“Çocuklarınızı Koruyamıyorsunuz”

Posted by on Kasım 24, 2006 in Deneme, Güncel

Ömrü boyunca ülkenin dört bir yanında çalışmış Annem şahsında bütün öğretmenlerin ellerinden öperek.

Bir süredir hayretle bakıyorum çoğalan asparagas çevirilere. Bir anlam veremiyorum. Fakat gitgide ürkütücü bir hal alıyorlar sanki. Bunların ilki Bianet adlı internet gazetesinden. 10 Kasım 2006 tarihli bir haber: “AB: Çocuklarınızı Koruyamıyorsunuz.” Habere göre AB ilerleme raporu böyle söylemiş. Oysa gerçek bu değil: haberin tek içeriği rapordan yapılan dağınık çeviriler, manşetini destekleyecek şekilde sıralanmış çeviri parçacıkları. Raporla ilgili bir kaynak haberde yok. AB’nin kendi sitesine gidip raporun kendisine bakıyorsunuz, AB böyle bir şey söylememiş, sadece Türkiye’de çocukların toplumsal hayat içinde sıkıntılar çektiğini dile getirmiş. Ciddi görünümlü, insanı tedirgin eden asparagas çevirilerden sadece biri.

Aynı mantığa sahip asparagas çeviriyle Hürriyet gazetesinde karşılaşıyoruz. Bir öğretmenin öğrencisi tarafından tecavüze uğradığını fazlasıyla ayrıntılı biçimde anlatıyor haber: “Öğrenci sınıfta tecavüz etmiş”. Nerede olmuş olay? İngiltere’de. Fakat haberin altında bir kaynak yok. Neyse ki internet var: öğretmenin ismini aradığımızda BBC‘de haberin 7-11 Kasım tarihleri arasında ele alındığını, basit bir asparagas hikayesinden daha karmaşık bir insanı boyutu olduğunu öğreniyoruz. Üstelik çeviri haberin kaynak metne hiç bağlı kalmadığını, yıkıcı bir şekilde süslediğini de.

Aynı mantıkla Vakit, Yeni Asya gibi çeşitli gazetelerde manşete taşınan bir haberde karşılaşıyoruz. Rus trenlerinde haremlik selamlık uygulaması başladığını duyuruyor haberler. Oysa böyle bir şey yok: bütün çağdaş, aklı başında ülkelerde olması gereken şey olmuş, uzun, bir geceyi aşan tren yolculukları için bir tren şirketi üç tip bilet koymuş: kadın kompartımanı, erkek kompartımanı, karışık kompartıman. Hepsi aynı fiyata, istediğinizi alabiliyorsunuz. Banliyö yolculuğundan bahsetmiyoruz, gece yolculuğundan bahsediyoruz. Yıllardır Türkiye’nin bir ucundan diğerine yolculuk etmek zorunda kalmış olan kadın memurlar, öğretmenler iyi bilir: karma kompartımanlarda uyumak sıkıntılı olur, insan gece uyurken hangi edepsizle karşılaşacağını bilemez ve işte Rusya’da bir şirket bu sıkıntıya çözüm getirmiş. Eğer Türkiye’de de demiryolları güçlendirilseydi, bu uygulama burada da büyük haklılıkla yapılırdı. Üstelik Türkiye’de otobüsle şehirlerarası gece yolculuklarına çıkmak zorunda kalanlar da bilir, kadın erkek genellikle ayrı oturur otobüslerde. Gazetelerin haberi insani gerçeği asparagas çeviri yoluyla dini çarpıtmaya uğratması bir yana, farkında olmadan yeryüzünde kendisinden korunulması gereken özel bir “erkek” cinsinin var olduğunun, cinslerin birlikte toplumsallaşmasının olanaksız olduğunun imasını içeriyor.

kuduruyor.jpg

Aynı mantığın ürkütücü bir sunum örneği Yeniçağ gazetesinden. 18 Kasım 2006 günü üç haber ajansından (REU-ADG-ALŞ) aktarılan bir çeviri, Çin’de kuduz hastalığının yayıldığını yukarıdaki resimle ve “Çinliler Kuduruyor” başlığıyla duyuruluyor. “Çinliler Kuduruyor” mu? Aynı gün, Çin’de bulunan M.E. bakanı, katıldığı bir toplantıda Türkiye’de liselere Çince dersinin konulacağı gibi ilginç bir açıklama yapıyor. Aynı gün, Çin’le ilgili iki haber, fakat çeviri olan incitici bir asparagas. İnternet üzerinde araştırma yaptıkça gerçeğe yaklaşmak mümkün: Çin’de, genel olarak Asya’da kuduzla çok geniş çaplı bir mücadele veriliyor, insanların ağır zarar gördüğü bu hastalıkla mücadele sırasında hayvan hakları ihlalleri de sözkonusu oluyor ve aslında Çin’de kuduz sorunu çok uzun zamandır basında yer alıyor. Çeviri yoluyla yapılsa da çeviri hatası değil bu asparagas sunum, liselerde Çince öğrenilse bile Çin’le ilgili haberleri tuhaf şekillerde alabileceğimizi gösteriyor.

20 Ekim 2006 tarihli bir asparagas daha da tedirgin edici. İhlas Haber Ajansı Mardin, Kuruköy’de bir yeni mezar çukuru açılırken toplu mezar bulunduğu haberini veriyor. Köyün yaşlı muhtarı bunun mezarın yapısı ve içindeki kalıntılar nedeniyle tarihi bir mezar olabileceği yorumunu yapıyor, haklı olması büyük olasılık, çünkü eski yerleşimlerde mezarlıklar genellikle eski mezarlıklarla aynı bölgeye yapılıyor. Sonuçta arkeologların, paleontologların incelemesi gereken bir kazı. Fakat bu olmadan önce, haber yolculuğa çıkıyor. Aynı gün, pek değişiklik göstermeden, fakat haber kaynağı belirtilmeksizin Olay Medya’nın sitesinde. Fakat aslında haber belki de ilk kez 18 Ekim’de “300 kişilik bir mezar” söylentisiyle başlamış. Daha sonra rakam 38’e inmiş. 30 Ekim’e geldiğimizde Özgür Gündem aracılığıyla haberin uluslararası yolculuğuna başladığını ve çok farklı bir boyut kazandığını görüyoruz. Artık bu mezarın Ermeni ve Süryani (Asuri) genocide’lerine ait olduğu öne sürülüyor. Gazete/yayın 22 Ekim’de bir David Gaunt’la görüşmüş ve Gaunt, konuyla ilgili daha yayınlanmamış olan ilk kitabını kaynak göstererek bunun bir genocide mezarı olduğunu söylemiş. 10 Kasım’a geldiğimizde, yine aynı gazete/yayın İHD’nin konuya müdahale ettiğini belirtiyor. Bu arada haber türlü şekiller almış, “Türkiye, Zirabebaba’daki 300 kişilik bir toplu mezardan” ve “Türkiye’de Süryani Genocide Kurbanları Bulundu”ya dönüşmüş. Bunu da “At Anycost Jesus Mission (Underground Ministry for Evangelising Muslim Nations)” yani “Bedeli Ne Olursa Olsun İsa Misyonu (Müslüman Milletleri Hıristiyanlaştırma Yeraltı Papazlığı)” bildiriyor. Pes artık, katliam kitabı tanıtımları, sözde bilimler, rakam kurgulamaları, tuhaf yeraltı papazlıkları, suçlamalar.. Herkes kendine kendince asparagas genocide çevirisi yapıyor.

PORNO ÇEVİRİLERİ

Ama haksızlık etmemek gerek asparagasın da bağımlıları var ve kimbilir örneğin belki de Bianet, AB raporunda “çocuklarınızı koruyamıyorsunuz deniyor” gibi bir yorum ve çeviri yaparken, raporda yer almayan başka bir olguya dikkat çekmek istiyordur: “İnternetten çocuk pornosu indirme suçuyla tutuklanan Enka Okulları Yabancı Diller Bölüm Başkanı Kanadalı Claude Joel Fortin’in fotoğraf makinesinde, 6-7 yaşlarında bir erkek çocuğun dansöz kıyafetli görüntüleri bulundu.” (Sabah, 08.10.06) Son günlerde yaşanan birçok çocuk pornosu olayında yabancı dil öğretmenlerinin adlarının geçtiğine rastlanıyor ve belki Bianet, çocuklarımızı koruyamamanın bu boyutuna dikkat çekmek istemiş, o yüzden yorumlu bir çeviri yapmıştır. Kimbilir.

Çünkü Hürriyet böyle bir çeviri yapmış. 18 Kasım 2006 günü İngilizce yayınında aşağıdaki habere yer vermiş:

Embarrassing news for Turkey on the internet
The recent raping of a 17-month-old baby, N.N.B., in Izmir, has helped to establish Turkey’s reputation for paedophilia problems. Turkey is the first country to appear in search results by Google when the words “child porn” are typed into the search box, according to research by Hürriyet. Turkey’s three largest cities, Istanbul, Izmir and Ankara, are the most popular entries in the cities category.
Interest in child pornography has been increasing in Turkey, according to a news story published in Hürriyet a month ago based a count of Google searches. The number of Turks searching for child pornography on the Internet has increased in the past month despite a number of arrests made for child-pornography crimes.

İlginç bir haber çevirisi. Çünkü şaşırtıcı bir biçimde bebek olayından bir hafta kadar önce patlak veren Enka haberine ya da yine yakın tarihli örneklere değinmiyor. Hürriyet’in bir araştırma yaptığını öne sürüyor, fakat bu araştırma Google’ın en çok aranan sözcükler istatistiklerine bakmakla sınırlı. Türkiye’de internet üzerine “çocuk pornosu” aramalarının arttığını belirtiyor: fakat dikkat edilirse, internet üzerinde bu aramanın “child porn” sözcükleriyle mi, yoksa “çocuk porno/su” sözcükleriyle mi yapıldığını belirtmiyor. Tam bir asparagas, fakat uluslararası: kendi kendini kaynak göstererek haber yapıyor ve internet aramasının bir şey ifade etmediğini (bu yazıyı yazarken ben de aradım), internet üzerinde bu tür sitelerin “com.tr” uzantılı adres alamadıklarını, fakat “.com” gibi yabancı uzantılar aldıklarını ve bu şekilde yayın yaptıklarını tam anlamıyla unutturuyor. Basının bebek olayının üzerine akıldışı şekillerde almasının ardında tuhaf bir şeyler var. Tecavüze uğrayan bebek ve annesi günlerce sonsuz sayıda resim ve yazıyla haber konusu olurken, özel eğitim kurumlarında çalıştırılan öğretmenlerin yarattığı tehlike sessizlikle geçiştiriliyor. Çünkü büyük olasılıkla bu haberlerin bebek ve bebeğine bakamamaktan dolayı hapse atılacak olan 38 yaşındaki annesi için “kötü reklam” olmayacağı, ama özel eğitim kurumları için “kötü reklam” olacağı düşünülüyor belki de. Asparagası açıklamıyor bu kuşkusuz, gazetenin çok ciddi bir konuda akıldışı ciddiyetsizlikte bir haber yapmasını ve bu haberi çevirmesini de açıklamıyor; ama durum bu: “çocuklarınızı koruyamıyorsunuz,” evet, asparagastan.

“PORNOCU MİLLET”!

Asparagastan gelen bu asparagastan haberlerine gülüp geçilebilir. Ama ne kadar: sonuçta genocide çevirileriyle “katil milletlerden” bahsedilirken, porno çevirileriyle “pornocu millet”ten bahsedilmeye başlandı. Garip bir ortam bu: yoksulluğun, gelir dengesizliğinin, geleceksizliğin ciddi bir şekilde arttığı bir ülkede, ancak büyük sermayenin, büyük örgütlerin, uluslararası şirketlerin, mafyaların yapabileceği, yaptığı işleri (genocide ve porno gibi işleri) birtakım “millet”lere, “halk”lara, “etnik”lere yüklüyorlar. Sözde “çocuklarınızı koruyamıyorsunuz” demiş AB; ve buna karşılık daha 38 yaşındayken 60 yaşındaki bir insanın yaşlanmış yüzüne sahip olan ve bebeğini tecavüz, porno endüstrisinden koruyamamış bir kadınla bebeğinin resmini günlerce yayınlayan bir gazetenin köşe yazarı da “pornocu millet” diye adlandırdıklarına çekinmeden soruyor: “Evimize günlük gazeteleri alan bizler çocuklarımızı nasıl koruyacağız?”
Koruyamayacağız: bu amaçlı asparagas çevirilerle; işsizlerin, açların, kanserlilerin, çöp toplayıcılarının günden güne arttığı ülkeyi yanıltıcı haber çevirileriyle dolduran, hayatı etnik, gündelik ve sosyetik hayat olarak üçe ayırmış olan basınla ne çocukları ne kendimizi koruyamayacağız. Bebeğini, 17 yaşındaki kızını ve kuşkusuz kendisini yerel ve küresel seks ticaretinin bir malı haline getirdiğinden bahsedilen F.B. olarak kodlanan kadın 38 yaşında, 1968 doğumlu: 1980’lerde ergenliğini yaşamış ve 1990’larda 20’li yaşlarında ilk çocuğunu doğurmuş. Şimdi 38 yaşında Türkçe’ye ilk kez çevirtmiş kendi hayatını ve uluslararası çevirilerle böylece ünlenmiş: kendini koruyamamış, onu koruyamamışsınız ve çocuklarınızı böyle koruyamayacağınızı haykırıyor yüzünüze. Ama boşverin, boşverin bunu da: haremlik-selamlık yapın, yoksulları hapse atın, çocuklarını (organ, insan ya da porno kaçakçılığında kullanmasınlar diye) ellerinden alın, yeni bir yabancı öğretmen deneyin, genişçe bir yabancı fon alarak bir çocuk koruma programı başlatın.
Ne yaparsanız yapın. Ben sadece şunu biliyorum: Annem, Fulya Gürses (1950-2003), 1970’lerin sonunda öğretmen olarak Türkiye’yi gezmeye başladığı, İstanbul’da, Uşak’ta, Tekirdağ’da, Gaziantep’te öğretmenlik yaptığı sırada insanlar çocuklarını satmıyorlardı, yabancı öğretmenler gelip çocukların fesli çıplak resimlerini çekmiyorlardı, onurlu bir ülkede olma hissi vardı. Evet, Almanya’dan dönen işçiler bavullarında Almanca porno dergiler, filmler getiriyordu ve uzun yol trenlerinde, otobüslerinde edepsiz insanlar vardı. Ama bu dergilerin, filmlerin çevrileceği, yerelleştirileceği hayal edilmiyordu ve trenlerde, otobüslerde edepsiz insanlar ayıplanıyordu. Gelecek hâlâ aydınlıktı. Artık karanlık. 38 yaşında, ablam olabilecek yaşta bir kadın yoksulların arasında uluslararası porno ticaretinin ağında yer alıyor, ne kendini ne çocuklarını koruyamıyorsa ve onun hayatını bir ürün olarak görenlerin “çocuklarınızı koruyamıyorsunuz” diyebileceği kabul ediliyorsa, asparagas haber, yorum ve çeviriler olağanlaşıyorsa gelecek çok karanlık. Bundan sonra seks turizmi çevirileri başlamış demektir.

Ek Okumalar:

Türkiye’de seks ticaretinde bir çevirmenin hikayesini ve bir Rus film şirketinin Antalya’da çektiği porno filmi 7 Ocak 2006’da Çeviribilim’de konu etmiştik: Postmodern Kölelikler
Bebek olayının medyada sunum tarzına ilişkin Kemal Özmen’e ait güzel bir yazı, Bianet’te: http://www.bianet.org/2006/11/08/87435.htm
Porno çevirilerinin New York Times’a uzanan sonuçları, üretim merkezi olarak Hollanda ve sektöre ilişkin genel bir yorum için, konunun uluslararası boyutu üzerinde duran Ali Murat Güven’in yazısı: http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=24.11.2006&y=AliMuratGuven
Çocuk pornosunda yabancı dil öğretmeni adının geçtiği ilk örneklerden biri 13.06.2006 tarihliydi ve ağ Japonya’ya uzanıyordu (Sabah: http://www.sabah.com.tr/2006/06/13/gun101.html)

Yorum Notu:

Bu yazıdan seks ticareti ağının yabancı ağırlıklı olduğu, porno olgusunun çeviriler yoluyla dışarıdan geldiği gibi tekdüze bir sonuç çıkarılmaması rica olunur. Bu tip yabancı merkezli bir yaklaşım, olgunun kökenlerinin sadece yerli dinamiklerde aranması kadar yanlış bir yaklaşımdır. Sorun, kuşkusuz çok daha karmaşık ve dev şirketleri, ülkede gitgide azalan özgüven ve denetimi (uluslararası operasyonlar olmasa çocuk pornosu skandallarını öğrenecek miydik?) işaret eden bir sorun. Yukarıda yabancı öğretmenlerden bahsedilmesi, denetim yetersizliğinin ve uluslararası ağın sadece bir boyutuna işaret ediyor; yoksa Türkiye’de tam anlamıyla yabancı “şuurlu öğretmenler” de var. Bu açıdan aşağıdaki haber çok çarpıcı.
Cumhuriyet, 25.10.2006:

cumhuriyet25kasim2006.jpg

Güncelleme, 25 Kasım 2006:

Nokta dergisinin 23-29 Kasım 2006 sayısında, bu yazıda konu edilen iki başlık, toplu mezar ve çocuk pornosu başlıkları ele alınmış; kanımca, haberler aynı olumsuzluk yanıltıcılık ve eksik bilgi aktarımıyla hazırlanmış, ama yine de burada bilgi olarak yer vermek gerekli.
Derginin kapağında bu iki konu şu başlıklarla yer almış: “Bir ay önce Nusaybin’de bir toplu mezar bulundu. Yargı, yürütme, yasama ve medya sessiz. Gene ‘üç maymun’u oynadık” ve “Çocuk pornosuna karşı mücadele aktivisti Sevinç: Türkiye’de sonu cinayetle biten gerçek tecavüz filmleri çekiliyor!”
Öncelikle, ikinci başlıkta yer alan “sonu cinayetle biten gerçek tecavüz filmleri” İngilizce “snuff film” türünün bir açıklaması. Dolayısıyla başlığa, ilk kez Türkiye’de oluyormuş imasıyla taşınan şey, bir çeviri: bu film (daha doğrusu kayıt) türünün kökeni Amerika. Bu türden yola çıkarak porno film sektörünün iğrenç yüzü üzerine yapılmış 8 MM adlı ünlü bir film var.
Ahmet Şık’ın hazırladığı haberde, Bülent Sevinç’in yorumuyla porno sorununun uluslararası ticari niteliği belirgin bir şekilde ifade ediliyor:

“bebeğin görüntüleri Amsterdam’da (Hollanda), Seattle’da (ABD), Vancouver’da (Kanada) elden ele dolaşıyor .. Para ya da uyuşturucu karşılığı iş gören tecavüzcülerin görüntülerini ise 15-25 yaş arasında, bazen aralarında öğrencilerin de bulunduğu bir başka grup kaydediyor. .. kaydettiği görüntüyü en yakın internet kafeden ya da uydu telefon bağlantılı bilgisayarlarla ilgili server’lara aktarıyor. Görüntüler, çetenin tepesindeki kişiler tarafından uluslararası dolaşıma çıkartılıp dünyanın çeşitli yerlerindeki sübyancılara yüksek bedellerle satılıyor. .. Beş saniyelik bir görüntüden 120 adet fotoğraf elde edilebilir ve bunun parasal karşılığı da 1200 dolardır. .. Türkiye özellikle de çocuk pornosunda Rusya’dan sonra gelen ülkedir .. çocuk tacizi ya da tecavüzü eşittir para olarak algılanmaya başlandı .. Pornografi pazarında dönen para miktarının astronomik büyüklüğü, en başta sokak çocuklarını tehdit ediyor. Yakın zamanda İstanbul’da yakalanan Kanadalı öğretmenin bilgisayarında ele geçirilen görüntülerin bazı sokak çocuklarına ait olması .. ABD’de bir adam çocuk pornosu ticareti yaptığı için 120 yıl hapis cezası aldı. Ama Türkiye’nin en büyük taciri (Oktay İmamoğlu) yurtdışından bir ihbarla yakalanabiliyor ve maalesef tekrar potansiyel kurbanlarının arasına katılıyor .. Ege ve Akdeniz’deki turizm bölgelerinde çocuk fuhuşu turizmi yapılıyor. Bodrum, Kuşadası, Marmaris, Antalya gibi turizm bölgeleri pazardır. Turizm adı altında çocuk fuhuşu için bu yörelere gelenler var. Çünkü bu insanların kendi ülkelerinde çok ağır yaptırımlar içeren yasalar mevcut.”

Dolayısıyla şunlar kesin olgular: Türkiye’den çok yurtdışındaki bir pazara yönelik bir suç ticareti sözkonusu; Türkiye’de yasal boşlukların, zayıflıkların olması önemli bir çekim; sokak çocukları gibi yoksulluk nedenli kayıplar ağırlıkta; “gelişmiş” ülkelerden gelenler yaptırımlardan kaçma fırsatı bulabiliyor.
Tahmin edileceği gibi, Türkiye’nin çocuk pornosu ya da genel olarak porno yayıncılığına teknik düzeyde katacağı bir şey yok, bu yayıncılık alanı, gelişmiş ülkelerde basılı ve görüntülü olarak çok uzun bir zamandır çeşitlendiriliyor, türlere ayrılıyor, yasal ve ticari niyetlere göre çeşitlendiriliyor; Türkiye’nin bu dev sektöre katacağı tek şey insan hammaddesi. Ahlaksız ekonomi insanı da bir mal olarak dolaşıma sokuyor: onun için sınır yok, ceninleri güzellik malzemesi yapmak için kullanıyor, bebekleri porno görüntüsü yapmak için. 1 bebek fotoğrafı 10 dolar, Türkiye’de çoğumuzun 1 günlük kazancı kadar. Toplum dışına itilen yoksulların, günlük kazancı hiç olan ya da hep kazan para kazan ilkesiyle yaşayan (yani ruh yoksulu olan) insanların bebek resimlerinden ihtiyar resimlerine dek bütün tüketicilere ürün sunan porno marketine Türkiye’den manzaralar eklemesine şaşmak için çok geç: şaşılacak şey, bu marketi işleten ve marketten alışveriş edenlerin böylesine görünmez olması.

*

“Toplu mezar” yazısıysa gerçekten yanıltıcı. Öncelikle yazının girişinde Slovenya’da yapılan bir Nazi katliamı anlatılarak, okurun okuyacağı şeyin yorum çerçevesi çiziliyor; okur şöyle düşünecek: Türkiye’de de toplu mezar bulunmuş, öyleyse o da katliam mezarı olmalı. Ardından peşpeşe Özgür Gündem’den alıntılarla olay aktarılıyor: 19 Ekim ilk haber tarihi olarak, 22 Ekim mağarayı devlet güçlerinin kapatma tarihi olarak ve 7 Kasım da David Gaunt’la söyleşi tarihi olarak veriliyor. Bu tarihler yanlış. Ayrıca Nokta bir adli tıp uzmanıyla ve David Gaunt’la söyleşi yapmış. Adli tıp uzmanı DNA incelemesini de içeren kapsamlı bir araştırmadan önce bir şey söylenemeyeceğini belirtiyor. Gaunt’sa gelecek ay yayınlanacak kitabı için yaptığı araştırmalara dayanarak dört ihtimalden bahsediyor.
Bu açıdan David Gaunt’un Türkçe’de ortaya çıkma tarihçesi ilginç bir görünüm sunuyor. 24 Ekim 2006’da Ayşe Günaysu adlı biri, arkadaşı Simon Maghakyan’ın sitesi www.blogian.hayastan.com için Özgür Gündem’de yayınlanan haberin İngilizce bir özetini hazırlarken David Gaunt’un görüşüne başvuruyor. Bu İngilizce özet daha sonra 30 Ekim 2006’da geniş bir şekilde Hetq adlı sitede yayınlanıyor. Sonra 7 Kasım 2006’da Özgür Gündem’de yine Ayşe Günaysu’nun Gaunt’la yaptığı bir söyleşi yer alıyor; Gaunt burada 3 ihtimalden bahsediyor (150 Ermeni, 120 Süryani – Nokta haberinden çok farklı rakamlar). 17 Kasım’da Günaysu’nun “çeşitli uzman ve öğrenciye” bir e-posta gönderdiği ve bu e-postada İHD’nin İçişleri Bakanlığı’na araştırma yapması için başvuruda bulunduğunu, bu girişimin uluslararası destek bulacağını umduğunu belirttiği haberi yer alıyor www.blogian.hayastan.com‘da. Yani 9 Kasım’da İçişlerine başvuran İHD’nin çağrısı için 10 gün geçmeden uluslararası destek aranıyor. Uluslararası destek de sonuçta, Nokta’nın belirttiğine göre, İsveç Parlamentosu’na bu konuyu araştırmak üzere bir ekip kurulmasını talep eden bir önerge verilmesi olarak somutlaşmış görünüyor.

Buna karşılık Mardin, Nusaybin, Kuru ya da Dara’daki tarihsel derinlik yirminci yüzyıl başından öteye uzanıyor. Hasan Mahir adlı bir gezgin Mart 2006’da oradaymış:

” ‘Dara’ Iran hükümdarı Dara Yuvanişin tarafından M.S.491-518’li yıllarda bir askeri karargah kenti olarak kurulmuş. Sarnıçlar büyük tasarlanarak askerin su ihtiyacının uzun süren savaşlarda karşılaması düşünülmüş. Bunlara su dağlardan kanalarla gelmiş. Kanal boyunca suyu korumak için gözetleme kuleleri yapılmış. Sarnıcın hemen yanında mağaralar var. Bu mağaralardan bir tanesine köylülerden Ahmet Aslan bir kahvehane yapmış. Mağara kahvehane, hem köylülerin eğlence yeri hem de köye gelen turistlerin dinlenti yeri haline gelmiş. Kahvehane duvarında da sarnıçların planında izler görülmesi oldukça ilginç. Bugün çok küçük kalıntıları görülse de şehrin her yanının surlarla çevrili olduğu, bu surların etrafında yetmiş iki burcun bulunduğu yapılan çalışmalar anlaşılmış. Ancak ne surlardan ne de kaleden, taş yığınlarından başka bir iz kalmamış.
Köyün tekrar girişine yani mağaraların ve kaya mezarlarının bulunduğu yere dönüyoruz. Burada iki katlı kaya mezarları var. Kayaların altına oyulmuş, bir hastane ya da bir ibadethane olabileceği düşünülen bir mekan özellikle dikkat çekiyor. Burasının kapısında kanatlanmış, uçan melek; ona doğru uzanmış yardım bekleyen eller ve kuru kafa figürleri var. El figürleri yardımı, melek figürü iyiliği, kuru kafa figürleri ise ölümü hatırlatıyor. Mağaraların içleri su ve çamurla dolu. Etrafında hayvanlar otluyor. Bunlar kışları hayvan ağılı olarak kullanılmış. Duvarlarında haç sembolleri de rastlanıyor.. Mezarlıkta Hz. Süleyman’ın sembolü olan altı köşeli yıldız var. Bunlar da gösteriyor ki, Dara Hıristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların tarih boyunca yaşadığı bir yerleşim olmuş geçmişte.”

Dolayısıyla çok fazla tarihsel katmanın üstüste binmiş olduğu bir yerden bahsediyoruz. Ama yorum ve bilgi katmanları sınırlı.

Daha fazla Deneme, Güncel
“Abdest Suyu”nu Çevirmen mi Kullandı?

(Çevirmeni Ve Çevirisi Olmayan Kitabın Çeviri Eleştirisi) Çevirmenin görünmezliği konusu bu günlerde çok boyutlu hale geldi. Görünmezliğin bilinen tarafı, çevirmenin...

Kapat