Smyrna Mail’den E-Mail’e

Posted by on Mart 27, 2007 in Tarih

Zaman zaman sahte elektronik mektuplarla ilgili uyarılar yayınlanıyor. 27 Mart 2007 günü, Milliyet gazetesinde Akbank’ın bu tür sahte mektuplarla ilgili bir uyarısı, “Akbank müşterilerini uyardı” başlığıyla haber konusu yapılıyor. Haberin içeriği dışında, karmaşık bir çeviri sürecini olağanlaştırması da ilginç. Gazete bankanın uyarı yazısındaki “e-mail” tamlamasını “elektronik posta” olarak çeviriyor, ardından bankanın uyarı metnini aktarıyor. Bu kez temel çeviri işlemi okura bırakılıyor: “e-mail”, “elektronik posta”, “e-posta” arasında geçiş yapmak onun zihinsel seçimlerine bağlı; “link” terimiyse çeviri gerektirmiyor.

“Akbank, internet bankacılığında yapılan sahteciliklere karşı müşterilerini uyardı. Müşterilerine bir uyarı yazısı gönderen banka, elektronik posta aracılığıyla sahte bir Akbank internet şubesine yönlendirilmemeleri konusunda müşterileri dikkatli olmaya çağırdı. .. E-posta içerisindeki link aracılığıyla müşterilerin sahte Akbank internet şubesi sayfalarına yönlendirildiğini, kullanıcı adı ve şifre bilgilerinin istendiği belirtilen yazıda, şu uyarıda bulunuldu:
‘Bu tür e-maillere kesinlikle cevap vermeyiniz ve maillerde yer alan linklerden internet şubelerimizi kullanmayınız. Akbank hiç bir zaman size internet şubelerine giriş ya da başka bir konu nedeniyle, şifrenizin ya da size özel müşteri bilgilerinizin istendiği e-mailler göndermemektedir.'”

Burada aslında, gitgide alıştığımız karmaşık bir süreç sözkonusu. “Google”, “Yahoo”, “Hotmail”.. gibi şirketlerin ücretsiz olarak verdiği posta kutularını kullanırken, zihin, “mektup” için şirketin kullandığı göstergeyi, “mail” göstergesini kullanmaya başlıyor. Zihin ve dil çeviri işlemini güç bularak, ekranda gördüğü göstergeyi olduğu gibi çoğaltma eğilimi gösteriyor; çünkü o göstergeler sisteminin içinde deviniyor. Fakat banka örneğinde, bu çevirisizlik sürecinin karmaşık bir hal aldığı söylenebilir: kurumların, kendi mektuplaşma sistemleri olması gerekir, “mektup” yerine “mail” göstergesinin seçilmesi daha farklı bir seçim sürecini sergiliyor belki de; banka, okurların kullanım alışkanlıklarını gözetiyor belki de.

Her koşulda, Türkçe’ye “mail” göstergesinin ilk kez internet aracılığıyla girmediğini hatırlamakta yarar var. Türkçe’de “mail” göstergesi ilk kez, 1860’lı yıllarda, İzmir’de kullanıldı:

“İzmir’in Avrupa’ya denizaltı telgraf kablosuyla ve imparatorluğun diğer köşelerine telli telgraf ile bağlanması, Ticaret Mahkemesi’nin genişletilmesi ve yeni ticaret mahkemelerinin açılması, ‘kentin ticari çıkarlarını savunmayı kendine bayrak edindiğini’ belirten günlük Smyrna Mail gazetesinin yayına başlaması, Liverpool rıhtımının küçük ölçekte bir kopyası olduğu ileri sürülen İzmir rıhtımının yapılması, Batı Anadolu bölgesindeki kapitalist gelişmenin örnekleri olarak gösterilebilir” (Orhan Kurmuş, Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi, 1974, s. 91).

Bu açıdan, Türkçe’nin yabancı dil kullanımı aracılığıyla bozulması, dilin yozlaşması gibi tartışmaların asıl zemininde, telgraftan internete, küresel şirketlerin insan hayatının her olgusunu metalaştırması zemininde yapılmasının önemine dikkat çekmek gerekiyor. Çeviri, ya da yerelleştirme, çoğu kez, şirket için maliyetli göründüğünden ya da ürünü farklılaştırarak pazarı bölme, rekabeti artırma eğilimi yarattığından, tercih edilmiyor. Ve insan çoğu kez, sıradan dil alışkanlıkları çerçevesinde hareket ettiğini sanarken, aslında şirketin aracılığını yapmış ya da kararlarını benimsemiş oluyor: örneğin belediyeden size telefon ediyorlar, “i-meyl” adresinizi soruyorlar, siz onlara ücretsiz “gimeyl” adresinizi veriyorsunuz ve verirken, örneğin “hüseyin” dedikten sonra duraksıyorsunuz, çaresiz kalıp “et gimeyl kom” diyorsunuz. Karşı taraf bunu yadırgamıyor, bu ses göstergelerini “huseyin@gmail.com” olarak çeviriyor. Yani, sizin Google adlı şirketin bir birimi olan “Gmail” bölümünün bilgisayarında “huseyin” adlı bir posta kutusuna sahip olduğunuzu anlıyor. Bu şirketin sisteminde “ü” harfinin kullanılmadığını da biliyor. Şirketlerin ele geçirdiği hayatta, insan ve kurumlar, gerekli çeviri işlemlerini kendiliğinden yapıyor; çünkü şirketlerin açtığı alanda yaşıyorlar.
“Buna ihtiyacım var mı?” değil şirket dünyasındaki insanın sorusu, “Bedava veriyorlar, neden almayayım?” diye soruyor kendi kendine. İşte İzmir’i Smyrna yapan, Liverpool’un tıpkısı haline getiren süreç, İstanbul’daki bir ekran, bir bilgisayarla, Bangkok’taki bir ekranı, bir bilgisayarı da aynı şekilde tıpkılaştırıyor. 1860’larda Smyrna Mail, şimdi e-mail.

Daha fazla Tarih
William Saroyan, 1964

Zeyyat Selimoğlu'nun çevirdiği Tracy'nin Kaplanı (Tracy's Tiger), ilk kez 1964 yılında Akbaba Yayınları'nda, yayınevinin ilk kitabı olarak yayınlandı. Kitabın arka...

Kapat