Gelenek Uyanır ve Moderniteye ‘Hayırlı Sabahlar’ Diler

Posted by on Kasım 16, 2006 in Deneme, Kuram

100 Temel eserin çevirileri kültür hayatının sahiplerine, kültürel otoriteyi temsil edenlere mesaj gönderiyor. Mesajın özeti: Kültür hayatında biz de varız; geçmişimiz, birikimimiz, dilimiz ve dünyamızla. Sivil otoritenin yüzey tepkisi: Çevirilerde ideolojik saptırma, bu çarpıklık afişe edilmeli, engellenmeli. Derin tepki: Dilim, dünyam, iktidarım elden mi gidiyor…kendimi korumalıyım, saldırmak ve bastırmak gerek. Siyasi otorite durumu idare etmek ister gibi: zaten mimliyiz, temkinli olalım, sonuç olarak ‘gereğini yaparız’ söylemi. Oysa sözgelimi: ‘yapısöküm’, ‘bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin’, bir zamanların ‘eytişimsel özdekçilik’i, ‘özezer’i veya ‘cool’, ‘lifestyle’ çok masum da ‘hayırlı sabahlar’ mı suçlu? Dilde, çeviride masumiyet arayışı çıkmaz sokak. Kapıyı farkındalık açar; kendime, dilime, dünyama ve çevreme koyduğum eleştirel mesafe; ‘dilim, altında dünyam, altında ve eninde sonunda ve geniş anlamıyla siyasi pozisyonum’ diyebilmek. O halde çeviri tartışması bir örtü, siyasi çatışmanın üstündeki örtü, türban tartışması gibi mesela. ‘Çeviriyi kazıyın, altından siyaset çıkar’ da denebilir. Geleneğin sermayeyle gelişen ilişkisi, moderniteye direnci, söz hakkı talebi. Çeviri meselesi de noktasal çatışmalardan sadece birisi. Hangi Türkçe, hangi çeviri doğru? Arı, duru Türkçe? Yabancılaştırıcı Türkçe? İslami Türkçe? Argo Türkçe? Yerine göre hepsi. Dilimiz de, dünyamız da postmodernlerin tabiriyle ‘patchwork’, modernitenin arzuladığı, sandığı gibi mono değil. Ve tabii yamalı bohçanın renkleri de sütten çıkmış ak kaşık değil, itişip kakışıyorlar. Modernitenin çeviri anlayışı (hoş o da kendi içinde parçalı ya, Can Yücel çekmedi mi çevirilerinden) geleneğin çeviri anlayışına norm dayatıyor, ama beriki yolunda ilerlemekte nicedir. Kapışıyorlar, çünkü öznelliklerinin nesnel olduğu vehmine kapılmışlar. Reşit olup, bağlarından kopamamışlar. Kayıtları silip, arayışa girmemişler. Dillerine, dünyalarına yabancılaşıp kendilerini yeniden kurmamışlar. Dil masum olmadığına göre hiç kuşkusuz bir çeviri tercihi olarak ‘hayırlı sabahlar’ da masum değil, ama başka tercihler ne kadar masum değilse o da o kadar masum değil. Kaç çevirmen ‘kaynak dil’i ve ‘erek dil’i ayrımlaştırıp yerinde, doğru değil yerinde, çeviri tercihleri yapma becerisine gerçekten sahip? Bu arada S.O.S (Save Our Souls) ey çeviribilim diyen de yok pek. Oysa belki çevirinin kurtuluşu önce ruhun kurtuluşunda, özgürleşmesinde. Peter Sellers’in hayatını konu alan bir filmde Sellers’e sorarlar: Her rolü nasıl oluyor da bu kadar iyi oynayabiliyorsun? Yanıt: Çünkü benim kişiliğim yok. Çevirelim. Çevirmene sorarlar: Her yazarı nasıl oluyor da bu kadar iyi çevirebiliyorsun. Yanıt: Çünkü benim dilim yok. Kişiliksiz çevirmen belki de ideal çevirmen. Ve acaba paradoksal bir biçimde görünür çevirmen, rolünü en iyi oynayan çevirmen kişiliksiz çevirmen mi? Taklitçi, oyuncu, dilsiz çevirmen, öte yandan dilsizleştiği (bir bakıma bilinci açıldığı, farkındalığı duyarlılaştığı, değerlerden arındığı) oranda gözlemi, yorum ve yargı gücü keskinleşen, gözlemi keskinleştikçe kendini bilerek bir süreliğine unutan ve unutturan, o oranda da yazarlaşan çevirmen, gözlemci ve aktör olarak. Peki ya çevirmenin dil dünyasında, kendinden çıkıp iyi bir oyun sergilemesine, iyi bir taklit yapmasına engel olan etkenler varsa? Ve o zaman tabii, yazarı konuşturursam kimse anlamaz, kendimi konuşturursam yazar indirgenir çelişkisi, ezel ebed. Bir aktör olarak kendini oynamak, başkasını oynamak. Bir çevirmen olarak kendini konuşturmak, yazarı konuşturmak. Schleiermacher’in hafiften kulakları çınlamış olsa gerek. En doğru değil, ama en sağlıklı çeviri belki yerine göre tercihlerde bulunmak, yani yerine göre saklanmak ve görünmek. Epik tiyatroda olduğu gibi…gerekli bulduğu noktada oyunu bir süreliğine kesip anlatıcı rolüne soyunmak. Kararlar, tercihler elbette çevresel koşullardan, beklentilerden bağımsız değil. Çeviri eğitimi belki en çok bunun için lazım, çevirmen adayını önce kişiliksizleştirmek, sarsıp içini boşaltmak, sonra duruma göre pozisyonunu belirlemesini ve seçenekler içinden duruma uygun tercihler yapabilmesini sağlamak. Peki ya çeviribilimciler ve pratikteki farklı çeviri anlayışları ve şu güncel sıcak tartışma. Çeviribilimciler ‘Bu da bir çeviridir ve şu koşullar altında gerçekleşmiştir’ diyeceklerse, tercihleri anlaşılır kılmaya çalışacaklarsa eğer, bilimin toplumsal işlevi gereği sosyolojik boyuta teğet geçemezler. Çünkü ‘dayatılan bir yaşama biçimine direniyorum, dayatıldıkça hor görülen dilime, dünyama (inadına) daha çok sarılıyor, daha çok içime kapanıyorum’ mesajını duymamazlıktan gelmek, cümlenin çeviriyle ilişkisini kurmaktan kaçınmak çeviribilimi betimleyici basamakta dondurmak anlamına gelir. Yorumdan kaçan, uzmanlık sınırlarını katiyen yerinden kıpırdatmayan, içe dönük, toplumla bağlarını koparmış bir sosyalbilim ne işe yarar? Ama suya sabuna dokunmamak da bir tercih.

100 Temel Eser Örneği
100 Temel Eser paketlerinden bir örnek. Damla Yayınevi‘nin paketi.

Daha fazla Deneme, Kuram
Birinci Uluslararası Çevirmen Grevi

“FIST” Birinci Uluslararası Çevirmen Grevi (First International Strike of Translators) Sadece bir hayal mi? Yazan: Alexander Gross / Çeviren: Sabri...

Kapat