Ne Yapmalı? “Lenin’in İngilizce toplu eserleriyle Lars T. Lih’in metninden karşılaştırmalı olarak” çevrildi.

Sunuş kısmında da değindiğim altı-yedi kavramı doğru aktaramadıktan sonra, Ne Yapmalı? çevirisinin maalesef çok bir hükmü kalmıyor. Zaten Ne Yapmalı? çevirisini okuyan bir emekçinin trade-unionism ile, trade-union liderleri ile vs. karşılaşması çok da ön açıcı değil. Yani biz intihal suçlaması yapılan bu çeviride, intihal bir tarafa muazzam bir iş çıkarttığımız kanaatindeyiz. İntihal yapacak adam bunlarla mı uğraşır?

“İnsan ilk birkaç çevirisinde özgün olmak için özel çaba harcıyor, ama sonra kendi tarzını buluyor”

SG: Çevirirken özel bir yönteme başvurdunuz mu, hangi edisyonu temel alıyorsunuz?

FBA: Metne göre değişiyor. Eski çevirileri birkaç paragraf okuyorum, iyiyse mutlaka bazı yerlerde karşılaştırma yapıyorum. Neticede, biz çevirmenlerde de biraz meslek şovenizmi vardır. Yaptığımız işin kendimizle ilgili kısmını görürüz, okuru bazen unuturuz. Bence okur bazen yenilik ya da “düzeltme” değil, hatırlamak istiyor. Bu yüzden yerleşmiş kalıpları değiştirmemeye çalışıyorum (tabii uygun oldukça). Buna dair Ne Yapmalı?’nın sunuşunda şöyle demiştim mesela: “Keza “amatörlük” ya da “ilkellik” diye çevrilen “kustarnichestvo” sözcüğünün de “zanaatkâr sınırlılıkları” diye çevrilmesi gerektiğini söyler Lih. Burada bir anlam aktarımı sorunundan çok, vurgu farklılığı söz konusudur. Önceki çeviriler büyük anlam kaymalarına yol açmadığı için, sürekliliği korumak adına, elinizdeki metinde “amatörlük” ve “ilkellik” karşılığı korundu.” İnsan ilk birkaç çevirisinde özgün olmak için özel çaba harcıyor, ama sonra kendi tarzını buluyor kanımca. Ben çevirirken “benim olsun” derdinde olan biri değilim, o yüzden korunması gerekenleri korumaya çalışıyorum.

Kendim Lenin’in bir öğrencisi olarak, kendisinin dilini ve ruhunu yakaladığımı düşünüyorum, o yüzden ek bir yönteme ihtiyaç duymuyorum. Ben zaten bu eserlerle büyüdüm, hamurum Marx’la, Lenin’le yoğruldu, ilk günden beri bu kitapları çevirmenin hayalini kurdum, mesleğe de öyle başladım. Ek bir yönteme gerek duymuyorum.

Temelde İngilizce Collected Works’ten yararlanıyoruz. Ama çeviriye göre, diğer dillerden karşılaştırma yapıyoruz (Mesela Devlet ve Devrim’de yaptık bunu.) Onun dışında Sovyet Devrimi ve Bolşevizm tarihi üzerine onlarca önemli eser var, bunlarda bazen basılmamış Lenin eserleri yer alıyor, bunlardan yararlanıyoruz ya da E.H. Carr, Roy Medvedev gibi bazı parçaları kendi çevirileriyle aktaran yazarların eserlerinden yararlanıyoruz. Mesela Devrim Yazıları’nın ikinci cildi olan Bolşevikler ve Proletarya Diktatörlüğü’nde Lenin’in daha önce yayınlanmamış ama Bolşevizm tarihine birazcık aşina olan herkesin bildiği 1 Kasım 1917 tarihli meşhur konuşmasını yayınladık (Herkes biliyordu da niye yayınlanmadı? Çünkü Lenin konuşmanın bir yerinde, “Troçki birleşmenin olanaksız olduğunu uzun zaman önce söyledi. Troçki bunu anladı ve o zamandan beri Troçki’den daha iyi bir Bolşevik olmamıştır” diyor da, o yüzden!) Bu tür ortodoks olmayan davranışlar sergilerken, metnin gerçek olmadığı suçlamalarına maruz kalmamak için kıstasımız şu oluyor: En az iki ayrı kaynaktan doğrulamak, ki bunlardan birisi genellikle burjuva tarihçileri oluyor (mesela Richard Pipes gibi azılı komünizm düşmanları).

 

SG: Klasiklerle ilgili başka bir projeniz var mı?

FBA: Agora Kitaplığı’yla Marksizm külliyatına devam edeceğiz. Önceliğimiz klasikler. Başka Marx-Engels teklifleri alıyorum ama şu an zaten Lenin’le yoğun olduğum için, açıkçası en sağlam projeyi bekliyorum.

Ayrıca halihazırda yayınlanmayı bekleyen bir Troçki çevirim var: Komünist Enternasyonal’in İlk Beş Yılı (Alef Yayınları). iki cilt, 1000 küsur sayfa. Muazzam bir eser. Bu eserin Troçki aforoz edilmeden önce yazılmış olması, önemini bir kat daha artırıyor.

Onun dışında bir gün Troçki’nin 1930’lardaki yazılarını mutlaka çevireceğim, o da yayıncısını arıyor, buradan duyurmuş olayım.

Teşekkürler.

SG: Ben teşekkür ederim.

Ferit Burak Aydar
İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı mezunu. Aralarında Ian Watt, Romanın Yükselişi (Metis),  Edward Said, Başlangıçlar (Metis) veJoseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca, P. de Man, Körlük ve İçgörü (Metis), Esra Özyürek, Modernlik Nostaljisi (Boğaziçi Üniv.), Jonah Lehrer, Proust Bir Sinirbilimciydi (Boğaziçi Üniv.), John Reed, Balkanlarda Savaş (Pencere), Lenin Devlet ve Devrim (Agora) çevirilerinin de olduğu otuzun üzerinde çevirisi vardır. Ayrıca Lenin’den Yenilgicilik ve EnternasyonalizmSovyet İktidarı ve Dünya Devrimi ve Bolşevikler ve Proletarya Diktatörlüğü başlıklı derlemeleri hazırlamış ve çevirmiştir. Kitap çevirisiyle geçinmektedir.

Ayrıca bkz. Erkin Özalp: “Soru işaretleri doğurmamak gerekiyor”

Osman Akınhay: “Ferit Burak Aydar’ın ismini ve çalışkanlığını bilen biliyor”

Daha fazla Çevirmenle Söyleşi, Güncel
Slavoj Žižek: Minareler Neden Süngümüz Oldu ya da “Filistin Sorunu”

Jijek, İsrail konusunda başvurulabilecek dengeli akıllardan biri sayılabilir: İsrail'in devlet olarak yaptıklarına eleştiri yöneltirken, bu eleştirinin anti-Semitizme dönüşmemesine özen gösteriyor. "Filistin Sorunu" adlı bir 2009 sonu yazısındaysa (ya da daha önce dergilerde yayınlanmış birkaç yazıdan yaptığı kolajda), İsrail-Filistin çatışmasında üstü örtülen asıl sorunu saptıyor: yasadışı olarak yürütülen kargaşanın arkasında, nasıl bir yasal/hukuki mekanizma var ve bu mekanizma nasıl asıl dönüşümü gerçekleştiriyor. Asıl dönüşüm, yani mülkün, tapuların el değiştirmesi. Türkiye'deki gibi.

Kapat