“Çevirmen Yargılama İlkelliğine Son Verilsin!”

Posted by on Eylül 30, 2006 in Güncel

Kitap Çevirmenleri Birliği, Çev-Bir, Türkiye’de son günlerde yaşanan kitap yargılamalarında çevirmenlerin de yargı önüne götürülmesine karşı basın açıklamasını Dünya Çeviri Günü’nde yaptı. Çevirmenlerin büyük desteğini gören bu açıklama, aynı zamanda çeşitli yabancı dillere çevrilmiş ve birçok ülkedeki çeviri ve çevirmen örgütlerine de gönderilmişti. Bugüne dek yurtdışından CEATL, VdÜ, SNS, FIT, Norwegian Non-Fiction Writers and Translators Association gibi çevirmen örgütlerinin kurumsal ve bireysel desteğini almış olan bildirinin basına açıklanması sırasında, yurtiçinden Yayıncılar Birliği, PEN Türkiye, EDİSAM, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Birleşik Konferans Tercümanları Derneği ve Çeviri Derneği de birer temsilcileriyle yer aldılar. Aşağıda bu basın açıklaması yer alıyor:

İfade Özgürlüğü İçin Uluslararası Dayanışma Çağrısı: Çevirmen Yargılama İlkelliğine Son Verilsin!

BİZ KİMİZ?

ÇEVBİR Türkiye’deki kitap çevirmenlerinin maddi manevi haklarının korunması, çeviri mesleğinin gelişmesinin sağlanması amacıyla kurulmuş olan ve resmi statüsü bulunan bir meslek örgütüdür. Kuruluş hazırlıkları 2003 yılı Ağustos ayında kurulan bir e-posta grubundaki tartışmalarla şekillenen ÇEVBİR resmen 2006 yılının Haziran ayında faaliyete geçmiştir.

AMACIMIZ

Türk hukukunda ifade özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin son dönemlerde yeniden ağırlık kazanması geçmişte olduğu gibi bugün de yazarlardan çevirmenlere, yayınevi sahiplerinden editörlerine, gazetecilere varıncaya değin, bu özgürlüğünü kullananlar üzerinde ciddi bir hukuki baskı yaratmaktadır. Kasten belirsiz bırakıldığı izlenimi veren ifadelerden mustarip yasa maddelerinde dayanak bulan bu baskılar karşısında, ÇEVBİR, “ifade özgürlüğünü” bir bütün olarak savunmasının yanısıra bir meslek birliği olarak da çevirmenlerin yasalar karşısındaki konumunu netleştirmek ve keyfi hukuki kovuşturmaların önüne geçmek için bir adım atma kararı almıştır. Bu adım, hem ulusal hem de uluslararası zemindeki bir dayanışmayla “ifade özgürlüğünün” günümüzdeki boyutları konusunda ülkemiz toplumunu daha fazla aydınlatmak, bununla birlikte yasalar temelinde bu özgürlüğün güvence altına alınmasını sağlayacak somut değişiklik önerilerinin hayata geçirilmesine çalışmaktır.

MEVCUT DURUM:

1) Elif Şafak’ın İngilizce yazdığı ve Metis Yayınları tarafından yayınlanan Baba and the Bastard / Baba ve Piç adlı romanı için hem yazar, hem de yayıncı Semih Sökmen ile çevirmen Aslı Biçen hakkında soruşturma yürütüldü, yazarın Türkiye’de olması sebebiyle diğerleri hakkında takipsizlik kararı verildi.
2) Aram Yayınları’ndan Nisan 2005’de çıkan John Tirman’ın Spoils of War: The Human Cost of American Arms Trade / Savaş Ganimetleri adlı eseri dolayısıyla yayınevi sahibi Fatih Taş’ın yanısıra çevirmen Lütfi Taylan Tosun ve Aysel Yıldırım yargılanıyor. Haklarında 2 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
3) Yine Aram’dan Mart 2006’da çıkan, Noam Chomsky ve Edward S. Herman’ın Manufacturing Consent: The Political Economy of Mass Media / Rızanın İmalatı adlı kitap dolayısıyla yayınevi sahibi Fatih Taş’ın yanısıra iki editör Ömer F. Kurhan ve Lütfi Taylan Tosun ile çevirmen Dr. Ender Abadoğlu yargılanıyor. Haklarında 1,5 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

TÜRKİYE’DE ÇEVİRMENLERİN YARGILANMASINDA HUKUKİ TEMEL

Türkiye’de çevirmenler FSEK’te (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu) “işleme eser sahipliği” tanımına girmektedir. Bu kanun asıl eser sahibi ile bu eserle ilişkili olan işleme eser sahibinin manevi ve mâli haklarını güvence altına almakla beraber Türk Ceza Yasası’nın “yayın yoluyla işlenen suçlar” maddesi altında tanımlanan suçlarda (Devleti küçük düşürmek, askerin manevi şahsiyetine hakaret, bölücü propaganda vs.) çevirmenin cezai ehliyeti yine FSEK’e ve Basın Kanunu’nun ilgili maddelerine dayandırılmakta, bu gibi iddialarda çevirmen, eser sahibinin yurtdışında olması ya da Türkiye yasalarına tâbi olmaması ve benzeri nedenlerle “eser sahibi” gibi kovuşturmaya uğramaktadır. Diğer taraftan yayınevi sahipleri ve editörler de ilkel bir ceza sorumluluğunun izlerinin devam etmesinin somut örneği olarak yine mahkeme önüne çıkmaktadır. Bu mantıkla kitabın kapak tasarımını yapanlardan matbaasında basanlara, hatta kitabın bütün okurlarına kadar herkes yargılanabilir. Halbuki Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nca 29 Haziran 2006 gününde kabul edilen 5532 sayılı “Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un kimi kurallarının Anayasa’ya aykırılıkları nedeniyle iptalleri için Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu başvuru dilekçesinde de hatırlattığı gibi, “Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında, ceza sorumluluğunun kişisel olduğu belirtilmiştir. Bu ilkeyle, suçu kim işlemişse cezanın yalnız ona hükmedilip uygulanması, başkalarının o suçtan dolayı cezalandırılmaması amaçlanmıştır. Başka bir deyişle, bu ilkeyle, ceza sorumluluğunun ‘kusura’ dayalı olması gerektiği anlatılmaktadır.”
Sağduyu sahibi herkes, çevirmenin “eser sahipliği”nin, meslek etiği gereği doğru ve eksiksiz bir biçimde çevirmekle yükümlü olduğu metnin içeriğiyle değil Türkçe söyleniş biçimindeki hususiyetle ilgisi olduğunu takdir edecektir ki FSEK de çevirmeni esasen bu açıdan “eser sahibi” saymakta ve aradaki farkı dile getirmek için de “işleme eser sahipliği” kavramını öne çıkarmaktadır. Çevirmen kendine ait bir düşünceyi dile getirmez, yazarın söylediklerine bağlı kalmak zorundadır. Bu anlamda bir mahkemede sanığın tercümanlığını yapan çevirmenin nasıl ki sanığın söyleyeceklerinden dolayı sorumlu tutulması mümkün olmazsa yazılı eserin çevirmeni için de farklı bir durum söz konusu değildir, dolayısıyla çevirdiği metnin içeriğinden sorumlu tutulamaz.
Ayrıca, birçok Avrupa ülkesinin yasalarında, sözgelimi Federal Alman Ceza Yasasında bilim ve sanat eserleri ve çevirilerinin, ifade suçları bakımından istisna olarak kabul edilmesine olanak veren genel düzenlemeler yapılmıştır. Her koşulda, özellikle bilimsel ve sanatsal eserler, dünyanın pek çok ülkesinde, propaganda amaçlı diğer düşünce açıklamalarına göre daha fazla koruma görür. Çünkü çevirmenlerin de kuşkusuz dahil olduğu bilim ve sanat insanlarının düşüncelerini salt propaganda yapmak amacıyla açıklamadıkları kabul edilir. Yazılı her eser bir düşünce kurgusudur. Düşünce ne olursa olsun düşünce planında kaldığı müddetçe suç kabul edilemez. Bu yüzden bir kitap üzerinden yazarın, yayımlayanın ve çevirmenin suç zincirine dahil edilmesinin evrensel hukuk açısından geçerli bir mantığı yoktur.
Şunu tekrar vurgulamak isteriz: Çevirmenin yargılanmamasını talep etmek demek “yazarları ve yayıncıları istediğiniz gibi yargılayabilirsiniz, biz karışmayız” aymazlığına saplanmak demek olamaz asla. Biz ÇEVBİR olarak “işleme” ve “özgün” tüm eser sahiplerinin ifade özgürlüklerinin keyfi ve belirsiz yasa maddeleriyle sınırlanmasına açıkça karşı çıkıyoruz. Çevirmenlerin yaptıkları çeviri nedeniyle cezalandırılmak istenmesini , düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı ülkemizde uzun bir süredir devam etmekte olan ama son dönemlerde birçok Batı ülkesinde de “terörle savaş” bahanesiyle iyice artmaya başlayan düşmanca tutumun, artık traji-komik bir hal almış en uç noktası olarak görüyoruz.

Daha fazla Güncel
20 Temel Çorap

Bugün, Milli Eğitim Bakanı'nın çoraplarına dair ilginç bir haber yayınlandı. Habere göre, bakan üzerinde "Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik" yazılı...

Kapat