Çevirirken Onun Sözlüğünü Kullanacaklara…

Posted by on Eylül 12, 2011 in Güncel

Doğan Yurdakul çevirmen, araştırmacı, yazar, leksikograf ve … Ergenekon tutuklularından biri.

Bize Cumhuriyet gazetesinin ve gazetenin Strateji adlı ekinin “Ergenekon Terör Örgütü” tarafından yayınlandığını iddia eden bir iddianame ile, OdaTV iddianamesiyle suçlanıyor. İddianamede (bkz. tüm metin) aynen şöyle yazıyor:

“Bugüne kadar örgütün medya yapılanmasına yönelik yapılan çalışmalarda, örgütün Ulusal Kanal, Avrasya Tv, Aydınlık Dergisi, Cumhuriyet Gazetesi, Strateji Dergisi, Kanal B, Vatanseverinfo ve Acikistihbarat isimli web siteleri gibi medya organlarının bir kısmını kurdurduğu bir kısmını da kontrol altına alarak yönlendirdiği anlaşılmış, daha önceki iddianamelerde bu medya organları aracılığıyla yürütülen faaliyetler ayrıntılı olarak anlatılmıştır.”

Cumhuriyet adlı gazete, yani ismini Atatürk’ün koyduğu gazete bile “Ergenekon Terör Örgütü” tarafından yayınlanıyormuş ya da kontrol ediliyormuş bu iddianameye göre. Vay vay, acaba ne zamandan beri? Bale gösterileri yayınlayan Kanal B de öyleymiş. Güzel.

Her neyse, Yurdakul’un çalışmalarının bu şekilde engellenmesi bir yana (Fransızca-Türkçe sözlüğünü tutukluyken tamamladı), kendisi de, karısı da ağır sağlık sorunları yaşıyor – artık konu üzücü olmanın ötesine geçmiş durumda. Avukatı Serkan Günel durumu her yönüyle anlatmış, yapacak bir şey yok, sadece bilginize:

“Bazı mesleklerin emekliliği yoktur. Yazarlık gibi… Bazılarının da emekli olmak gibi bir niyeti yoktur zaten. İşte Doğan Yurdakul öyle biridir, aklının erdiği ilk günden beri sürekli düşünen, düşündükleriyle insanları aydınlatmaya çalışan biri. Ve o bunu tüm mütevazılığıyla sanki insan olmanın doğası gibi kabul edip kendine meziyet saymayanlardan.

65 yaşını geçkin Doğan Yurdakul 7 aydır cezaevinde. Gerekçe; diğer gazeteciler gibi Ergenekon Terör Örgütü’ne üye olmak. Gazetecilere yönelik operasyon sanki sadece Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yönelik yapılmış veya sadece onlar masumiyet karinesinden yararlanmalı gibi bir algının kamuoyuna hakim olmasına aldırış etmiyor. Oysa bu iki genç yazarın meslek hayatı toplamından daha uzun süredir yazar Doğan Yurdakul. Ve onlarla aynı koğuşta kalıp, onlara ağabeylik yapıyor. Mahpusluğa da şerbetli kendisi, 70’li yıllarda sosyalist kimliği nedeniyle ve yine dönemin iktidarına ters düştüğünden 5 yıl tutuklu kalmış, 80 darbesi sonrası dönemin sıkıyönetim savcılığı tarafından ise hakkında 200 yıla kadar hapis isteminde bulunulmuş. Reis ve Bay Pipo gibi kitaplarıyla 90’lı yıllarda daha henüz ortada Ergenekon lafı dolaşmıyorken derin devleti, kontrgerillayı deşifre etmiş, hakkında kitaplar yazmaya cesaret etmiş biri. Yani ölümden de korkmuyor. En azından korku insanidir ama, aydın olma görevi ağır basıyor diyelim. Şu anda tutuklu bulunduğu iddianame ise Cuma günü kabul edildi. Hakkında 6 yıldan 16 yıla kadar ceza isteniyor. Buna benzer çok siyasi yargılama görmüş Yurdakul’un ilk değerlendirmesi; isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü şeklinde oldu. Devamında ise şöyle dedi bugün görüştüğüm Yurdakul:

“Yazı yazmaktan 34 yıl hapsimi istemişler. Olsun. Eskiden yazdığım bir yazıdan idamımı da istemişlerdi. O zamanlar 35 yaşındaydım. Aradan 30 yıl geçti, ben hala yazıyorum, idamımı isteyenlerin ise esamesi bile okunmuyor. 34 yıl dediğin ne ki, göz açıp kapayana kadar geçer. 99 yaşında çıkarım, yazmaya devam ederim. Bu cezayı isteyenleri ise anımsayan bile olmaz.”

Ama onun son 3 aydır değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek bir son isteği var. Kendisi içeri girmeden önce kanser teşhisi koyulan ve kendisinin tutukluluğuyla durumu her geçen gün daha da kötüye giden eşi Güngör Yurdakul’u son kez görmek, elini tutup gözlerinin içine bakmak.

Tutukluluğun ilk dört ayı her şey saklandı Doğan Yurdakul’dan kendisini biraz olsun iyi hissetsin diye aynı şekilde Güngör Hanıma da eşinin en kısa sürede tahliye edileceği söylendi. Ama ikisi de gerçekleşmedi Doğan beyin tahliye talebi her hafta reddedildikçe yanına gelemediği eşinin durumu da kötüye gitti, önce yürümekte zorlandı, sonra yatağa mahkum oldu ve artık konuşamıyor. Aslında en çok istediği şey konuşmak çünkü Ankara’dan İstanbul’a gelmesinin fiziken imkansız olduğu bu durumda, tek yapabildikleri hastane telefonundan her hafta sadece Pazartesi günü tanınan hak ile 10 dakika görüşebilmekti. İçeride sadece bir kez ziyaret edebildi eşini Güngör hanım. O da tutuklandığı ilk hafta, çünkü tutuklandığında da yanında olamamıştı eşinin. Hastane’de tedavisi sürüyordu polisler eşini bir sabah vakti alıp götürdüklerinde.

Eşinin durumu kötüye gittikçe telefon görüşlerinin olduğu Pazartesi günleri kalp çarpıntısının azami hıza çıktığı anlar oldu hep Doğan Yurdakul için. Çünkü eşiniz ölse bile size acil telefon hakkı tanınmıyor cezaevinde. Yani sadece görüş hakkınızı kullandığınızda öğrenebilirsiniz acı haberi.

Avukat görüşleri bile artık ızdırap onun için… Beklenmedik bir günde, beklemediği bir zamanda geldiğimizde hemen sakinleştirici hap alıyor, kendini o acı habere hazırlamak için. Ve derin derin gözlerinin içine bakıyor daha gardiyanlar demir kapıyı açmadan. Hani bir kötü haber varsa ya da yalan söylüyorsa anlarım gözlerinden diye.

Doktorlar bayramdan bir gün önce artık Güngör Yurdakul için geri dönülmez bir yola girildiğini söyledi ailesine. Ve bizler de Doğan Yurdakul’a bildirdik; her an, her kötü sona hazır olunması gerektiğini. Avukat olarak ayrıca savcıya gittik izin istedik. Ölmeden önce son kez hellaleşmeye izin çıkmadı. Gerekçe; kanunda yeri olmaması. Oysa kanun hükümlüler için bu hakkı tanıyor. Hükümlü yani cezası mahkemece kesinleşip temyiz hakkı bile kalmayan mahkum. Ama henüz daha mahkemesi bile başlamamış masumiyet karinesinin alasına haiz Doğan Yurdakul için yok. Savcılık İnfaz Kanununda daha önce tutukluya cenazeye katılma hakkının da tanınmadığını ancak Danıştay’ın verdiği bir kararla bu hakkın Nisan ayından beri kanuna girdiğini söyledi. Yani her şey kanuna uygun olmalı.

Avukatı olarak şimdiden Doğan Yurdakul’un cenazeye katılması için gerekli dilekçeyi hazırladık. Kötü haber geldiğinde Doğan Yurdakul’un eşine son görevini yerine getirebilmesi, hakkını helal edebilmesi, yargılanacağı davanın hakimlerine bağlı. Kanunda davanın seyri ve güvenliği açısından sorun oluşturmazsa verilebilir diyor. Yani bu izin çıkmayadabilir, gerekçe bulunur. Tahliyenin reddine bulunduğu gibi!

Meclis Başkanı daha yeni tutukluluk sürelerinden bahsederken Hakimlere Anayasa’nın 90.maddesini hatırlattı ve bu madde gereği AİHM içtihatlarının kanunlarının üstünde kabul edileceğini bu içtihatların hakimler tarafından dikkate alınması gerektiğinden bahsetti. Oysa bunların hiç birine gerek yok! Çünkü zaten Türk Hukukuna göre Hakim vicdani kanaatine göre ve bağımsız olarak karar veren kişidir. Hiçbir kanunda yer almasa bile hangi ‘bağımsız’ vicdan 65 yaşını geçmiş bir adamın karısıyla helalleşmesini son görevini yerine getirmesine izin vermeyebilir?

Ya da şunu mu sormalı: bu ne biçim bir hırs, ne biçim bir öfkedir ki yaşına, eline hayatında hiç silah almamış olmasına, masumiyet karinesine, ölümlere, hastalıklara bakmadan yüzlerce kişi sırf Devlet yeni rejime geçsin iktidar yeni rejimin otoritesini kursun diye zulüm görmektedir. Buna değer mi? İnsan hırsı nereye kadardır? Canınızı sıktıysam özür dilerim. Bugünler elbet geçer, ancak bu zulümleri tarih yazacaktır –geçmiştekileri yazdığı gibi- umutla güneşli günler diliyorum…

Av. Serkan GÜNEL

Doğan Yurdakul Müdafii”

Daha fazla Güncel
VI. International Seminar For Translators at Yasnaya Polyana

Between 22-26 of August 2011, “The VI. International Seminar for translators of the works by Leo Tolstoy and other Russian writers” took place in Yasnaya Polyana, the Tolstoy Estate.

Kapat