Erkin Özalp: “Soru işaretleri doğurmamak gerekiyor”

Posted by on Temmuz 13, 2010 in Çevirmenle Söyleşi, Güncel, Kitap

“Ne Yapmalı?” çevirisi tartışması çerçevesinde kitabın son çevirmeni Ferit Burak Aydar’la yaptığımız söyleşinin ardından, bu çevirinin Muzaffer Erdost çevirisine benzediğini öne süren çevirmen Erkin Özalp’la bir söyleşi yaptık.

***

Sabri Gürses: Haziran ayının ortasında internette yayınladığınız “Agora’dan çıkan ‘Ne Yapmalı?’, bir çeviri yağması!” başlıklı yazı, bugüne kadar süren şiddetli bir tartışma başlattı. Ben yazınızdan Çevirmenin Notu dergisinin mektup grubuna gönderdiğiniz mektupla haberdar oldum. –Çeviribilim dergisine soru işaretli bir haber olarak girdikten sonra da Haberveriyorum.net sitesindeki yazınızın birkaç gün süresince değiştiğini gördüm: örnek ve bilgi eklenmesi, cümle çıkarılması vb. değişiklikler oldu. Sonra yazı sabitlendi ve tartışma yorumlarda devam etti. Yazıda biraz belirsiz bir şekilde anlatılıyor, sizi bu yazıyı hazırlamaya, duyurmaya ve sonra da üzerinde çalışmaya yönelten süreç nasıl yaşandı acaba?

Erkin Özalp: 13 Haziran Pazar günü, Marksizmin klasik eserlerinin incelendiği bir okuma-tartışma grubu toplantısına katıldım. O günkü gündemimizde Lenin’in “Ne Yapmalı?”sı vardı. Tesadüf şu ki, sunuş yapma işini üstlenen arkadaşımız, Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Ne Yapmalı?”yı okumuş ve notlarını bu kitaptan çıkarmıştı. Ben dahil grubun diğer üyelerinin önünde ise Sol Yayınları’ndan çıkan çeviriden çıkarılmış notlar vardı. Sunuş yapan arkadaşımız önemli bulduğu pasajları aktarırken, biz de önümüzdeki notlara bakıyorduk. Bu sayede, Agora Kitaplığı’ndan çıkan kitabın Sol Yayınları çevirisine dayandığını fark ettik. Cümleler arasındaki benzerlikler, “tesadüf”lerle açıklanabilecek türden benzerlikler değildi.

Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Ne Yapmalı?”nın varlığından bu şekilde haberdar oldum. Aynı yayınevinin bastığı Lenin’e ait diğer eserleri ve seçkileri de görmemiştim. Ama çeviri dünyasında “intihal” diye anılan “hırsızlık” o kadar açıktı ki, bu işin büyük olasılıkla bir üniversite öğrencisine yaptırıldığını düşündüm. Ayıp bulunabilir tabii ama “Ferit Burak Aydar” isminin varlığından da, yine “Ne Yapmalı?” sayesinde haberdar oldum. Hakkında pek fazla araştırma yapmadan (ve yayınevinin İnternet sitesinde çevirmen hakkında herhangi bir bilgiye yer verilmemesini yanlış yorumlayarak), çevirmen adının uydurma olabileceği sonucuna vardım. “Gerçek bir çevirmen bu kadarını da yapmaz herhalde” diye düşündüm.

14 Haziran Pazartesi günü, elimde kitap olmadan, ilk haber yazısını yazmış oldum. Sonrasında belirttiğim üzere, başlangıçta, hırsızlık iddiasını kanıtlamak için özel bir çalışma yapmayı düşünmemiştim. Sol Yayınları’nın “Ne Yapmalı?”sı ile Agora Kitaplığı’ndan çıkan metni ciddi bir şekilde karşılaştıracak olan herkes, bu iddianın doğruluğunu görebilirdi… En başta da, Agora Kitaplığı’nın yöneticileri…

Haber yazısı çıktıktan sonra, hem “Ferit Burak Aydar”ın gerçek bir isim olduğunu öğrendim, hem de iddiamı kanıtlayacak somut örnekler göstermemin daha yararlı olacağını yazanlar ve söyleyenler oldu. Bunun üzerine kitabı edindim ve 16 Haziran günü, uzun boylu incelemelere dayanmayan ilk çalıntı örneklerini haberin altına yorum olarak ekledim…

SG: Burada ilginç bir nokta var: Çevirmen adının uydurma olabileceğini neden düşündünüz? Benzer olaylarda, kolay bile olsa bu tip internet aramalarının akla gelmeyebildiğini gözlediğim için şaşırmıyorum, ama nedeni bu muydu? Bunu sormamın nedeni şu: tanınmamış bir yayınevi için bu kuşku makul olabilir belki, ama tanınmış bir yayınevi böyle bir önyargı doğru mu sizce?

EÖ: Sonuçta, ilk haber yazısını aceleye getirmiş olduğum kesin. O sırada, yayınevinin itibar kaygısından çok, çevirmenin itibar kaygısı üzerine düşünmüştüm… Söz konusu yayınevi hakkında, bu türden işlere soyunabileceği yönünde bir önyargım yoktu; ama kanımca, her durumda, bu tür bir olaydaki asıl sorumlu yayınevidir.

“Marksist klasiklerin çevirileri konusunda, bu ülkenin insanlarının hak ettiği özenin ve ciddiyetin sergilenmesini istiyorum”

SG: On beş günlük bir süreç içinde çeşitli benzerlik ve örtüşme örnekleri vererek, Ferit Burak Aydar’ın eski Muzaffer Erdost çevirisinden yararlandığını ya da intihal yaptığını öne sürdünüz, buna karşılık çevirmen Aydar (özellikle Mesele dergisindeki yazısında) ve editör-yayıncı Osman Akınhay, bu benzerlik ve örtüşmelerin, bu gibi metinlerin ve özellikle Lenin’in yalın dilinin kaçınılmaz sonucu olduğu, dipnot ve sunum gibi çevirmenin katkısını gösteren öğelerin intihal olasılığını ortadan kaldırdığı yanıtını verdiler. Siz buna karşılık hâlâ aynı fikirde misiniz?

EÖ: Elbette… İlk çıkardığım örnekler de, “intihal iddiası”nı kanıtlamak için yeterliydi. Ama hem Osman Akınhay hem de Ferit Burak Aydar, farklı platformlarda en ağır hakaretlerle bana saldırmaya başladı. “Müfteri” olduğumu, “tetikçilik” yaptığımı, “sınıf işbirlikçisi” olduğumu, çeviriden anlamadığımı, “siyasi” hareket ettiğimi, “ticari” kaygılarla hareket ettiğimi ve daha bir sürü şeyi söylediler ve yazdılar. Bunun üzerine, tesadüflerle açıklanmaları hiçbir şekilde mümkün olmayacak örnekleri çıkardım ve örneğin, Muzaffer Erdost çevirisindeki maddi bir hatanın Ferit Burak Aydar çevirisinde de aynen yer aldığını gösterdim. İnternet’ten indirilmiş bir metnin üzerinde çalışılmasından kaynaklanan hata örneklerini gösterdim. Şu anda haberveriyorum.net sitesinde yer alan örnekler, hırsızlık iddiamı kesin olarak kanıtlıyor. Nitekim, Osman Akınhay da, soldefter.com sitesine eklediği konuyla ilgili ikinci yazıda, “çeviri değil editörlük” yapılmış olduğunu örtülü şekilde itiraf etmiş durumda…

SG: Aydar’ın Mesele dergisinin “Lenin Külliyatını Çevirip Yayınlamak” (Temmuz 2010) başlıklı yazısı, bir çevirmen olarak mesleğine hakim, çeviri üzerine düşünen biri tarafından yazılmış izlenimi veriyor. Üstelik sözkonusu çevirmen klasik metinlerden yapılmamış, ilk kez kendisinin çevirdiği kuramsal metin çevirilerine de sahip. İntihal savını öne sürerken, -başta ya da tartışmanın bu noktasında- böyle bir çevirmenin böyle bir şey yapması için bir gerekçe bulabiliyor musunuz?

EÖ: Biraz önce söylediğim gibi, bu olaydan önce Ferit Burak Aydar’ı tanımıyordum. Gerçek adıyla yaptığı çevirilerle geçinmeye çalışan birinin böyle bir yola başvurmuş olması beni de çok şaşırttı. Ama bunun nedenleri hakkında spekülasyon yapmayı anlamlı bulmuyorum. Diğer çalışmalarını incelemedim. Benim tek bildiğim, Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Ne Yapmalı?”nın, Muzaffer Erdost çevirisi üzerinde çalışarak hazırlanmış olduğu. Bir “çeviri” değil, mevcut çeviri üzerinden “editörlük” çalışması yapılmış ve bunun çok sayıda açık kanıtı var. Bence, bu yola neden başvurdukları konusunda inandırıcı bir açıklama yapması gerekenler, Osman Akınhay ile Ferit Burak Aydar. Yapıp yapmayacakları, kendi bilecekleri bir iş elbette…

SG: Sizin yazınızın ardından yorumlarla yapılan tartışma sırasında bir yorumcu, “Vaktiyle ben çeviri değil, sadece eviri yapmıştım” diyerek intihal yapma sürecini dile getiriyor. Vaktiyle yaptığı bir şeyi şimdi suç saymasının tuhaflığı bir yana, sol ya da ideolojik yayıncılığın içinde intihalin yerinin geçmişte ve gelecekte ne olabileceğini düşünüyorsunuz? Sonuçta çok sayıda Lenin vb. klasik metin çevirisi var. En önemlisi, bu araştırmayı sürdürecek misiniz?

EÖ: İçinde yaşadığımız düzenin her tür pisliği, yayıncılık ve çeviri alanlarına da diğer alanlara olduğu kadar bulaşıyor haliyle. Örneğin, sadece başkalarının çevirilerini yağmalayarak para kazanmak için kurulan yayınevleri de var. Diğer taraftaysa, üç beş kuruş para için bu yayınevlerine “eviri” işi yapan üniversite öğrencileri var. Parasızlık nedeniyle “eviri” işi yapan öğrencilere çok kızamıyorum ama bu işin kirletici bir yanının olduğu da açık.

Bunlar bir yana, sola katkıda bulunma iddiasıyla yapılan yayıncılık çalışmaları ve Marksizmin klasik eserleri söz konusu olduğunda, hırsızlığın çok daha büyük bir ayıp olduğuna inanıyorum. Hırsızlığa yönelen solcular, sadece kendi saygınlıklarını değil, bir bütün olarak solun saygınlığını zedeliyor. Elimizde onurumuzdan, dürüstlüğümüzden başka pek az şeyin bulunduğu bugün, bunlar hakkında soru işaretleri doğurmamak için çok daha fazla çaba harcamamız, titizlik göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Çeviri incelemeleri yapma planım bulunmuyordu. Diğer yandan kısa vadede yapmam gereken başka işler birikmiş durumda. Ama orta vadede bu konuya yeniden dönebilirim…

SG: Yazdığınız yazının ve yankılarının eleştirdiğiniz çevirmenin mesleki kimliği üzerinde, belki de beklediğinizden farklı, ama belli bir etkisi oldu. Çevirmen olarak sizin mesleki kimliğinizi de etkiledi kuşkusuz. Daha önce de Sol Yayınları’nın “18 Brumaire” kitabının çevirisiyle ilgili bir eleştiri hazırlamıştınız, yani çeviri üzerine yazıyorsunuz. İntihal savınız için neden daha kurumsal bir yola başvurmak yerine (yayınevine konuyla ilgili başvurmak, Çevirmenler Birliği’ne olayı haber vermek vb.), yine bir internet sitesinde yazmayı tercih ettiniz?

EÖ: Benim derdim tek tek kişilerle değil. Özellikle Marksist klasiklerin çevirileri konusunda, bu ülkenin insanlarının hak ettiği özenin ve ciddiyetin sergilenmesini istiyorum. Sol Yayınları’nı da eleştirdim, çünkü aradan geçen onlarca yıla rağmen, bu yayınevine ait çevirilerdeki yığınla hatayı gidermek için gereken çalışmaları yapmıyorlar (ya da en azından bugüne kadar yapmadılar). Kanımca, Marksist klasikler konusunda özensiz davrananları uyarmanın en etkili yolu, gerçekleri herkesin öğrenmesini sağlamak. Gerçekleri açıkça yazarak, yanlış, eksik ve özensiz işler yapanları utandırmaya, bu yola başvurmayı düşünenleri uyarmaya çalıştım.

SG: Yazınızda verdiğiniz örnekler ilginç. Fakat benzer bir durumu daha önce de gözlemek mümkün. Bugün Muzaffer Erdost imzasıyla anılan çeviri, 1968 yılında, herhalde onun takma adı olan M. Kabagil imzasıyla “Ne Yapmalı?” adıyla yayımlanmış. 1976 yılındaysa, M. İlkin (yani Metin İlkin) imzasını taşıyan bir çeviri, Yücel Yayınları’ndan “Ne Yapılmalı” adıyla yayımlanmış (bu çeviride “trade-unionist” yerine “sendikacı” kullanılmış). İki çeviri aynı verdiğiniz örneklerdeki gibi benzerlik gösteriyor. Bir örnek verirsek, kitabın giriş cümlesi olan cümle iki kitapta da aynı: “Hiç şüphe yok ki, ‘eleştiri özgürlüğü’, şu anda en moda olan slogandır.” Bu tip örtüşen cümleler bütün kitap boyunca devam ediyor. Fakat İlkin’in metni iki noktada farklılaşıyor. Birincisi, ek metin ve dipnotlar daha fazla. İkincisi, kitabın “Bize gerekli olan ne tipte bir örgüttür?” bölümünde Kabagil-Erdost çevirisinde iki buçuk sayfalık bir eksik var. “Halk ayaklanması”nın konu edildiği bu bölüm İlkin çevirisinde yer alıyor. Sizce bu durumu nasıl değerlendirmek gerekir?

EÖ: İntihal de yepyeni bir olay değil, Marksist klasik çevirilerindeki eksikler ve hatalar da… Geçmişteki çeviriler üzerinde karşılaştırmalı bir inceleme yapmadım. Dolayısıyla, sözünü ettiğiniz somut örnekler hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Örneğin, belki de, “hukuki kaygılar” girmişti işin içine…

1960’lı ve 1970’li yıllarda çeviri yapmanın özel zorlukları ve düzgün iş çıkarabilecek nitelikteki insanların sayıca az olması gibi sorunlar vardı. Sonuçta, en genel olarak bakıldığında, “iyi niyet”ten söz edilebileceğini düşünüyorum. Buna karşın, 21. yüzyılda aynı hataların yapılmasının kabul edilemez olduğu kanısındayım.

SG: Siz de “Brumaire” metnini yeniden çevirdiğinize göre, klasiklerin yeniden çevrilmesi gerektiğine inanıyor musunuz? Bu alanda nasıl bir perspektif görüyorsunuz – birçok çevirisi olan klasik ideolojik metinlerin birbirine benzer çevirileriyle kaplı bir gelecek mi?

EÖ: İlk çevirdiğim Marksist klasik, “Komünist Parti Manifestosu”ydu. Almancadan yaptığım bu çevirinin 1998’de yayımlanmasından sonra, Sol Yayınları da dahil olmak üzere diğer yayınevleri de, “Komünist Parti Manifestosu”nun daha düzgün çevirilerini basmaya başladı. Uzun bir aradan sonra, önce “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri”nin, ardından “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i”nin Almancadan çevirilerini yaptım. En azından belli başlı Marksist klasiklerin düzgün çevirilerine ihtiyaç duyulduğunu düşündüğüm için…

Benim çevirilerimi basan Yazılama Yayınevi dışında, örneğin Yordam Kitap da bu alanda ciddi işler yapmaya çalışıyor. Bu türden çalışmaların tabloyu değiştirmesini umuyorum. Hırsızlığın son bulacağı konusundaysa çok iyimser değilim açıkçası… Ama en azından, daha düzgün metinleri çalanların basacağı metinler, bugünkülerden daha az sorunlu olabilir!

Erkin Özalp

Almancadan Karl Marx ve Friedrich Engels çevirileri bulunmaktadır.

Ayrıca bkz. Ferit Burak Aydar: “İntihal yapacak adam bunlarla mı uğraşır?”

Osman Akınhay: “Ferit Burak Aydar’ın ismini ve çalışkanlığını bilen biliyor”

Daha fazla Çevirmenle Söyleşi, Güncel, Kitap
Mükemmel Araştırma Konusu: Bir Çeviri Kaç Etnik Yaratır?

"Türkiye'de çok kültürlülüğü ve zenginliği koruyabilmek için etnik yapıya dair bilimsel verilerin derlenmesi önergesi" tartışmaları sırasında, 1992 yılında yayımlanan "Türkiye'de Etnik Gruplar" adlı çeviri kitap konu edildi.

Kapat