Aziz Nesin niye intihal yaptı?

Posted by on Ağustos 13, 2011 in Güncel

Elif Şafak’ın İskender adlı son kitabı çerçevesinde medya, intihal konusundaki hassaslığını sergiledi.

Kronolojik olarak bakalım.

3 Ağustos: Fikir Mahsulleri Ofisi’nin sayfasında “[Elif] Şafak bu kitabında çok tanınmış bir başka romandan esinlenmiş gibi geliyor bana. Hatta belki de intihal tartışmalarına yol açacak kadar esinlenmiş olabilir” yazıldı.

4 Ağustos: Vatan gazetesinde Burak Kara’nın “‘İskender’de intihal yapılmış iddiası!” başlıklı yazısı yayınlandı. Kara, İnci Gibi Dişler çevirmeni Mefkure Bayatlı’yla söyleşi yapıyor, Bayatlı şöyle diyordu: “Bu kadarı tesadüf olamaz. Şafak, Zadie’nin kitabını şablon olarak örnek almış, aileyi Türk yaparak bir kitap yazmış. Konuyu basitleştirmiş. Özellikle pencere hikayesindeki benzerliği aklım almıyor. On tane öyle paralel hikaye yazılabilirdi ama pencere hikayesi paralel bile olmamış. Buna intihal denir. Uyarlarlama gibi bir şey olmuş. Esinlenmeyi aşmış. Hiç şaşırmadım. Dünya edebiyatını bir tek onlar takip ediyor, kimse bilmiyor diye düşünüyorlar. Ama Türkiye’de edebiyattaki başka kitaplardan etkilenmeleri, yapılan intihalleri araştıran ve bilen insanlar var. Örneğin Virginia Woolf’un Orlandosu ile Aziz Nesin’in Betüş’ünün ana fikri aynıdır.”

5 Ağustos: Vatan gazetesinde Burak Kara’nın “‘Telif ajansları Elif Şafak ve Zadie’yi inceleyecek’” başlıklı haberi yayınlandı: alt manşet “edebiyat dünyası şokta”

7 Ağustos: Elif Şafak, Habertürk gazetesindeki köşesinde “Türkiye’de yazar olmak…” başlıklı bir yazı yazdı.

7 Ağustos: Vatan gazetesinde “İntihal yok kıskançlık var” başlıklı imzasız haber yayınlandı: “Şafak, “Türkiye’de yazar olmak…” başlıklı köşesinde kendisine çamur atıldığını belirterek şunları yazdı” diye alıntı yaptı haber.

8 Ağustos: Fikir Mahsulleri Ofisi’nin sayfasında yayınlanan yeni yazıda şöyle dendi: “hepimiz, akademide, sivil toplumda ve medyada az çok kalem oynatmış kişiler olarak birinin intihal yaptığına o kadar da kolay karar verilemeyeceğini biliriz. Bu işin uzmanları, hakemleri vardır. Onlar gerekli incelemeleri yapar ve kararı verirler.”

8 Ağustos: Hürriyet’te Onur Baştürk “Yordun beni İskender!” başlıklı yazısında çevirmen Bayatlı’yı eleştirdi: “Alıp Smith’in kitabını da okumak lazım, ona göre karar vermeli. Ama Smith’in kitabını yazan [çeviren] çevirmenin filan ortaya atılıp polemiğe katılması “yahu sen bir dur” dedirten türden.”

9 Ağustos: Akşam gazetesinde Oray Eğin, “Elif Şafak ne kadar intihalci” başlıklı yazısında yayıncıyı da kınadı: “Böyle yayıncı düşman başına, Türkiye’deki Doğan Kitap’ın şuursuz bir editörü ağzından ‘Ne Zadie Smith’i, bu konuları işleyen başka bir sürü yazar var, bakın kimler’ diyerek ve isimleri vererek niyeti açık etti zaten!”

vb. vb.

Şimdi somut duruma bakalım.

Zadie Smith’in White Teeth adlı romanında karşılaştırma için kullanılan sözkonusu bölüm şöyle:

“The Bowden living room sat just below street level, and had bars on its window, so all views were partial. Generally, she would see feet, wheels, car exhausts, swinging umbrellas. Such slight glimpses were often telling; a lively imagination could squeeze much pathos out of a frayed lace, a darned sock, a low-swinging bag that had seen better days.”

Bu kısmın Bayatlı tarafından çevirisi şöyle:

“Bowden’ın oturma odası yolun altında kalıyordu ve pencerelerinde parmaklıklar vardı, bu yüzden bütün görüntüler kısmiydi. Clara genelde ayaklar, tekerlekler, egzoz boruları ve sallanan şemsiyeler görürdü. Böyle anlık görüntüler çok şey anlatırdı: Canlı bir hayal gücü, yıpranmış bir dantelden, yamalı bir çoraptan, yere yakın sallanan ve daha iyi günler görmüş bir çantadan bir sürü duygulu öykü çıkarabilirdi.” (İnci Gibi Dişler, s. 30, Everest Yayınları)

Elif Şafak’ın kitabında buradan esinlendiği öne sürülen bölüm de şöyle:

“Oturma odasındaki halının üstünde bağdaş kurup oturur, tavana yakın küçük pencerelere bakardı ağzı açık. Dışarıda sağa sola akıp duran çılgın bir bacak trafiği olurdu. İşe giden, alışverişten dönen ya da yürüyüş yapan yayalar. (…)
“Gelip geçenlerin ayaklarına bakıp onların hayatlarını tahmin etmeye çalışmak en sevdikleri oyunlardandı – üç kişiyle oynanan bir oyun: Esma, İskender ve Pembe. Mesela topuklarını takırdatarak, çevik ve acele adımlarla yürüyen, bilekten düzgünce bağlanmış parlak bir çift stiletto gördüler diyelim. ‘Galiba nişanlısıyla buluşmaya gidiyor’ derdi Pembe, bir hikaye uyduruverirdi. İskender de iyiydi bu oyunda. Yıpranmış, kirli bir çift mokasen görür, başlardı ayakkabıların sahibinin nasıl aylardır işsiz olduğunu, şimdi de köşedeki bankayı soymaya gittiğini anlatmaya.” (İskender, s. 135, Doğan Kitap)

Başka bir örnek gösterilmedi şimdilik.

Bence bu örnekte ağırlık noktası “stiletto” sözcüğünde. Bu sözcüğün Şafak’ın orjinalindeki halini bilmiyoruz daha: çevirmen sözcüğü olduğu gibi bıraktı mı, yoksa çevirdi mi? Çevirmenin çevirisine Şafak müdahale etti mi? Zadie Smith’in kitabında bir tek yerde geçiyor bu sözcük:

“Neena fixed heels back on to stilettos.”

Bayatlı bu cümleyi şöyle çevirmiş:

“Neena ayakkabılara yeni topuk takıyordu.” (66)

Murathan Mungan’ın bir roman isminde “Yüksek Topuklar” diye karşıladığı “stiletto” burada büyük, bodrumun bulunduğu semtin karakterini ifade eden bir sözcük olarak duruyor. Şafak bu sözcüğü Bayatlı’dan alamayacağına göre, sadece bir kere kullanan Smith’ten mi aldı? Bambaşka bir bağlamda kullanılan sözcüğü, intihal mi etti, yoksa uyarladı mı?

Totolojik bir tartışma ve kanımca bu tartışmada çarpıcı olan şey, Bayatlı’nın Elif Şafak için “intihal olabilir” önermesini kullanması değil, bu önermenin kapsamını genişleterek, Aziz Nesin’i de örnek göstermesi – uyarlama ya da çakışmalarla intihaller arasındaki ayrımı silikleştirmesi. Shakespeare Leyla ile Mecnun’u çaldı mı, uyarladı mı, hikayeler çakıştı mı? Aziz Nesin Orlando’yu okudu ve uyarladı mı? Çevirisini mi okudu, aslını mı?

O yüzden bu zayıf önermeyi bir yana bırakıp belki de asıl şu iki soruyu sormak lazım:

Neden Elif Şafak çevirmeninin emeğini sahiplenmeye çabalıyor – çevirmene Türkçesinde gerekli özgürlüğü vermiyor ve çevirmen ismi olarak şu anlaşılması güç ibareyi koyduruyor kitaba: “Omca A. Korugan (Yazarla birlikte)”? Çevirmenine bağımsızlığını vermeyecekse, neden bir tercüme bürosuna çevirtmiyor kitabını?

Ve neden medya Elif Şafak’a karşı güçlü, fakat gerçek, daha yaygın ve can yakıcı intihaller karşısında çekingen? Neden Kanat Akkaya gittiği “İslami yayın gettosunda” açık seçik bir şekilde intihal çeviri klasikler gördüğünü söylemiyor da, dolambaçlı bir dili tercih ediyor:

“Edebiyat klasiklerinin pek itimat telkin etmeyen, “kötü özet, özensiz çeviri” örneklerini de diğer gettodan sızıntı yapanlar arasında sayabilirim.”

“Telif ajansları İskender’i inceleyecekmiş” medyaya göre, peki bu itimat telkin etmeyen kitapları kim inceliyor? Gettoda yağma serbest mi?

Daha fazla Güncel
250 artı 4 Asker, yazar ve gazeteciler..

Medya yeni bir düzen yaratırken her meslekten istifalara, kaçışlara neden olmaya devam ediyor.

Kapat