Bedrettin Cömert: İntihalden Bir Helikopter Kazasına

Posted by on Ocak 20, 2012 in Yorum

Çevirmenler Birliği, kısa bir süre önce, resmi internet sitesinde, içeriği çok önemli olan bir yazı yayınladı: “Bedrettin Cömert’i İkinci Kez Öldürmek, 14 Yıllık Bir İntihal Cinayeti“.  Sertaç Canbolat imzalı bu yazıdaki savlar eğer doğruysa,  uzun yıllardır fazla göz önünde olduğu için dikkat çekmemiş bir çeviri intihali olayıyla karşı karşıyayız. Canbolat, Bedrettin Cömert’in 1977 yılında İtalyancadan çevirdiği, Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan ve aynı yıl TDK Çeviri Ödülü alan Sanatın Öyküsü adlı çevirisinin, yine aynı yayınevi tarafından 1990’lı yıllarda basılırken farklı iki çevirmen ismiyle yayımlandığını, ama burada bir çeviri-çevirmen değişikliğinin değil, çeviri intihalinin sözkonusu olduğu söylüyor. Bunu göstermek üzere de bazı örnekler veriyor.

Doğrusu, Canbolat’ın savları, eksik bazı parçaları tamamlaması nedeniyle çok düşündürücü. 2007 yılında Çevirmenin Notu dergisine Bedreddin Cömert konulu bir yazı hazırlarken, Cömert’in İtalya’dan Hasan Hüseyin’e yazdığı mektuplarda İtalya’da sanatla uğraşmaktan ne kadar mutlu olduğunu ve kuşkusuz, o dönemde yaptığı sanat çevirilerinin bu mutluluğu taşıması gerektiğini hissetmiştim. Bu yüzden, Sanatın Öyküsü’nün artık onun imzasını taşımıyor olmasının haksızlık olduğunu dile getirmiştim:

“Cinayetin ardından “Bedrettin Cömert’in İtalyan eşi Maria Agostina, cinayet sonrasında süren tehditlere bir yıl dayanabildi” ve Türkiye’den oğulları Kemal ve Ergun Cömert’le birlikte ayrıldı. Ünlü birtakım aşırı sağcıların adının geçtiği cinayet aydınlatılamadı. Hasan Hüseyin, Bedrettin Cömert’in çalışmalarını 1979-80 yıllarında bir dizi kitapta derledi (çevirileri Dili Dille Seviştirmek adlı kitapta yer aldı). Uzun yıllar yeniden yayımlanmadı kitaplar. 2007 yılında De Ki Yayınevi, “Bedreddin Cömert Kitapları” dizisinde çalışmalarını yeniden yayımladı. En ünlü çevirisi, yıllarca temel başvuru kitabı olmuş olan çeviri, Sanatın Öyküsü’yse artık onun adıyla değil, başka bir çeviriyle yayımlanıyor. Çevirmenin mirası yazarın mirasından daha zor korunuyor.” (Çevirmenin Notu, sayı 5, “Bedrettin Cömert: Çevirmen ve Ölüm“)

Fakat asla ve asla iki imzalı bu yeni çevirinin bir intihal olabileceği kuşkusu geçmemişti aklımdan. Kitabın İngilizceden, yeniden yapılması saçma görünüyordu, ama herhalde bir telif anlaşmazlığı çıktı, yoksa Gombrich’ten başka kitaplar da yayımlayan bu yayınevi yanlış bir iş yapmaz diye düşündüm. Şimdi bile, bu savların bir yanlış anlama, bir  karışıklık olduğunun ortaya çıkmasını diliyorum – dilerim, yayınevinin büyük kusuru, her şeyiyle Bedreddin Cömert’in olan Sanatın Öyküsü çevirisini unutturmak olarak kalır, daha öteye geçmez.

Fakat bunun için yayınevinin acil bir basın açıklaması yapması gerekiyor.

II

Ama benim bu konuda ayrıca bir yazıyı yazmamın sebebi şu: Canbolat’ı yazısını buluşu ve hassaslığı için tebrik ederken, yazının üslup ve biçiminin kötülüğü nedeniyle eleştirmek gerekiyor. Bu eleştirimi kısaca dile getirmeye çalışacağım.

Çeviri intihali öyle karanlık bir konu ki, bu alanda adımları dikkatle atmak, sözü özlü bir şekilde söyleyip karşı tarafı yanıt vermeye zorunlu bırakmak ve o yazıyı okuyanları basit bir skandal duygusundan öte, somut ve çözülebilir bir durumla karşı karşıya getirmek gerekiyor. Çeviri intihali karanlık olduğu için, onun eleştirisinin aydınlık olması gerekiyor.

Canbolat’ın yazısı aydınlık değil. Girişte örnekleri verdikten sonra uzun bir belagatle, anlaşılmaz ya da takibi zor göndermeler, ironilerle bir sonuca varmadan kesiliyor. Yayınevinden yanıt mı istiyor, okurları yayınevini zorlamaya mı çağırıyor, Cömert’in çevirisi için bir önerisi mi var? Daha da tatsız olan şey, bu yazıyı “Teknik-Bilim Kurulu Başkanı” resmi imzasıyla yazdığı için, bütün bu belirsizlik bu kurulu temsil ediyor. Çevirmenler Birliği gibi önemli bir etki yaratmış kurumun bu ciddi skandalda net bir talep getirmesi, net bir çağrı yapması beklenirken, kurul başkanının yazısı özel bir buluşu çok daha özel bir üslupla sunmaya dönüşüyor.

Burada, tabii, sorunun kökeni Canbolat’ın yazıyı böyle yazmış olması değil; herhalde asıl sorun şu: “Çevirmenler Birliği resmi internet sitesi neden bir editör kullanmıyor?” Bir editörün böyle bir yazıyı elden geçirmesi, bulanıklığı gidermesi, öznel ve heyecana dayanan yönlerini törpülemesi gerekir. Yazıların böyle yayınlanmadığı, editöre ihtiyaç duymadığı dönemler de oldu, ya da aynı türden, savurganca, resmi, kurumsal söylemi şahsi tartışmalarıyla içiçe geçirenler de oldu daha önce. Yine de ben bu kadar yanlış bir üslupla karşılaşmamıştım.

Kuşkusuz, bu beğenmemenin bana özel olduğu, yazının çeşitli ellerden geçtiği söylenebilir. Fakat edebi çeviri yapan, yayınlatan, yazı yazan biri olarak, böyle bir yazının başka bir ortamda yayınlanamayacağını düşünüyorum. Ve beni asıl düşündüren şey şu: “nitelikli, iyi” çeviri denen şeyi okurlara sunmayı savunan, bu çerçevede çevirmen haklarını savunan bizler, aynı zamanda mesajımızı “nitelikli, iyi” biçimlerle vermekle yükümlü değil miyiz?

Belki abartılıdır bu yaklaşımım (fakat ben bu basit dergide, Çeviribilim‘de bile, böyle bir özen göstermeye, dergiye başka yazı yazmış olanları da etkileyebilecek yazıları kendi imzamla yayınlamaya, nesnel bilgi içeren metinleri “editör” imzasıyla yayınlamaya çalışıyorum). Ama yine de üyesi olduğum Çevirmenler Birliği’nin basın açıklamalarını, site yazılarını editöryel özenle yayınlanmış görmek istiyorum – özellikle de sözkonusu yazı “kurul başkanı” imzasıyla yayınlanıyorsa.

Her koşulda, dileğim, bu haliyle de yazının ortaya attığı savın yanıtlanması konusunda birliğin ısrarcı olması. Ve madem ki, birlik artık tutum değiştirdi, bu tip intihal saptamalarında açık yayınevi ismiyle resmi imzalı yazılar yayınlanıyor: öyleyse, daha önce saptadığımız açık intihal örneklerinin de yayınevi vb. isimlerle yayınlanmasını talep ediyorum.

 III

Canbolat’ın yazısının bir yerinde güncel bazı politik göndermeli şakalar yapılıyor. Evdeki çakmaklar delil olur mu olmaz mı, virüslü dosyalar vb. Yazının bağlamını sakatlayan süslemeler olarak kalmış bu iyi niyetli şakalar. Fakat, Bedreddin Cömert’in intihal edilmiş olma olasılığı kadar cinayeti de politik açıdan büyük bir güncellik taşıyor bugün.

Kamuoyunun dikkatini pek çekmeden kalan çarpıcı bir ayrıntı var. 21 Eylül 2011’de yayınlanan bir haberde Bedreddin Cömert’in kardeşi olan, 2007 yılında Hava Kuvvetleri’nden emekli olmuş Faruk Cömert’in adı şöyle anılıyor:

“HİÇBİRİ BUNU DUYMAMIŞ
Başsavcı Vekili Özden Doğan ve Özel Yetkili Savcı Şeref Gürkan, 3 sanığa, “Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert’in, kazadan bir hafta önce ‘Başkanın (Muhsin Yazıcıoğlu) kalemi kırıldı’ diye konuştuğu ileri sürüldü, bu konuda bilginiz var mı?” diye sordu. Savcı, Cömert’in bu sözlerini, BBP Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Kubbettin Bayar’ın kulağına gelen duyumlara dayandırdı. Sanıkların üçü de bu soruya, “Duymadım” ya da “Haberim yok” şeklinde kısa yanıtlar verdi.

EMİR KİMDEN?
Tek başına bir anlamı bulunmayan bu sorunun arkasında ise 33 yıldır çözülemeyen bir faili meçhul cinayet yatıyor. Çünkü Faruk Cömert’in ağabeyi Bedrettin Cömert, Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken 1978’de öldürülmüştü. Cinayetle ilgili Avrupa Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun Eski Başkanı Lokman Kondakçı, 1979’da, dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’e, “Bedrettin Cömert’in ölüm emrini Muhsin Yazıcıoğlu verdi” diyordu.” (AktifHaber)

Kısacası, anlaşılan, iyice karmaşıklaşmış politik davaların bir yerinde, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü konusunda Bedrettin Cömert’in adı kullanılarak bazı yönlendirmeler yapılıyor. Bedreddin Cömert’in ölümünün çok boyutlu ve hâlâ kapanmamış bir olay olduğu anlaşılıyor. Bu mirasa çok daha fazla ve itinayla ilgi göstermek gerekiyor. Çünkü anlaşılan, günahsızca, en çirkin şekilde öldürülen Bedrettin Cömert’in ailesinin çektikleri bazılarına göre yetmemiş.

Bu yüzden günümüzde yaşanan olayları açıklayacak bir soru belki de şu: Bedrettin Cömert’in arkadaşları nerede şimdi? Çevirmen ve insan olarak mirasını nasıl koruyacağız?

Daha fazla Yorum
Hrant Dink Cinayeti Davası Sonuçlandı

Türkiye Cumhuriyeti adlı, kuruluş amacı bütün yurttaşlarına insanca bir hayat sunmak olan örgütün bir üyesi olarak..

Kapat