“Abdest Suyu”nu Çevirmen mi Kullandı?

Posted by on Kasım 22, 2006 in Deneme, Güncel, Kuram

(Çevirmeni Ve Çevirisi Olmayan Kitabın Çeviri Eleştirisi)

Çevirmenin görünmezliği konusu bu günlerde çok boyutlu hale geldi. Görünmezliğin bilinen tarafı, çevirmenin perde arkasında kalması ve kadir kıymetinin bilinmemesi. Diğer bir görünmezlik türünü yakın zamanda keşfettik. Görünmeyen bir kitabın çevirmeninden hesap soruldu. Faturayı çevirmen ödeyecek, fakat ortada çevirmen yok. Çevirilerin çevirmenleriyle ilgili görünmezliğe alışığız da, çevirisi olmayan kitapların çevirmeninin nasıl görüneceğini merak ettik.

Çeviriyle ilgili tartışma, medya ve meclis gündemine haftalarca oturan ve hurafe tartışmalarına yol açan “abdest suyu” tartışması oldu. Bu tartışmada, çevirmenin çeviride tahrifat yaptığı ve çevirmenle ilgili gerekenin yapılacağı sonucuna varıldı. Çevirmen bilimsel bir eserden yaptığı alıntıyı “tahrif” ederek çevirmişti(!). Milli Eğitim Bakanı, “çeviride tahrifat yapılmış, gereken yapılacak, ben hatada ısrar etmem” dedi.

Tartışma konusu, 11. sınıf din ve ahlak kültürü kitabının 28. sayfasında “İslam’da İbadetin Faydaları” başlığı altında yer alan şu ifadeydi:

“Abdest alırken kullanılan su sayesinde kan dolaşımı hızlanır, alyuvar sayısı çoğalır, solunum hareketlenir. Alınan oksijen miktarı artar. Sinirler sakinleşir, ferahlar, kalbin yükü hafifler, tansiyon normalleşir. Dışa atılan karbondioksit fazlalaşır. Vücut yıkanır ve toksinlerden temizlenmiş olur”

Bu ifadeler bir anda büyük bir fırtına kopardı. Birçok gazetede haber ve yorumlar yazıldı. İş gensoruya kadar varıp, sorumlu olan bakanı zorlarken, gazetelerde bu ifadenin bir Alman doktorun kitabından çevrildiği haberi yer aldı. Milliyet Gazetesi Almanca yazılmış olan kitabı bulmuş. Kitabın orijinalinde “abdest” ibaresi olmadığı, Alman bilim adamı Dr. Albert Schalle’nin “Die Kneipp Kur” adlı kitabından alıntı yapıldığı, başlığının Türkçesinin “başarılı tedaviler” (?) olduğu ve bilimsel bir kitap (?) olduğu yazıldı.

Çok geçmeden Milli Eğitim Bakanlığı’ndan çevirinin doğruluğuna ve çeviriye sahip çıkan açıklamalar geldi. Din Öğretimi Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Aycan, Schalle’nin eserinde yer alan alıntının aslının şu şekilde olduğunu belirtti:

“Abdest almanın insan sağlığına birçok katkısı vardır, abdest alırken kullanılan su sayesinde kan dolaşımı hızlanır, alyuvar sayısı çoğalır. Solunum hareketlenir. Alınan oksijen miktarı artar. Sinirler sakinleşir, ferahlar, kalbin yükü hafifler, tansiyon normalleşir”. (Yeni Şafak 23.09.2006).

Yine Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nden üst düzey bir yetkili, Schalle’nin bilimsel (?) verilerinin kullanıldığını belirterek “Bilim dışı ifadeler olsa karşı çıkardık” açıklamasını yaptı (Milliyet 09.10.2006).

Karşı görüş olarak Prof. Dr. Gençay Gürsoy, bu bilginin bilimsellikle uzaktan yakından alakası olmadığını, alyuvar sayısının abdestle ilgisinin olmadığını, ifadelerin yanlış olduğunu” (Milliyet 09.10.2006), Hidroklimatoloji Anabilimdalı Başkanı Prof.Dr. Zeki Karagülle ise “Bu tür bir uygulamayla alyuvarların artması mümkün değil. Kullandığınız su sıcaksa damarlarda gevşemeye yol açar, o da tansiyon düşüklüğüne yol açar. Soğuksa tam tersi bir etki yapar ..Bu yazılanlar abdestle değil, suyun kullanımıyla ilgili” (Milliyet 09.10.2006) şeklinde bir açıklama yaptı. Birçok İlahiyatçı, bu tür bir bilginin hurafe olduğunu ve dinin bilimsel verilere ihtiyacı olmadığı şeklinde açıklamalarda bulundu.

Oysa ortada ne çeviri vardı ne de çevirmen? Ya kaynak metnin bilimselliği?

Ne çevirinin yapılışı doğruydu, ne de orijinal eser gazetelere yansıdığı gibi bilimsel bir eserdi. Hatta gazetede yayınlanan başlık da yanlış çevrilmişti. Bu konuda birçok bilim adamı ve siyasetçiden açıklamalar geldi. Fakat işin uzmanları olan çeviribilimcilerin görüşü hiç sorulmadı. Bir bakıma sorunun kaynağına inilmedi.

Bu konuyu savunanlar kadar karşı çıkanlar da belli bir çizginin ötesine geçerek bilimsel bir tartışma yapamadılar. Milliyet’in yazısında orijinal eserde abdest ibaresinin yer almadığı ve Alman Bilim Adamı Schalle’nin “Başarılı Tedaviler” adlı bir kitabından alıntılandığı konusunda bilgiler yer aldı. Oysa kitabın yazarı Schalle, Sebastian Kneipp adlı bir rahibin “suyla tedavi yöntemlerim” (Meine Wasserkur) adlı kitabındaki geleneksel suyla tedavi yöntemlerini anlatmıştı baştan sona. Eser bilimsel değil, hidroterapi ve geleneksel doğal tedavi yöntemlerinin anlatıldığı bir kitap. Türkiye’de yayımlanan gazetelerde yer aldığı gibi kitabın başlığı olan “Die Kneipp Kur”, “Başarılı Tedaviler” anlamına gelmeyip “(Rahip) Stefan Kneipp’in (Başarılı Su) Tedavileri” anlamına gelmekte. Gazetelerde, kitabın içindeki tedavi yöntemlerinin Schalle’ye ait olduğu ve Schalle’nin “suyla tedavi yöntemleri”ni anlattığı şeklindeydi.. Oysa bu bilgiler doğru değildi. Kitabın içindeki tedaviler tamamen Kneipp’e ait. Rahip Sebastian Kneipp, yaşamını suyla tedavi konusuna adamış, kitapta yer alan suyla tedavileri bizzat yapmış bir kişi. İşin ilginç yanı, kitaptaki alıntıyı savunanlar da Alman bilim adamı Schalle’nin abdestin yararlarını anlattığını söylediler.

null
(Rahip Sebastian Kneipp, 1821 – 1897)

“Abdest” ibaresinin dışında hemen bütün ifadeler kaynak metinde yer almakta. Abdest ifadesi ise yanıltıcı bir biçimde çevrilmiş. Türkçe’den Almanca’ya sözlüklerde “abdest” in karşılığı olarak “Waschung, rituelle Waschung, Reinigung” karşılıklarını görebiliriz. Fakat, Almanca’dan Türkçe’ye çeviride “Waschung” yerine “abdest” sözcüğünü göremiyoruz. Çünkü Alman kültüründe “abdest” diye bir sözcük yok. Alıntıdaki bir diğer ilginçlik, eserin 41 ve 42. sayfalarındaki üç ayrı parçanın tek birbirlerinin devamıymış gibi birleştirilmesidir.

Türkçe’ye alıntı yapıldığı söylenen kısım Schalle’nin kitabının 41. sayfasındandı. Konunun başlığı “Waschungen”;

“Die kalten Waschungen sind in uralter Bestandteil der Wasserkur. Sie sind das bekannteste Mittel zur Abhaertung, wirken aber ausserdem blutzirkulationsanregend, waermeregulierend, nervenerfrischend, beeinflussen den Stoffwechsel, usw. Auch bei der Waschung gilt, dass das kalte Wasser das beste ist. Zur Erhöhung des Hautreizes kann dem Wasser, das zur Waschung benutzt wird, etwas Essig zugefügt werden.
…Die zwei Hauptformen der Waschungen sind die Ganzwaschung und Oberkörperwaschung. Man beginnt bei der Ganzwaschung an der Innenseite des rechten Armes und Faehrt dann über die Oberseite, und von hier, ohne abzusetzen, auf Brust und Leib über. Darauf wird ebenso der linke Arm behandelt und von da ab der Rücken und dann die Beine gewaschen, zum Schlusse auch die Fusssohlen
…Die Waschungen wirken vor allem im Sinne der Abhaertung; sodann wird eine günstige Wirkung auf die Regelung des Blutkreislaufes und des Waermehaushalts des Körpers ausgeübt. Durch die intensive Anregung der Hauttaetigkeit, Öffnung der Poren, wird die Ausleitung, die Ausscheidung der krankhaften Stoffe gefördert. Schliesslich wird das Nervensystem im Sinne einer Erfrischung und Kraeftigung beeinflusst” (Schalle, 1957:41-42).

Yukarıdaki alıntının çevirisi yaklaşık olarak şöyledir:

“Soğuk suyla yıkanma şekilleri, suyla tedavinin çok eski bir şeklidir. Çok bildik direnç artırma yöntemidir; kan hareketini sağlayıcı, vücut ısısını düzenleyici, sinirleri rahatlatıcı ve vücut kimyasını etkileyicidir. Yıkanmanın en iyisi soğuk suyla olandır. Yıkanma sırasında cilt kabarmalarına karşı biraz sirke kullanılabilir
… Suyla yıkanmanın iki şeklinden biri tüm vücudu yıkama, diğeri bedenin üst kısmını yıkamadır. Tüm vücudun yıkanması esnasında sağ kolun iç kısmından başlanır ve üst kısmına doğru kuru yer bırakmaksızın göğüsten tüm bedene doğru yıkanılır. Sol kol da aynı şekilde yıkanıp, daha sonra sırt ve bacaklar yıkanır. En sonunda ayaklar yıkanır.
… Yıkanmalar özellikle rahatlama anlamında etki ederek, daha sonra vücut ısısına ve kan dolaşımına düzenleyici bir etki yaparlar. Cildin hastalıklı unsurların vücuttan ayrılması yönünde bir harekete teşvik edildiği görülür. Sonunda sinir sistemi rahatlama ve güçlenme anlamında etkilenir” (Schalle, 1957:41-42).

Yukarıdaki alıntı üç ayrı kısmın alıntısı olup, birbirinin devamı değildir. Yukarıda yer alan alıntılarda, tüm beden bu şekilde yıkandığında hastanın iyileşmesindeki etkisinden söz edilmektedir. Yani hastaya uygulanan terapi söz konusu. Herhangi bir yıkanma ya da abdest değil.

Çevirilerin metin bağlamında anlaşılması gerekliliği ilkesinden hareketle, metnin önü ve arkasını okuduğumuzda sözü edilen “Waschung” sözcüğünün “abdest” in tanım ve tarifiyle bir ilgisinin olmadığı açıkça görülüyor. Metnin bütününe baktığımızda da böyle ilişkinin hiçbir şekilde yer almadığını görmekteyiz. Metinde sözü edilen hasta bir kişinin tüm vücudunun belli bir sistemle yıkanmasıyla vücudunda gerçekleşecek olumlu reaksiyonlar.

Bir yanda çeviride manipülasyon, diğer yanda bilimsellikle uzak yakın bir ilgisi olmayan bir kaynak metin. Bir Rahip tarafından önerilen ve bilimsel verilere dayanmayan tedavi şekillerinin bilimselliğinden söz ederek, bilimsel bir eserin nasıl çarpıtıldığını tartıştık günlerce.

Eğer alıntıyı çeviri kabul edersek, çevirmen kendine verilen görev, hem görevini başarılı bir biçimde yerine getirmiş, hem de amaç ve metin türleri açısından “yıkanma” yerine “abdest” sözcüğüyle “abdestin yararlarını” çok iyi yakalamış. İlgili olmayan kısımları atlayarak, amaca uygun cümleleri alıntılamış; “suyla yıkanmanın faydaları”nı, “abdest almanın faydaları”na dönüştürmüş. Tahriften çok söz konusu olan, amaçlı ve bilinçli bir metin yorumu ve manipülasyon. Bu bilgiler ışığında sorulması gereken önemli bir soru; bu tür bir alıntının çeviri sayılıp sayılamayacağı.

ÇEVİRİ VE ÇEVİRMENDEN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ?

Schalle’nin kitabı en son 1957 yılında 15. baskısını yapmış. Biz kitabı ancak ikinci elden bulabildik. Satışı yok. Türkçe çevirisine de rastlamadık. Alıntıları yapan bir çevirmenin varlığı konusunda herhangi bir ipucu yok. Çeviriyle ilgili bir kitaptan birkaç cümleyi çevirme gibi bir faaliyet, çeviri kuramında yer almamaktadır. Eğer burada çevirmenden kastedilen yabancı dil bilen bir kişiyse, yabancı dil bilenlerin hesabını çevirmenler verecek demektir..

Öncelikle bir alıntının çeviri sayılabilmesi için, “bir metnin bir çevirmen tarafından belli bir amaç ve görevle” çevrilmiş olması gerekmektedir.

Diyelim ki bu metni bir çevirmen çevirdi. Hal böyle ise, çevirmen kendine verilen görev ve amacı başarıyla yerine getirmiş olur. Çünkü söz konusu olan dini bir metin. Dini metinlerin yazılış amaçları, insanları manipüle edip dini sevdirerek, din etkisini artırmaktır. Hiçbir dinsel metin bilgi vermek için kaleme alınmayacağı gibi, çevirmenlere dinsel bir metni bilgi verici metin olarak yorumlama görevi verilmez genelde..

Eğer “metin çeviridir” sonucu çıkacaksa, yine çeviri süreciyle ilgili şu sorular sorulmalıdır: Çevirmen bu süreçte kararları kendisi mi almıştır? Çeviri süreci gerçekten çevirmenin kendi başına kararlar alabildiği bir süreç midir?

Çeviriyi, “görev verenden başlayıp, görev verenin nihai kararında biten; çevirmenin görevinin alıcı ve görev verenin beklentilerini işleve göre koordine ettiği amaçlı bir işbirliği faaliyeti” olarak görürsek, yıkanmayı abdest olarak çevirenden ziyade, bu kitabı arayıp bulan, abdesti sevdirme amacıyla çevrilmesi kararını verenleri bulmalı önce.

Dini çevirilerde sıkça rastlanan bu tutum, çevirmenlikten öte belli bir görüşü savunmak için bir kaynağın amaca yönelik kullanılmasıdır. Oysa ne kaynak ne de amaç için kullanılan cümleler tek başına metin olmayıp, metnin parçası olarak belli bir söylemi kuvvetlendirmek için kullanılmaktadırlar. Bu tür alıntılar çeviri, bu alıntıları yapanlar çevirmen olarak adlandırılabilirler mi? Böyle bir alıntıyı yapanın çevirmen olması gerekir mi?.

Din, siyaset, edebiyat vs. birçok alanda çoğu kez belli cümlelerin alıntılanıp yorumlanarak, kestirme yoldan sonuçlara gidildiği bilinen bir gerçek. Bu şekildeki alıntılar yalnızca çevirilere ait olmayıp, atasözü, ya da şiirin yorumlanarak kendi savını kuvvetlendirmek için kullanılması alışıldık bir durumdur.

Dini metinleri skolastik verilerle destekleme gereksinimi öteden beri tüm dinlerde var olan bir olgu. Dinin buna ihtiyacı olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Sonuç olarak dini bir metinde yer alan bilimsel ve teknik bilgiler dine hizmet etme, dinin varlığını kuvvetlendirme ve kanıtlama amacına hizmet için kullanılmaktadırlar. Fakat bu tartışmada kaynak metne baktığımızda bilimsel bir metinden söz etmediğimizi anlarız. Bir rahibin yazdığı, suyun faydalarıyla ilgili geleneksel yöntemleri bilimsel bilgiler olarak sunmak da ayrı bir manipülasyon tabi.

Çevirinin bilinçli yapıldığı konusu tartışma götürmez. Milli Eğitim Bakanı’nın, olayı çevirmene mal ederek, çevirmeni “abdest suyunda boğma” amacıyla, çeviride “tahrifat” olduğu şeklindeki yaklaşımı çeviri gerçeğine uymamaktadır. “Tahrifat” sözcüğü bu tartışmada doğru yerde kullanılmış da değil. Bu kavramı kullandığımızda, biz de kaynak metnin kutsallığını kabul etmiş oluruz. Bu da bir tartışma uğruna çeviribilimi göz ardı etme anlamına gelir.

Çevirmenlik bu kadar tartışıldı ama çevirmen ortalarda yok. Ya çevirisi?

kneippfur.jpg
(Albert Schalle’in kaynak olarak kullanılan kitabının 1937 baskısı.)

Ek Okumalar:

Rahip Sebastian Kneipp (1821 – 1897) ve Albert Schalle (1877-1952) için genel bir yazı: http://www.milliyet.com.tr/2006/10/02/guncel/agun.html
(Milliyet gazetesi daha çok metinde “abdest” sözcüğünün geçmemesi üzerinde duruyor.)
Yeni Şafak gazetesinin savunması için: http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=24.09.2006&q=1&c=1&i=6942&S%C4%B1ra/abdestle/namaza/geldi
Özgün kitabı yazan rahiple ilgili güncel Almanca kaynak:
http://www.kneippbund.de/
http://www.kneipp-und-kur.de/Informationen_zu_Kneipp/body_informationen_zu_kneipp.html

Konuyla ilgili ilginç bir kaynak da Dostoyevski’nin Amcamın Rüyası (1859) adlı kısa romanı. Burada yaşlı prens, amca, Avrupa’ya giderek, herhalde Rahip Sebastian Kneipp’ın yanında hydropatie tedavisi görmeyi düşünmektedir.
“- Mut-la-ka! Çoktan kararımı verdim, hem biliyor musunuz, hydropatie tedavisi görmek istiyorum.
Hidropatie mi?
– Evet, Hydropatie. Bundan önce bir defa daha hydro-patie tedavisi görmüştüm. O zaman kaplıcalardaydım. .. İşte onlar beni su ile tedavi etmeyi akıllarına koydular. İtiraf ederim, hiçbir hastalığım yoktu, ama yakama yapıştılar: “İlle tedavi ol da tedavi ol!” Ben de nezaket gösterdim, su içmeye başladım; belki gerçekten de iyi gelir, dedim. İçtim içtim, içtim içtim, bir çağlıyan kadar su içtim, biliyor musunuz hydropatie pek faydalı bir şey, bana da çok yaradı, öyle ki nihayet bir gün has-ta-lan-ma-say-dım sapasağlam olacaktım…” (Amcamın Rüyası, Dostoyevski, çev. Servet Lünel, s. 37-38, M.E.B. Yayınları, 1950 – aktaran: Çeviribilim)

Daha fazla Deneme, Güncel, Kuram
Çeviri Etiği: Çeviri Ve Çevirmenliğin Etik Sorunları

İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Çeviribilim Bölümü'nün düzenlediği Çeviri Etiği: Çeviri Ve Çevirmenliğin Etik Sorunları başlıklı sempozyum, 7-8 Aralık 2006 tarihleri arasında...

Kapat