Kitap Değil, Yazarı Serbest Kalsın, Kitabı Libya’da Yayımlasın

Posted by on Mart 27, 2011 in Güncel, Yorum

Bir cemaat kitabı daha okumak istemiyorum. Yıllardır sayısız cemaat kitabı yayımlanıyor, bir sürü insan çıkıp cemaatlerin kötülüklerini anlatıyor, başka bir sürü insan da çıkıp iyiliklerini anlatıyor. Cemaatlerin kitapları başka dillere çevriliyor, başka dillerden cemaat incelemeleri çevriliyor. Halkın cemaatlere bağımlılığında en ufak bir değişiklik yok: yoksulların aşiret ve cemaatlere kul olmasında, zenginlerin aşiret ve cemaatlerle dost olmasında en ufak bir değişiklik yok.

Yıllardır sayısız insan, hatta cemaatlere karşı yazan insanlar siliniyor hayattan, fakat bu insanlarla ilgili her tür bilgiyi hiç kontrol etmeden yazan ve yayan medya ilk kez şaşırmış görünüyor:

“Polisin girdiği küçük odanın kapısında kalabalık bir gazeteci grubu toplanmış içeriyi gözlüyordu. Tedirgin edici bir sessizlik vardı. Evlerden, üniversite binalarından sonra sıra gazete merkezlerine gelmişti. .. Bir gazeteci olarak daha önce hiç yaşamadığım bir durumdu.” (Hürriyet)

Ben de şaşkınım bu şaşkınlık karşısında. Demek ki her gün yaydıkları bilgilerin bir gün bizzat elden teslim edileceğini düşünmüyorlarmış.

Benim cemaatler hakkında merak ettiğim bir şey yok – medyanın her köşesinde, günlük hayatın her anında, sokakta kafa tokuşturan gençlerden akademik toplantılara dek her yerde izlerini görüyorum onların. Politik cemaatlerin de din cemaatlerinin de, bugün hakim tür olan ikisinin birleşmiş halinin de.

Vakit Bulamadık

Ve diğer yandan, yazarın daha önceki kitabının yayıncısı da kitabın tamamını okumadığını söylüyor:

“Gazetecilerin, ”Kitabın basımıyla ilgili bir hazırlığınız var mıydı?” şeklindeki soruları üzerine de Ahmet Öz, herhangi bir hazırlıkları olmadığını, buraya henüz iki gün önce taşındıklarını ve halen taşınma işleriyle uğraştıklarını söyledi. Ahmet Şık’ın eşiyle telefonda görüştüğünü bildiren Ahmet Öz, şöyle konuştu:

”Galiba telefonları dinlediler. Kitabın ilk 20 sayfasını bile okumadım. Baskıyla ilgili bir hazırlığımız yoktu. İçeriden sadece kitabı aldılar. Aramanın uzun sürmesi, teknik sorunlardan kaynaklandı. Savcı Zekeriya Öz’ün kitapla ilgili bir kanısı var, ona istinaden gelmişler.  Ahmet Şık tutuklanmadan önce kitabın yayımlanmasına vaktimiz olmadı, o da başka yayınevleriyle görüşüyordu.” (Haber 7)

Yazarın birlikte kitap yazdığı yazar arkadaşı da kitabı okumadığını anlatıyor:

18 Aralık-3 Mart 2011 arasında okumadım,

3 Mart-23 Mart 2011 arasında da okumadım

“Mavioğlu, “Kitabı okudunuz mu?” sorusuna, “Tamamını okumadım. Benim bitmemiş kitapları okumak gibi adetim yok. Ama inceledim. Fethullah Gülen cemaatinin uzun yıllardaki serüveni anlatılıyor. Cemaatin emniyet içindeki örgütlenmelerine dair bir takım belge ve bilgiler var” diye cevap verdi.” (Vatan)

“Laptopumda Ahmet Şık’ın 18 Aralık 2010’da gönderdiği bir taslak mevcut. 3 polis memuru bu taslağın kendileri tarafından kopyasının delil olarak alınacağını ve bu dosyanın bilgisayardan silineceği belirtti. Bu çerçevede uzun süren bir işlem gerçekleştirildi. Öncelikle Ahmet Şık’la ile ilgili bu talihsiz durum 3 Mart günü itibariyle başladı ve devam ediyor. Bitmemiş olan bir kitabıyla ilgili. Ahmet’in karşı olduğu Ergenekon, derin devlet ve kontgerilla faaliyet yürütenlerle aynı safta gösterildi. Biz bunun defalarca büyük bir yanlış olarak değerlendirildik. İthaki Yayınevi basıldı. Anladık ki bu kitabı asla bastırmamak gibi bir çaba var. Bununla da sınırlı değil bütün kopyaları toplatmak. Bu kitabı tümden tarihten silmek gibi amaca işaret ediyor.” (Vatan)

Gazetecinin tutuklanması kararını veren savcı da okumamıştı zaten:

11 Mart 2011’den önce okumadım

“Ben, Ahmet Şık’ı, Oda TV baskınında ele geçen notlar yüzünden sorguladım ve tutuklama talebinde bulundum. Operasyondan önce kitaplarını okumamıştım. Ahmet Şık’ın kim olduğunu bilmiyordum.” (t24)

Demek ki kimse okumayı gerekli görmüyor – ben de okumak istemiyorum. Dini ya da politik cemaat kitapları okumak istemiyorum.

Mart 2011’in en korkunç olayı: 24 Mart 2011 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi, Libya İşgali’ne katkıda bulunmayı kabul etti. 

Kaldı ki cemaat, aşiret, polis devletinde sadece biz yaşamıyoruz. Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar, Ruslar ve Kongolular da yaşıyorlar. İnsan Mars’a yerleşmiş olsa, Marslıların da bir polis devleti olacaktı. Ve Türkiye yeni yaşamıyor bu yönetim biçimini: Abdülhamit dönemi için de kullanıyorlardı bu tanımı, Demokrat Parti dönemi için de.

Medya (gazetecilerden sanatçılara dek bütün medya) bunu yeni fark ettiyse ve bu gerçeği fark etmesini, 24 Mart 2011 gününün asıl korkunç olayından daha önemli sayıyorsa, bir sorun var demektir.

24 Mart 2011 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi, apar topar bir oylamayla Libya İşgali’ne katkıda bulunmayı kabul etti.

Okunacak olan tek şey budur bugün, çünkü bundan sonra tarih kitabında, bu karar ve bunun telafisi imkansız olan utancı yer alacak. Keşke bu kitabı silmek mümkün olsaydı.

Önce Odatv, sonra İthaki

Diğer yandan, İthaki Yayınevi’nin bilgisayarlarına yapılan müdahaleyi ayrı bir şekilde değerlendirmek gerekiyor: eğer ertesi gün, bir gazetecinin dizüstü bilgisayarındaki dosyayı, Radikal gazetesinde olduğu sırada silmeselerdi, yayınevine yapılan müdahale basında nasıl yer alacaktı düşünmek gerekiyor. Küçük bir haber olarak geçiştirilebilir miydi? Farklı bir yaklaşımla ele alınabilir miydi? Odatv baskınının basında nasıl yer aldığı ortada. Oysa Şık’ın tutuklanmasına yol açan şeylerden biri, kitap çalışmasının Odatv’de bulunması. Bu tuhaf tesadüf, yani gazetecinin o anda Radikal’de olması farklı bir yaklaşım için bir şans mı oldu?

Farklı yaklaşanlar oldu: Zaman gazetesi haberinde yayınevinin (Sartre, Dickens, Heidegger, Lovecraft, Conan vb. klasikleri yayımlamış olmasını bir yana bırakarak) diğer yayınlarına gönderme yaptı . İthaki Yayınevi’nin ilknokta.com adresli kitap satış sitesiyle 2006 yılından beri “stratejik ortaklık” içinde çalışan ve basın için birlikte çok satan kitaplar listesi hazırlıyan Haber7.com internet haber sitesi bu yayıncılık baskınını kınamadı. Tersine, 27 Mart 2011 günü kitabın Ergenekon bağlantılı olduğunu öne süren gazete haberini manşete taşıdı.

Şu kesin, İthaki Yayınevi’ne yapılan müdahaleyi onun tam eşdeğeri olan Odatv’ye yapılan müdahale gibi kınamak gerekiyor: bir yayıncının yayın araçlarına önceden uyarı, suç bildirisi vb. uygulamalar yapılmadan müdahale etmenin akıl alır bir yanı yok.

Dijital Baskın

Fakat bu ilk kez yapılmıyor Türkiye’de. Suç unsuru içerdiğine dair duyumlar alınan bütün yayınların, gazete ve kitapların daha matbaalardayken, piyasaya çıkıp yayımlanmış hale gelmemişken toplatılması çok eskiden beri yaşanan bir uygulama. Bu kez sadece dijital versiyonunu görüyoruz: bir yayın aracı, bir matbaa olan bilgisayardaki kopyasını da topluyorlar.

O yüzden yayıncıların sözkonusu cemaat kitabını ortak yayınlamak kararında ve sosyal medyadaki “kitap bende de var” kampanyasında bir yanlış var. Yanlışı olağanlaştırıyorlar. Burada sözkonusu olan şey, kitabını sözgelimi Amerika’da yayımlatmayı başarmış olan ve serbestçe gezen Henry Miller’ın kitabının çevirisi değil: KİTABINI YAYIMLATMAYI BAŞARAMAMIŞ VE TUTUKLANMIŞ OLAN AHMET ŞIK’ın kitap çalışması sözkonusu. Burada öncelikli olarak kurtarılacak olan şey kitap değil, Ahmet Şık’tır. Çünkü ortada işlenmiş bir suç, yayımlanmış bir kitap yoktur; ne birilerinin emriyle, ne de birileri için kitap yazmak suçtur. Altına imzasını koyduğu sürece, yazar yazdığı değil, yayımlatarak yaydığı kitaptan sorumludur. Kısacası, yanlış olan şey Şık’ın (ve elbette sözkonusu davada adı geçen birçok kişinin) yaymamış olduğu kitaptan, işlememiş olduğu suçtan dolayı tutuklanmış olmasıdır. Bu yanlışın üzerine gitmemek, onu olağanlaştırmaya yol açar.

Radikal gazetesindeki olay yaşanmasaydı, 3 Mart’tan beri kitabı yayımlama girişiminde bulunmamış olan yayıncılar, yine de ortak yayın yapma kararı alır mıydı?

Bu arada biz bir daha düşünelim: polis bu kez, ilk kez, aradığı kişiye telefon açarak nerede olduğunu sormasaydı, Radikal gazetesine giderek bilgisayarda silme işlemini yapmamış olsaydı, İthaki Yayınevi’nde yaşananlar ayrıntı bir haber olarak kalıp unutulmaz mıydı? Şık’ın tutuklandığı 3 Mart’tan beri kitabı yayımlama girişiminde bulunmamış olan yayıncılar, yine de ortak yayın yapma kararı alır mıydı? Kimse kitap bende de var der miydi? Tuhaf şey hayat, bazen karanlık ışığı gösteriyor – fakat bütün bu olanların Tuncay Özkan’ı, İpek grubuna satılan Kanaltürk’ü ve bizkackisiyiz.com girişimini hatırlatmasında trajik bir yan var. Birinin diğerinden daha fazla gazeteci olması mümkün mü? Bütün mücadeleler ekonomik ve sınıfsal bir zemine dayanır, sorun buradaki mücadelenin zeminini bir türlü göremeyişimiz. Yanıt hâlâ verilmedi: Ergenekon’un demirini hangi madencilik şirketi çıkartıyor?

Sonuç

Benim önerim şu: Kitaptan önce yazarı serbest kalsın, kitabını yayıma hazırlasın, ceza olarak kitabı cemaat yayımlasın ve okusun, gerekli görüyorsa eleştirilerini yapsın. Ayrıca kitap TEDA yani Türk Edebiyatını Dışa Açma projesinin desteğiyle İngilizce ve Arapça’ya, cemaat okullarının uzandığı diğer ülkelerin dillerine çevrilsin ve öncelikle de Libya’da yayımlansın. Ecevit hayatta olsaydı, sanırım böyle bir yaklaşım benimserdi. İronik mi – hayır, değil, çünkü cemaati vaktiyle ilgiyle karşılayan Ecevit’in doktorunun, Haberal’ın Ecevit’in ölümüne yol açmakla suçluyorlar, bir üniversite kurmuş olan doktoru tutuklu tutuyorlar ve medya bunu ciddiye almış değil. Tıp ve tabip örgütleri de onun bir ameliyatını ortak olarak yapmayı da önermiyorlar. Tuhaf bir ülke vesselam. Yayıncıların kitabı ortak yayımlama niyetini Türk Tabipler Birliği Konferans Salonu’nda açıklamış olmasından daha ironik ne olabilir ki?

(Not: Çevirmenler Birliği’nin İthaki merkezli basın açıklamasında, bu olayla doğrudan bağlantılı Odatv baskınının ve burada çalışan, aynı zamanda çevirmen olan Mümtaz İdil ve Doğan Yurdakul’un da tutuklanma süreci yaşamış olduklarının hatırlatılması ve bunun da eleştirilmesi gerekiyordu. Kanımca olumlu olan açıklama, bu açıdan eksik bir açıklama olmuş. Bir internet sitesi editörü olarak, Odatv baskınının internet yayıncılığı açısından eleştirilmemesini üzüntüyle karşılıyorum.)

Daha fazla Güncel, Yorum
Çevbir’den Basın Açıklaması: Yayınlanmamış Kitap

Çevirmenler Birliği bir açıklama yayınladı.

Kapat