Pasaport Polisinde Çeviri Sohbeti

Posted by on Eylül 9, 2010 in Deneme, Manşet

Bir değini olarak kaleme aldığım bu yazıda, geçtiğimiz günlerde yaşadığımız hoş bir sürprizi aktaracağım. Bir polis memurundan çevirmenlere bir bayram armağanı da diyebiliriz.

Çevirmenlerin bu memlekette kıymetinin pek bilinmediği düşüncesine çok da katılan biri değilim. Bu düşüncenin altında, sanki başka ülkelerde, özellikle okumanın, modern düşüncenin yurdu olan Batı’da durum böyle değil gibi bir varsayım sezdiğimden biraz da. Karşı deliller olarak, bizde kalbur üstü yayınevlerinin birçoğunun kitap kapağında çevirmenin ismine yer vermesi, yine bu kesimde çevirmenlere telif üzerinden yüzde ödeme alışkanlığı, deneyimli ve itibar edinmiş çevirmenlerin kalemine dokunulamaması gibi bir dizi statü unsurunu sıralayabilirim. Dahası çok yaygın bir ibare olarak çeviren yerine “Türkçesi” (Türkçesini yazan anlamında) kullanılması da çevirmenlere tanınan yere işaret etmez mi, üstelik çevrinin doğası gereği pek de mümkün olmayan bir işi yapanlar katına yükseltmiş olarak…

Ama işin temeline inildiğinde çevirmene atfedilen değerin miktarından ziyade niteliği önemli. Burası epey karışık tabii. Çeviriden dil ve kültür adına ne beklendiğine, çevirmene tanınan yetkiye bağlı olarak değişen, farklı yorumlara göre tartışılabilecek bir konu. “Çevirmenin işi yazarınkinden bile zor” demek veya “çevirmen de bir yazardır” demek, işin önemine vurgu yapsa ve ruhları okşasa da, kolaylıkla itiraz edilebilecek noktalar içeriyor. Burada çevirmenin adeta olanaksızı olduran kişi olduğuna ve yaratıcılığına işaret ediliyor ama bunun getirisi onu yazarla aynı göreve ve konuma yerleştirmek midir?

Bu soru kafamı meşgul etmeye devam ediyor ve burada çözümün uygun ifadeyi bulmakta yattığını düşünüyorum. Benim de birtakım denemelerim olmuştur: Örneğin “çevirmen yazar değildir, ama yazma ustasıdır” veya “çeviri metnin yazılmasında çevirmen yazarın mihmandarıdır” gibi ifadeler. Bu denemelerde hep bir ayrımlaştırma, kavramlaştırma çabası oluyor. Ama şimdi bu konuda bir başka ifade kullanabilirim: “Çevirmenlerin de okurlar üzerinde yazarlar kadar hakkı vardır.”

Bu sözün kaynağı İstanbul emniyetinde pasaport biriminde çalışan bir polis memuru. Karım Can‘la birlikte pasaport işlemlerimizi yaptırmak üzere Ağustos başlarında oradaydık. Bu hoş sözün öncesinde yaşadıklarımız epey sinirlerimizi germişti. Son 10-20 yıldır bürokraside (buna emniyet bürokrasisi de dahil) ciddi iyileşmeler olduğunu düşünmemize karşın o gün işlerin uzaması, bekleme kuyruğunda karışıklıklar vb. yüzünden canımız epey sıkılmıştı ve ilk başvuru masasındaki polis memuruyla da iki kez tartışmak durumda kalmıştık. İnsan kalabalığı masaların başında yumak olduğundan masalara yanaşmak da zordu. İnsanlarımız sağolsun, kalabalığı daha kalabalık hale getirmekte yarışıyorlardı. 4 kişilik bir aile bir de bebek arabasıyla dar alanda kalabalıkta kendine yer açıp topluca orada beklemeyi tercih edebiliyordu. Uzun ve epey gereksiz bir bekleyişten sonra ve sinirlerimiz gerilmiş halde bir işlem masasına ulaşmayı başardığımızda bir vahanın içine düştük. İşlemi yapan genç polis arkadaşın sükuneti, dinlemeye hazır oluşu, doğallığı kısa sürede sinirlerimizi yatıştırmaya yetti. Resmi işlemle sohbet bir arada yürüyordu. Benim akademisyenliğimi, Can’ın çeviri kitap editörlüğünü falan konuştuk. Polis arkadaş okuduğu kitaplardan da söz etti. Okumaya sahici bir ilgisi vardı; okuma kültürünün içerdiği mütevazılık, düşünceye saygı, okumaya verilen değer neyin okunduğundan daha önemliydi. Sohbetimiz devam ederken Can’ın formunun doldurulması sırasında da şöyle bir diyalog gelişti:

– Meslek hanesine ne yazalım?

– Editör diyebilirsiniz.

Listede arama yaptıktan sonra:

– Burada editör diye bir şey yok.

– Çevirmen de olabilir.

– … O da yok.

– O zaman diğer yazın.

– Yazar var, yazar yazalım.

– … Valla ne diyeyim, hak etmediğim bir şeref bahşetmiş olursunuz.

–  Öyle demeyin, siz çevirmenlerin de bizim üzerimizde yazarlar kadar hakkı var.

Uzun zaman çözülemeyen bazı matematik formüllerinin bir anda bir tesadüfe bağlı olarak çözülmesi gibi bir durumdu bu. Bu duyguyla polis arkadaşa da söyledim, bunu yazacağım diye.

Çevirmenlerin, çeviri akademisyenlerinin, çeviri üzerine kafa yoran aydınların tartışageldiği konulara, sahici okurluğun içinden gelen bu doğal söz bir cevap içeriyor. Bu söz belki doğrudan bizim kafamızdaki soruların çözümü değil, kavramsal düşünüşlerimizin uzantısı değil. Ama kafamızdaki sorunların çözümüne tercüme edilebilir bir şey olduğunu düşünüyorum.

Bir kere çevirmen yazar mıdır, değil midir kısır döngüsünü kırıyor. Statüyü ve eylemin niteliğini değil, çevirmenin hayatımızdaki yerini esas alıyor. Çevirmen yoksa yazar da yok. Çevirmenin yaratıcılığı, aktarım için sahip olması gerekenler yoksa yazarın yazarlığını vermesi de mümkün değil. Eğer okuduklarımızla kendimizi geliştiriyorsak, bunu çevirmensiz nasıl yaparız… Hatta “çevirmen işini ne kadar iyi yapmıştır”ın da ötesine geçip, ortada ne varsa, ondan dolayı bir hak teslimi yapıyor. Yapılamayan değil, yapılmış olan üzerinden. Çeviri eleştirisinin pek de beceremediği bir hak teslim etme var burada.

Çevirmene verilen bu değerde sadece bir açıklık getirme değil, bir hak bilirlik, toplumsal bir karşılık da var. Halik bilmezse balık bilir denir ya. Evet, “çevirenlerin az kazanıyor olması, onlara az değer verildiğinin göstergesidir demek” bir anlamda doğru. Ama eğer “üzerimizde kalan hak” denen şey karşılığı ödenmemiş emekse, başka bir gerçek de dile geliyor polis arkadaşın sözünde. Kazanılan paranın azlığı çokluğu da değil, parayla ödenemeyecek olana verilen değer. Pazarın, metalaşmanın, hesap kitabın ötesinde bir hak, minnet duygusu. Bu tür duyumsayışların feodal bir toplum formasyonunun kavramı, algılayışından geliyor olması bunu “modern” hayatımızdan çıkarmamızı gerektirmiyor. Çevirmenlerin değerinin bilindiğini gösteren tanımlamalar, etiketler, maddi ödemeler… bunları elbette talep edelim. Ama ülkenin herhangi bir yerinde yaşayan, herhangi bir iş yapan insanlarımızın bu kıymet bilirliğini bir o kadar önemsemek de bizim verebileceğimiz mütevazı bir karşılık.

Yeni pasaportlarda meslek hanesi yok. Ama polis kayıtlarına “çeviri editörü”nü “yazar” diye geçiren pasaport polisimiz Mustafa var. Mesele yazar sayılmakta değil, bir okurun gönlünde güzel bir yeri olmakta.

Bayram sabahı bu yazıyı, gönlünde çeviri emekçilerine bu yeri açan polis memuru Mustafa Kılboz’a armağan ediyorum.

Daha fazla Deneme, Manşet
Yetmez Ama Evet, Siz Mücevherlerinizi Şıkırdatın

Erdemliler Hareketi ya da neo-Hilful Fudul belgeseli için notlar.

Kapat