Londra’da Türkiye: Şık olacak mı?

Posted by on Nisan 7, 2011 in Yorum

Londra Kitap Fuarı’nın bu yılki konuk ülkesi Rusya. Oldukça zengin bir programları var. Toplantılardan birinde Gagarin’in uzayda yaptığı edebiyat sohbetinin filmleri gösterilecekmiş. (http://academia-rossica.org)

Bu arada yerli medyada Türkiye’nin Londra Kitap Fuarı’na katılacağına dair bir haber yayınlandı. Yetkililer fuarda Türkiye’yi kapsamlı bir şekilde temsil etme çabası içindeymiş:

“Türk kültür, sanat ve edebiyatını tanıtmak ve yayıncılık alanındaki işbirliği olanaklarını geliştirmek amacıyla katılacağımız fuarda, Türk yayınevlerinin 2009-2011 yılları yayınlarından oluşan seçkin bir koleksiyon ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın prestij yayınları ve TEDA kapsamında yayınlanmış 1500 civarında eser sergilenecek. Fuar bitiminde söz konusu yayınlar Her Ülkede Bir Türkiye Kitaplığı Projesi kapsamında başta Ulusal Kütüphane, araştırma merkezi ve üniversite kütüphanelerine bağışlanacak.  Ayrıca, İngilizce hazırlanmış güncel yazar ve yayıncı katalogları ile kültür, sanat ve edebiyatımızın tanıtımına yönelik hazırlanmış 20’yi aşkın çeşit cep kitapları ve tanıtım broşürlerinden oluşan 10.000 civarında tanıtım materyali fuarda ziyaretçilere dağıtılacak.

Londra Kitap Fuarı, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2005 yılından bu yana yürütülen TEDA projesinin tanıtımına büyük katkı sağlayacaktır. Türk edebiyatı eserlerinin yabancı dillere çevrilmesi ve yayımlanmasına karşılıksız maddi destek sağlayan proje kapsamında bugüne kadar 811 esere destek sağlanmış ve bu eserlerden 560 tanesi 50 dilde yayımlanarak 50’nin üzerinde ülkede okuyucuyla buluşmuştur.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Ulusal Organizasyon Komitesinin belirlediği 7 telif ajansı fuara katılacaktır. Telif ajansları bir yandan Türk yazar, yayıncı ve çevirmenler için yeni bağlantılar kuracak bir yandan da edebi ve kültürel dışa açılımın önemli bir ayağını oluşturan TEDA projesini tanıtacaklardır.

Dünya yayıncılık piyasasında etkili olabilmek için Londra Kitap Fuarı’na önümüzdeki yıllarda da yoğun sektörel katılım planlanmaktadır. Bu amaçla Bakanlık yetkilileri, Türkiye Ulusal Organizasyon Komitesi koordinatörü ve Yayıncılık Moderatörü, Özel Yayınevi temsilcileri, İTO  ve  İBB Kültür A.Ş. yetkililerinden oluşan bir heyetle fuara katılacak ve fuar idaresi ve İngiliz yayıncılık dünyası temsilcileri ile görüşmeler yapacaklardır.” (kaynak: Haber7)

Fakat bilindiği gibi bütün bu çaba, son aylarda yoğunlaşan ve birkaç yıldır devam eden gazeteci tutuklamaları, ve son olarak, Ahmet Şık’ın kitap taslağına yayınevinde, matbaada, eş ve dostlardaki kopyalarıyla birlikte el konmasıyla hiç şık olmayan bir manzaraya kavuştu.

Dünya yayıncılık piyasasında etkili olmak isteyen Türkiye, ülke içinde özgür yayıncılık yapamıyor. Gülen Türkiye bu açıdan gülmüyor. PEN Türkiye adına Londra Kitap Fuarı yetkilileriyle görüşen Tarık Günersel de – daha “imamın ordusu” tartışmaları başlamamışken – bu durumu dile getirmiş:

“Geçen hafta British Council Sanat Projeleri Koordinatörü Funda Küçükyılmaz arayıp Londra Kitap Fuarı bağlamında bir heyet ile görüşmeye davet etti. 11 Mart 13.00-14.00. Heyet açısından, birkaç günlük bir topTürkiye lantı maratonunun son adımı. Kartvizitler sunulup alındı: David Coding (British Council Sanat Bölümü Direktörü), British Council’in Londra merkezi Edebiyat Departmanı Müdürü (ve İngiliz PEN’in önceki başkanlarından) Susanna Nicklin, Londra Kitap Fuarı Uluslararası Temel Muhasebeler Yöneticisi Amy Webster ve Londra Kitap Fuarı Grup Sergisi Müdürü Alistair Burtenshaw. “İşte kartlar masada, açık,” diye gülümsedik.

Türkiye’deki yazarların durumu hakkında bilgi ve görüş rica ettiler. Durumu gördüğüm şekliyle özetledim: “Her an herkes uydurma bir gerekçeyle gözaltına alınabilir ve aylarca mahkemeye çıkarılmadan hatta ne için suçlandığını bilemeden hapiste kalabilir. ABD’nin ‘Ilımlı İslam’ projesi ile varılan yer ‘Ilımlı Faşizm’. Türkiye kendisiyle tanışıyor; kendisindeki çeşitlilik ile. Bu çeşitlilikte birlikte yaşamak ya din ağırlıklı ya da laik ve çağdaş bir yurttaşlık bilincinin gelişmesi ile mümkün.”

Türkiye PEN Kulübü’ne yalnız Türkçe değil, Kürtçe, Ermenice, Gürcüce, İngilizce ve başka dillerde yazan kişilerin de üye olabildiğini belirttim. Diyarbakır merkezli bir Kürt PEN Kulübü kurulmasını desteklediğimizi vurguladım. Üç milyon ailenin Kürt-Türk evliliğiyle oluştuğunu belirttim. Faşizan eğilimlere hem Türkler hem de Kürtler arasında rastlandığını söyledim. PKK’nın farklı düşünen Kürt aydın ve yazarlara tepkilerine değindim.

AB konusunda sekiz yıl önce %80’lerde olan desteğin %30’un altına düştüğünü ve bunda bazı Avrupalı liderlerin aşağılayıcı ve dışlayıcı tavrının rol oynadığını belirttim. ABD’nin 1950’den beri Türkiye’de din etkisinin artmasını teşvik ettiğini ve 12 Eylül darbesine desteğini vurguladım; “İslam’ın beş şartı” denen şeyin aslında Sünnî İslam’ın yaklaşımı olduğunu, Alevîlik gibi çok farklı anlayışların da olduğunu söyledim. Bizim için sıradan olan bu bilgiler onların ilgisini çekti.

Türkiye’nin laik bir demokratikleşme sürecinde olabilmesi için Batı’daki laik ve demokrat çevrelerle olumlu ilişkilerin –bu bağlamda edebiyat ve kültür ilişkilerinin- gelişmesini hayatî bulduğumu söyledim. Bu gerekçe ile, Londra Kitap Fuarı’nda Türkiye’nin Onur Konuğu kılınması eğilimini destekledim.

“Sizce bu konuklukta ana fikir ne olmalı?” sorusuna “Çeşitlilik / Diversity” diye cevap verdim. “Görüş ve dil alanlarındaki çeşitliliğe saygılı bir sergileme konusunda Frankfurt Kitap Fuarı ile deneyim kazanıldı. Daha olumlu bir süreç mümkün.” Bu bağlamda, Ümit Yaşar Gözüm ile güç birliğimize değindim. Onlar da Ümit Yaşar Bey’den saygı ve heyecanla söz etti. Sayın Gözüm’ü arayıp kulağını çınlattığımızı belirttim. Bir dahaki gelişlerinde PEN ofisimizde kahvemizi içecekler, Moda çay bahçesinde kadim İstanbul’a karşı da çay –mümkünse gurup vakti.” (kaynak: PEN)

Önümüzdeki yıllarda Londra Kitap Fuarı’nın konuğu Türkiye olacak mı? Olabilir. Ama anlaşılan TEDA’nın Gülen Çevirilere herhalde Ahmet Şık’ın gülmeyen çevirilerini de eklemesi gerekecek (bkz. Çeviribilim: 2006 ve 2007). Demokratik yönetimler için akıldışı bir şekilde 2023’ü, yani on küsur yıl sonrasını hedeflemeye başlamış olan yönetim imaj tazelemek için çaba harcamak zorunda kalacak belki de. Bir sistem, unsurları arasında eşgüdüm yoksa, birinin yaptığını diğeri bozuyorsa, zamanla işlevini yerine getiremez hale gelir.

Londra özel bir mekan:

“Londra Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nin açılışı, 09 Kasım 2010 tarihinde Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün teşrifleriyle gerçekleşti.” (Yunus Emre Enstitüsü)

“Cumhurbaşkanı Gül, ilk kez bir Türk devlet adamına verilen Chatham House Yılın Devlet Adamı ödülünü Kraliçe 2. Elizabeth’in elinden aldı. İngiltere’de bulunduğu süre zarfında Chatham House ve Oxford İslam Merkezi’nde birer konferans veren Cumhurbaşkanı Gül ayrıca, aralarında BBC, Bloomberg, Financial Times ve The Economist’in de bulunduğu birçok medya kuruluşuna da mülakatlar verdi. Yunus Emre Kültür Merkezi ile Mimar Sinan sergisinin açılışını da yapan Cumhurbaşkanı Gül, ziyaretinin ilk günündeyse Londra ve civarında yaşayan Türklerle de bir araya geldi.” (TCBB)

“Ortadoğu’da ‘değişim ihtiyacı’nı en doğru okuyan ülke Türkiye oldu. Türkiye ihtiyacı okumakla kalmadı, bu ihtiyaca cevap olabilecek ekonomik, toplumsal ve siyasi politikaları da üretmeye başladı. .. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, özel Türk yardım kuruluşları ve okulları Fas’tan Pakistan’ın derinliklerine kadar toplumu harekete geçirdi, normalleşmenin zemininin oluşumuna katkıda bulundu.” (Sedat Laçiner, Star)

Ve “normalleşmenin zemininin oluşumuna katkıda bulunan” bu ülke matbaa, yayınevi, gazete, ev baskınlarıyla anılıyor şimdi. Hiç Şık değil. Hiç Şık değil. Saçma bir soru ama: İmamın orduları varsa, aydınları da olmalı – kitapta bunlar anlatılmıyor. Tuhaf, değil mi, “imam” sadece kolluk kuvvetlerine girmiş gibi görünüyor – plazalara, yayınevlerine, üniversitelere, günlük hayata hiç girmemiş sağolsun. Çevirmenleri de yok değil mi? Peki nasıl o kadar dilde yayın yapıyor? Herhalde bunu da gülen çeşitliliğin bir gizemi saymalı. Bakalım Londra’da bu çeşitlilik nasıl yaşanacak.

*

(Not: Daha önce, yayınlanan rapordaki intihal ya da kaynak belirtilmeden yapılmış alıntı olasılıkları diye belirttiğim metin parçaları, Ahmet Şık’ın taslak kitabı olarak yayınlanan pdf’lerde de yer alıyor. Yayıncısının bu hazırlık aşamasında olduğu besbelli olan metni yayıma hazırlarken, birkaç yere daha kaynak dipnotu koyması gerekecek. Ama bunun için öncelikle yazarın serbest kalması gerekiyor, diğer yazarların da serbest kalması gerekiyor. Ve Ahmet Şık’la ilgili ayrıntılar ortaya çıktıkça netleşen manzara şu: onu, kolluk kuvvetlerinden önce medya tutuklamış, emek hakkını savunduğu ve patronuna “Bize layık gördüğünüz maaşla yaşayamıyoruz!” dediği, sağlıklı yemek, kreş, servis istediği için işten ve medyadan sürgün etmiş. Ordu bir tane değil, binbir tane.)

Daha fazla Yorum
Kitap Değil, Yazarı Serbest Kalsın, Kitabı Libya’da Yayımlasın

Keşke 24 Mart 2011 günü yazılan kitabı silmek mümkün olsaydı.

Kapat