Tophane’den Değil, Her Haneden

Posted by on Eylül 27, 2010 in Güncel, Manşet, Yorum

21 Eylül 2010 günü, İstanbul, Tophane’de Charlie Chaplin’in 70 yıl önce Büyük Diktatör’de anlattığı bir olayın yeniden gerçekleştirilmesini gördük, yani fiziksel şiddet ve iktidarın zulüm olarak yoğunlaşıp somutlaşmasını gördük:

Basın bu olayı görmeyi, görmemeyi ya da yamuk görmeyi seçti:

Slideshow:
Fullscreen:

Bütün bir medya sahnesi, Cüppeli Hoca’dan Mehmet Şevket Eygi’ye, Doğan Hızlan’dan Bedri Baykam’a dek değişik fikirlerle, sosyolojik kuramlardan İslam emirlerine dek her açıdan olayı yorumladı, kınadı, savundu, ölçtü, biçti.

Oysa bu olay sıkça yaşanan benzerlerinin kendine özgü bir kopyasıydı.

Oysa sadece şiddetin fiziksel bir biçim almaması farkıyla, yasal bir şiddet ve iktidar zulmü biçimiyle çok kısa bir süre önce yaşanmıştı bu olayın bir habercisi daha.

Kısa bir süre önce: Temmuz 2010’da İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nün Öğrenci Kültür Merkezi’ni kapattılar.

1990’da kurulmuştu Öğrenci Kültür Merkezi ve önemli toplantı ve etkinliklerle duyurmuştu adını. Hatta  Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi de orada açılmıştı. Öğrenciyken oradaki kulüplerde çalışmalar yapanlar şimdi çeşitli kültür kurumlarında ve medyada çalışıyorlar hatta. Hatta orası semtin fakültelerarası tek buluşma merkeziydi.

Sinema ve tiyatro salonu, kulüp odaları, kafeteryası, bahçesiyle öğrenciler için, Beyazıt’ın o çorak, kahvehaneler ve cami avlularından başka toplanacak hiçbir yeri olmayan ortamında gerçek bir vaha gibi duran binaya, apar topar tabelasını değiştirerek, kulüplerin bina içindeki eşyalarını üniversitenin birtakım odalarına tıkıştırarak el koydular, Uzaktan Eğitim Merkezi yaptılar.

Öğrencileri ve kulüplerini tehcir ettiler.

Tıpkı bir halkı birbiriyle toplanmasın, konuşmasın diye tehcir eder gibi, tehcir ettiler.

Bunu yaparken fiziksel şiddet kullanmadılar, yasal şiddet ve iktidar bileşenini kullandılar.

Tıpkı İstanbul’un AKM’sini yok ederken fiziksel şiddet kullanmadıkları gibi; ÖKM’yi kapatırken de sadece soyut şiddet kullandılar.

Fakat fiziksel şiddet de vardı geçmişte, soyut şiddet fiziksel şiddet birikiminin ardından gelmişti. 2000’lerin ortalarından itibaren sık sık fiziksel şiddet haberleriyle anılırdı ÖKM. Tophane’dekinden de ağır, satırlı (yazı satırı değil, kasap satırı) saldırılarla. Öğrenciler, Türkiye’nin en eski – 1453 değil, 1933 – devlet ve halk üniversitesinin öğrencileri satırlı saldırılar altında yaptılar sanat ve kültür çalışmalarını, ÖKM’de.

Ve birkaç yıl üstüste kapatma girişiminin ardından, kesin olarak kapatıldı ÖKM. Vaha kurutuldu.

Öğrenciler yaz boyu karşı çıktılar bu girişime – etrafa duyurmaya çalıştılar olayı.

Beyazıt’ın tek kültür merkezinin kapatılması karşısında, gazetelerdeki birkaç haber dışında tek bir ses çıkmadı, öğretim üyeleri yönetimi topluca protesto etmediler, öğretim üyeleri yönetimi topluca protesto etmediler.

Öğrencilerin kültür ve sanat çalışmaları için ortak tek toplanma mekanları kapatıldı.

Devlet üniversitesi öğrencilerinin hakkı olan kültür merkezi, çevrede rant artışı yaratmayan merkez – kapatıldı.

“Sokakta içki olmaz” diyorlar şimdi Tophane’de, “Halkın sanatı değil bu” diyenler de çıkıyor. 70 yıl öncesinden kareler tekrar tekrar canlanıyor. “İçki içmesinler sokakta,” diyorlar, “evlerin fiyatını arttırdılar, ama yetmez, yetmez ama…”

ÖKM’yi kapattılar. Bu ağır zorbalığı kimsenin ruhu duymadı, ruhu duyanların sesi çıkmadı.

Öğrenciler sürgünde artık.

Medyadan uzakta. Medyaya ve onun sayesinde bize AKM’nin yerine hangi “çılgın projenin” geleceğini merak ettiriyorlar şimdi.

Merak son bulsun: Resmi dairelerde yaptıkları gibi, ÖKM’de yaptıkları gibi, tabloları indirip yerlerine “ebru tabloları” (kitap süsleme kağıdı tabloları) astıkları gibi, ground zero kopyası dev bir “ebru tablosu” asacaklar oraya –

ve ondan sonra, kolları sarı bantlılar mahallelerden toplanacak.

Tophane’den değil, her haneden.

(Not: ÖKM’nin fiziksel şiddet tarihi, daha doğrusu, fiziksel şiddetle başlayıp kurumsal-yasal-soyut şiddete doğru evrilen tarihi özel bir incelemeyi hak ediyor, internette bu konuda fazlasıyla veri var. Geçmişte Mussolini’yi Türkiye’de yayınlayan ve çevirilerde “kızıl tehlike”ye işaret eden, Türkiye’nin şiddet tarihinin önemli isimlerinden Mehmet Şevket Eygi’nin, Tophane olayının ardından, “Bugünün Türkiye’si bir Fâciristan’a dönmüştür. Ahlaka aykırı bütün fısklar, fücurlar, günahlar, isyanlar, edepsizlikler, densizlikler, kötülükler, çirkinlikler açıkça ve küstahça işlenmektedir” demesi de bir inceleme konusu sayılabilir.)

Daha fazla Güncel, Manşet, Yorum
Çevirmenler Birliği’yle Dayanışma Çağrısı

Çevirmenler Birliği (www.cevbir.org) yeni bir çağrı yayınladı. Üye olan ve olmayan çevirmenlerden ilgili resmi kurumlara yasa tasarının düzeltilmesi için çağrıda bulunan birer mektup göndermesini rica ediyor.

Kapat