İstanbul’un Düşüşü mü, yoksa İstanbul’un Fethi mi?

Posted by on Kasım 28, 2006 in Güncel

26 Kasım 2006 günü İstanbul’da binlerce insan Papa gelmesin ya da özür dileyerek gelsin konulu bir toplantıya katıldı. Başka şehirlerde de benzer toplantılar oldu. Bu toplantılarda Papa’nın “cahil ve sinsi” olduğu için gelmemesi gerektiğini söyleyen pankartlar vardı: Papa 1000 yıl kadar önceki bir metinden alıntı yapmış, bu alıntıyı günümüzü açıklamak için kullanarak bir hata yapmıştı. Papa’nın çeviri yoluyla aktardığı bu alıntıyı çeviriler yoluyla öğrendik, sonra Papa bu alıntının yarattığı öfke karşısında üzgün olduğunu ya da özür dilediğini söylediği zaman, bunu da çeviriler yoluyla yorumlamaya çalıştık. Ama sonuçta, Papa’nın özür dilemediğine karar verilmiş olmalı ki binlerce insan Papa’nın gelmemesi için gösteri yaptı ve binlerce insan da Papa’nın gelmesi için gösteri yapmadı.

28 Kasım 2006 günü, bugün Papa Türkiye ziyaretine başlıyor; Roma, Leonardo Da Vinci Havaalanından yola çıkacak ve Ankara, Esenboğa Havaalanına gelecek: ekranlar ve kağıtlar bu ziyaretin resimleri, yorumlarıyla kaynayacak ve Türkiye’de Papa’nın ziyaretini sağsalim tamamlaması için dua edeceğiz, çünkü kötü bir şey olursa, sanırım bu, Birinci Dünya Savaşı için tarih kitaplarında sıkça duyduğumuz bir şeyi hatırlatacak: “bugün Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi Arşidük Ferdinand’ı vurdu”.

Böyle olmamasını ve Papa’nın ziyaretinin birçok soruna çözüm getirmesini diliyorum. Ve bu sorunların en başında çeviri sorunları geliyor. Çünkü Papa’nın ziyaretini nereye yaptığından başlayıp ne için yaptığına kadar karmaşık bir çeviri ağı var.

Türkiye’de Papa’nın İstanbul’a geldiği söyleniyor. Konstantinopolis’e geldiği yazılabiliyor. Ziyaret edeceği yerin Ayasofya Müzesi olduğunu söyleyenler de var, Ayasofya Camisi olduğunu söyleyenler de, Ayasofya Kilisesi olduğunu söyleyenler de. Saint Andrew yortusuna katılmaya geldiğini belirtenler de var, Aziz Andreas yortusuna geldiğini söyleyenler de. Aziz Andreas’ın gerçek olmadığını söyleyenler de var, adına bir kilise olduğunu söyleyenler de; bu kilisenin Kocamustafapaşa Camisi olduğunu söyleyenler de var, Sümbül Efendi Camisi olduğunu söyleyenler de. Ayasofya ziyaretini bakış açısına göre tanımlamak kolay, kim nasıl bakıyorsa ona göre buraya Cami, Müze ya da Kilise diyebiliyor. Peki ya Kocamustafapaşa Camisi? Burası Sümbül Efendi dergahının camisi mi, yoksa Hagios Andreas manastırının kilisesi mi?

Bunlar sonuçta Türkiye’ye özgü garip sorunlar. Osmanlı Devleti’nin neden bir şehirdeki bazı kiliseleri camiye çevirip bazılarını koruduğunu tanımlamak güç değil belki: geleceğin dünyasını birçok İstanbul’la dolu görüyordu Osmanlılar, bütün yeryüzünün fethedileceğini tasarlıyorlardı. Irak’taki Amerika ya da Hindistan’daki İngiltere gibi. Ama Amerika gittiği yeri yıkıma uğratıyor, MTV’ye boğuyor, İngiltere’yse bağımsızlığı bile en ağır kültürel bağımlılığa dönüştürüyor. Osmanlılar şaşırtıcı bir özgüvene sahipti: denetimde tutmakla yetindiler. Fakat şimdi, Osmanlılardan çok sonra, bu özgüven, kaotik sonuçlara ve karışıklıklara yol açarak, Osmanlı Devleti’nin kaybolduğu toprakta yaşayan bizler için bir kekeleme haline yol açıyor: “Ayasofya’ya ne diyeceğiz, müze diyelim, orta yolu bulmuş oluruz; peki Kocamustafapaşa Camisi’ne ne diyeceğiz, din turizmi için Aziz Andreas Kilisesi diyelim, halk zaten onu Sümbül Efendi Camisi olarak biliyor.” Notre Dame Kilisesi’nin Notre Dame Camisi olarak da adlandırıldığı bir dünya yok, ama bizim içinde yaşadığımız böyle bir dünya var.

Çevirmenlerin karşısına Türkiye’de yüzyıla yakın bir zamandır çok temel bir sorun çıkıyor. Batı dillerinden yaptıkları bazı çevirilerde, İstanbul’dan söz açıldığında, bu şehrin Konstantinopolis olarak anıldığını ve 1453 tarihinin “Konstantinopolis’in Düşmesi” (sözgelimi “The Fall of Constantinople”) olarak geçtiğini gördüler genellikle. Ve genellikle Konstantinopolis’i İstanbul olarak, Konstantinopolis’in Düşmesi’ni de İstanbul’un Fethi olarak çevirdiler. Bunu yapabildiler, çünkü çeviriyle kaynak metin arasında belli bir mesafe, okurun dünyasıyla kaynak metnin dünyası arasında bir boşluk vardı. Şimdi, bu boşluk yok, kaynak metin bir hipermetinler ağı halini aldı. Çevirmenler karar vermekte daha büyük güçlük çekiyorlar: Konstantinopolis’in Fethi, İstanbul’un Düşüşü çevirileri de aynı ölçüde olanaklı görünüyor. Dini turizm için bir cami aynı zamanda kiliseyse, İstanbul da aynı zamanda Konstantinopolis’tir. Ama Londra’nın aynı zamanda Fethiye olduğu bir dünya yok, bizim içinde yaşadığımız dünyaysa biraz çevirisi zor bir dünya.

Dolayısıyla, Papa’nın ziyaretinin artık bu ikircikli, gidip gelen çeviriler dünyasına bir berraklık kazandırmasını dileyebiliriz. Ziyaret edilen yer neresi, gelinen şehir hangi şehir, konuşulan dil hangi dil. Papa’nın ziyareti aslında bu açılardan berrak belki de: Türkiye’ye, İstanbul’a geliyor, Latince, Türkçe, Fransızca, Almanca, Süryanice, Arapça ve İspanyolca konuşmayı tasarlıyor – bir diller ve dinler arası diyalog. Sonuçta turist gittiği yerde istediği dilde, anlaşabildiği ölçüde konuşur ve oraya istediği adı verir. Berraklık belki de ziyaret edilen yerde yok: turizm için adını değiştirmeye hazır ve çevirirken kararsız kalan bir yerde – cami mi kilise mi, fetih mi düşüş mü? Yoksa her ikisi de değil mi? Belki Papa’nın ziyareti bu çeviri kararlarına bir adım daha yaklaştırır bizi.

Kaynakça:
Özürle ilgili bir çeviri tartışması için: http://www.proz.com/topic/55474
Papa Konstantinopolis’e geliyor: http://www.archons.patriarchate.org/news/detail.asp?id=145
Papa İstanbul’a geliyor: http://patriarchate.org/news/articles.php?id=8
Papa diyalog için geliyor: http://www.vatican.va/news_services/liturgy/2006/documents/ns_lit_doc_20061128_present-turchia_en.html
Kültür Bakanlığı’nın Kocamustafa Paşa Camisi ya da Krisei Church tanıtımı: http://www.kultur.gov.tr/EN/BelgeGoster.aspx?17A16AE30572D313A79D6F5E6C1B43FF2A3F2E1B8CE803BB

Daha fazla Güncel
“Çocuklarınızı Koruyamıyorsunuz”

Ömrü boyunca ülkenin dört bir yanında çalışmış Annem şahsında bütün öğretmenlerin ellerinden öperek. Bir süredir hayretle bakıyorum çoğalan asparagas çevirilere....

Kapat