Kaynakça Derken: Bir Yazı Kaç Yazı Olabilir

Posted by on Şubat 23, 2012 in Deneme, Yorum

Daha önce adını sanını hiç duymadığım, önümde yepyeni bir araştırma alanı açacak, yüksek lisans yahut doktora tezi aşamasında üzerinde çalışabileceğim, eski tarihli bir kaynakça arıyordum. Önce idefix’e baktım, fazla sayıda sonuç yok. Bir umut gittigidiyor’a başvurduğumda ise yaklaşık yüz sonucun yarısını Atatürk kaynakçaları ve Ermeni meselesine ilişkin kaynakçalar oluşturuyordu. Hazıra konup araştırmayı oldu bittiye getirmeyi kafaya koymuşum ya, sonunda google’da “çeviri kaynakçası” aramaya karar verdim. İlk çıkan sonuçlardan ikisi Zaman Gazetesi’nin internet sitesinde, Hilmi Yavuz’a ait yazılardı. İki yazıyı da merakla açtım tarayıcımda. Önce yakın zamanda yazılanı okumuşum: 27 Nisan 2011 tarihli “Bir ‘Çeviri Şiirler Kaynakçası’ Gerekiyor!” yazısı.

Yazı, bu alandaki eksikliğe dem vurarak açılıyor, mevcut ihtiyacın giderilmesi için gereken çabanın muzzamlığını göz önünde bulundurarak en azından dönemlere ayrılmış kaynakçalar ile bir adım atılması gerekliliğini dile getiriyor. Daha sonra Rilke’nin Sancakdar şiirinin farklı çevirilerinden, çevirmenlerinin eski çevirilerden bîhaber oluşundan yakınıyor. Sonrasında, daha da ilginç bir örnek vererek Asım Bezirci’nin Orhan Veli çevirileri derlemesinde Hayyam’a ait olarak tanıtılan şiiri Fethi Naci’nin Yahya Kemal’e atfetmesinden, oysa Kemal’in bu dörtlüğü Lâedrî’den çevirdiğini söyleyip söz konusu metnin esasında Mevlana’ya ait olduğundan bahsediyor ki muhteşem bir iz sürüş. Tam da Pym’in bahsettiği “çeviri arkeolojisi”ne bir örnek!

Ne var ki, arama sonuçlarında karşımıza çıkan 22 Kasım 2006 tarihli “Çeviri şiirler kaynakçası: Hangi şiir kimin?” yazısına bakacak olursak, daha erken tarihli olan bu yazının aşağı yukarı yarısının 2011 tarihli metne birkaç ufak değişiklik ile aktarıldığını göreceğiz. Örnekler ile gösterelim iyisi mi.

Örnek 1 – 2006 tarihli yazı

“Bir örnek vereyim: Rilke’nin ‘Sancakdar’ını Almanca’dan dilimize çeviren Oruç Aruoba’ya, bu şiirin daha önce, hem de 1940’lı yıllarda çevrildiğini söylediğimde çok şaşırdığını hatırlıyorum. ‘Sancakdar’ın kendisinden çok önce, Sabahattin Ali tarafından çevrildiğini, bu çevirinin ‘Tercüme Dergisi’nin 9. sayısında yayımlandığını söylediğimde daha da çok şaşırdı idi. Üstelik, Oruç’unki Türkçe’de ikinci ‘Sancakdar’ çevirisi de değildi: Vural Ülkü’nün de bir ‘Sancakdar’ çevirisi vardı; o da, ‘Tercüme Dergisi’nin 83. sayısında yayımlanmıştı…”

Örnek 1 – 2011 tarihli yazı

“Bir örnek vereyim: Rilke’nin Sancakdar’ını çeviren Oruç Aruoba’nın, ona bu şiirin Türkçe’de daha önce birkaç defa çevrildiğini söylediğimde, şaşırdığını hatırlıyorum. Sancakdar, Sabahattin Ali tarafından çevrilmiş, bu çeviri Milli Eğitim Bakanlığı’nın Tercüme Dergisi’nin 9. sayısında yayımlanmıştır. Tercüme Dergisi’nde Sancakdar’ın bir çevirisi daha vardır: Dergi’nin 83. sayısında yayımlanan Vural Ülkü çevirisi…”

Örnek 2 – 2006 tarihli yazı

“Sırası gelmişken bir de düzeltme yapayım: Orhan Veli’nin ‘Bütün Şiir Çevirileri’nde (1. basım, Can Yayınları, 1982), Asım Bezirci’nin Ömer Hayyam’a aitmiş gibi gösterdiği 7. rübai, Hayyam’ın değildir. Fethi Naci, ‘Eleştiri Günlüğü’nde (Özgür Yayınlar, 1986, s. 155) Yahya Kemal’in ‘Rübailer ve Hayyam’ın Rübailerini Türkçe Söyleyiş’ adlı kitabından yola çıkarak bu rübainin Hayyam’a ait olmadığını, haklı olarak, belirtir. Ancak Fethi Naci’nin de yanıldığı, bu rübaiyi Yahya Kemal’in sanmış olmasıdır. Oysa Yahya Kemal’in kitabında, söz konusu rübai, ‘Laedri’den’ başlığıyla yayımlanmıştır. Yahya Kemal, anlaşılan, bu rübainin kime ait olduğunun bilinmediğini düşünmüş olmalı.

Hemen belirteyim: Asım Bezirci’nin Ömer Hayyam’a, Fethi Naci’nin Yahya Kemal’e, Yahya Kemal’in de ‘Laedri’ye atfettiği bu rübai, Mevlana’ya aittir. Nitekim, ‘Biz aşka tapanlarız müselman başka’ dizesiyle başlayan bu rübai, M. Nuri Gençosman’ın ‘Mevlana’nın Rübaileri’nde (306. rübai), Asaf Halet Çelebi’nin ‘Mevlana’nın Rübaileri’nde (s.117) ve A. Kadir’in ‘Bugünün Diliyle Mevlana’sında (s.103) yer almaktadır. ”

Örnek 2 – 2011 tarihli yazı

“Sırası gelmişken eğlenceli bir durumu aktarmak istiyorum. Asım Bezirci’nin, Orhan Veli’nin Bütün Çeviri Şiirleri’nde, Hayyam’a ait olarak gösterilen 7. rübai, gerçekte Hayyam’ın değildir. Fethi Naci, Yahya Kemal’in Rübailer ve Hayyam’ın Rübailerini Türkçe Söyleyiş adlı kitabından yolaçıkarak, bu rübainin Hayyam’a ait olmadığını, haklı olarak, bildirir. Ancak Fethi Naci’nin de yanıldığı, bu rübaiyi Yahya Kemal’in sanmış olmasıdır. [Eleştiri Günlüğü, Özgür Yayınlar, 1986, s. 155.] Yahya Kemal’in kitabında ise sözkonusu dörtlük, Lâedrî’den başlığıyla yayımlanmıştır.

Hemen belirteyim: Asım Bezirci’nin Hayyam’a, Fethi Naci’nin Yahya Kemal’e, Yahya Kemal’in de Lâedrî’ye atfettiği bu rübai, gerçekte Mevlânâ’nındır. Nitekim ‘Biz aşka tapanlarız, müselman başka’ diye başlayan bu rübai, M.Nuri Gencosman’ın Mevlânâ’nın Rübaileri’nde (306: rübai), Asaf Halet Çelebi’nin Mevlânâ’nın Rübaileri’nde (s. 117) ve A.Kadir’in Bugünün Diliyle Mevlânâ’sında (s. 103) yer almaktadır.”

İki metnin bütününe karşılaştırmalı bakacak olursak benzer başka cümlelerin de olduğu  görülebilir. Yine de kafaları esas olarak karıştıran, 2006 tarihli yazıdaki örneklerin “daha önce de yazdım” denerek verilmesi. Yoksa bu tarihten önce, buna benzeyen bir başka yazı daha mı vardı? Yani, birbirine yüzde elli oranında benzeyen en az iki yazı mı yayımlanmış aynı gazetede dört sene ara ile? Bu durumda şu soruyu sormak gerekiyor: Acaba yeni bir “Çeviribilim yazıları kaynakçası” yahut “çeviri eleştirisi kaynakçası” mı yayımlanmalı en yakın zamanda? Yoksa insan, bir yazının daha önce yazılıp yazılmadığını, yazıldı ise kaç kere yazıldığını nasıl bilecek?

Daha fazla Deneme, Yorum
Çevirmen Örgütlerinden Yanıt: Sağlık İçin…

Serbest çalışan çevirmene zaten verilmeyen meslek hakları ve saygınlığı, GSS düzenlemesiyle, daha da kötüleştiriliyor.

Kapat