Yılın İlk Çevirmensiz Çevirisi: Şeytan Ayetleri

Posted by on Ocak 2, 2011 in Yorum

29 Aralık 2010 günü dergiye bir okur mektubu geldi. Salman Rushdi’nin Şeytan Ayetleri adlı kitabının yayımlanacağını duyduğunu belirten bir çeviri öğrencisi, konuyu araştırıp blog adreslerini bulduğunu söylüyor, haber niteliği olduğu için bu bilgiyi paylaşıyordu. http://karagunesbasim.blogspot.com adresine baktım, sonra da öğrenciye haber metnini yazmasını ya da yayıneviyle söyleşi yapmasını önerdim. Yanıt gelmedi, ben de yılbaşı sonu araştırmaya fırsat bulamadığım için haberi girmedim.

Bu bilgi notunu, hem bu okurun haberin ilk sahiplerinden biri olduğunu (eğer isterse adını yazıya ekleyeceğim), hem de bir konuda yanıldığını belirtmek üzere yazdım. Şöyle diyordu okur, “Takdir edersiniz ki bu çeviri dünyası için de büyük bir haber.” Kanımca yanılıyordu, çünkü bir olayın gerçekleşme olasılığı bir haber değil, bir söylentidir. Sözkonusu sitede çevirmen ismi yer almadığına göre, bu bir çeviri haberi değil, yayıncılık haberi olabilirdi ancak. Çeviri haberi bir kişinin bu işi bir çevirmen olarak sahiplendiği andan sonra ortaya çıkar.

Diğer yandan, bu olayın bir yayıncılık haberi de olmadığını Kaya Genç, 2 Ocak 2011 tarihli “Şeytan Ayetleri Türkçe’de yayımlanıyor” başlıklı yazısında ortaya koyuyor:

“Kara Güneş Basım’ın Şeytan Ayetleri’ni yayımlamak için öncelikle Türkiye’de her kitabın piyasaya sürülmesi için zorunlu olan Kültür Bakanlığı bandrolünü alması gerekiyor. Ancak yayınevinin böyle bir başvurusu olmadığı gibi, Kara Güneş Basım adlı bir yayınevinin varlığına Türkiye Yayıncılar Birliği kayıtlarında rastlanmıyor.” (Radikal)

Peki bu roman yayımlanacak mı? İş çığrından çıkmış görünüyor. Yazar Cem Akaş ilginç bir şekilde Rushdie’yle ve eserleriyle edebi açıdan ilgilenmediğini söyledikten sonra, kitabı Naipaul olayıyla birlikte anıyor ve yayımlama-çevirme-okuma eylemlerinden hiçbirinin hâlâ yapılamayacağına dikkat çekiyor. Oysa kitap bir edebiyat eseri, bir ikona ya da bir put değil. Onu put olarak ele alıp öfkelenenler gibi davranarak onu bir cüret nesnesi haline getirmekte bir yarar yok. Bunu bize Naipaul değil, Sivas Katliamı net bir şekilde anlattı. Rushdie’nin kitabı basılı bir nesne olarak orada ölenlerden bir tanesi, daha doğrusu bir tanesinin tırnağı kadar bile değerli değil. Bu yüzden bu işe niyetlenen yayınevinin seçtiği, cami süslemesi motifli kitap kapağı yanlış. Türkiye’de bu kitaba artık sadece alevler ya da ölenlerin fotoğrafları kapak olabilir.

Aziz Nesin 1988 yılında yayımlanan kitabı beş yıl sonra çevirtmeyi ve yayımlamayı savunarak bir hata yapmıştı. 1990 yılında çevirmen ve yazar Turan Dursun öldürüldükten, 1991 yılında romanın İtalyanca çevirmeni saldırıya uğradıktan ve Japonca çevirmeni öldürüldükten sonra, yapması gereken şey, daha doğru eylem, kitabı başka birine çevirtmek değil, aynı tema üzerine başka bir roman yazmak olabilirdi. Bu çok ilginç tema üzerine telif bir kitap çeviri bütün metinlerden daha etkileyici olacaktı. Bunu söylemek, Sivas’ta yaşananlardan Aziz Nesin’in de sorumlu olduğunu ya da o olayın yaşanmayabileceğini söylemek değil – bu ülkede cehaletin ve siyasetin yapabileceklerinin sınırını bir Allah bilir. (Ahmet Nesin, Aziz Nesin’in o dönemdeki gazete yayınına izin vermediğini açıkladı 2011 yılında.)

Üstelik Şeytan ayetleri denen ayetlerin putlaşma dönemi çoktan bitti: Slavoy Jijek Paralaks adlı kitabı yazdı, kitap çevrildi, yayımlandı, Türkiye’de de sağcı solcu orta yolcu çok kişi tarafından okundu, sokaklarda taşındı. Ayrıca, 1988’de ya da 1993’te var olmayan bir olanak var artık: ayetlerde konu edilen olguyu internette kolayca araştırmak ve yorumlamak da mümkün. Diğer yandan, Rushdie’nin romanı da, sözgelimi Geceyarısı Çocukları‘nın eşsiz çevirisi kadar güçlü bir çeviriyle yayımlanmayacak ve (şu an için isimsiz olan) çevirmeninin şaheserleri arasında yer almayacak, sadece skandal aracı olacaksa, kesinlikle vakti ve yeri değil. İktidarın söylemini bugünkünden daha şiddetli hale getirmeye ihtiyacımız yok, o zaten şiddetleniyor. 2010’u simgeleyen o Tekme bu şiddetin son doruk noktasıydı.

Bize gereken şey bir roman ya da başka bir kitap çevirisi daha değil, ciddi ve kapsamlı bir Kuran çevirisi ve din çevirileri, çeviri ve vahiy ilişkisi tartışması. Özdemir İnce iyi bir zeminde, düzgün ve planlı denebilecek bir şekilde başlattı bu tartışmayı (bkz. Hürriyet’teki Eylül-Aralık, özellikle Kasım 2010 yazıları). Bugün ürkütücü ya da düşündürücü olan şey Rushdie’nin kitabının çevirisi ve alabileceği tepkiler değil, İnce’nin yazılarının çirkin (ve gerekli tepkiyi almamış) birkaç hakaret dışında koyu bir sessizlikle karşılaşmış olması.

Daha fazla Yorum
“Kürtçe çalsan da öldürülebilirsin, Kürtçe çalmasan da”

Türkünün bir kez daha öldürülmesinde bizim de düşüneceğimiz bir şeyler var. Mersin Müzisyenler Platformu bu ölümün nedenlerini sorguluyor: "Bilindiği gibi Mersin’li müzisyen Sarp Öztürk, bir şarkı isteği meselesinden öldürüldü. Berbat bir olay, tüylerimiz hala ayakta. İnsan, önce idrak etmekte zorlanıyor, böyle bir birikim, böyle ucuzca kayıp gidebilir mi?"

Kapat