“Hepsini çevirmenize lüzum yok, ana fikri verseniz yeter.”

Posted by on Mart 23, 2012 in Yorum

“Çevirmenin Gözyaşları Üzerine”

Sizin de yaptığınız iş mi?

Başka biri fikir üretsin, siz ancak onun papağanı gibi, dizinin dibinde oturup söylediklerini tekrar edin.

Her dil bilen yapabilir, başka vasıflarınız varsa ondan haber verin.

Bakın, yaşıtlarınız hem dil biliyor hem de doğru düzgün bir meslek ediniyor.

Geleceksiniz, bir iki saat konuşup gideceksiniz. Bu kadar paraya ev mi alıyoruz?

Hepsini çevirmenize lüzum yok, ana fikri verseniz yeter.

Maliyeti asgaride tutmamız lazım, bir tek sizi işe alabiliriz, 8 saat idare ediverin canım.

 ***

Gülmeyin, hepsi gerçek!  Öğrenci olsun, yeni mezun olsun tüm tercüman adaylarının her iş öncesi karşılaştığı yaklaşımlar bunlar. Bilmemelerinden, bildirmememizden kaynaklanan,  acınası ama bir o kadar da gülünç bakış açıları. Mesleğimizin geldiği, getirildiği noktadır bu. Bir konferans düzenlenir, konuşmacılar çağırılır, mekân ayarlanır. Kahve molaları, ulaşım, afişler, tanıtım, her şey tamamdır. Bir de tercüman gerekir. Meze olarak yani. Hoşluk olsun, bak bunu da düşünmüşler denilsin.

Tercümana ışıkçıdan, teknikerden çok para vermemek, mümkünse gencinden, acemisinden ama yeteneklisinden bir tane seçmek işin şanındandır. Cır cır başının etini yiyen birine çatıldıysa hele, organizatörün vay haline. Yok sunumların bir kopyasını alabilir miyiz, yok terminoloji desteği verecek misiniz, yok efendim konuşmacılarla önceden tanışabilir miyiz, konu hakkında basılı doküman var mıdır… Dert sahibi ederler adamı. Konferans arifesi bir de tercüman kaprisi ile uğraşılacak değil ya.

Büyük gün gelir çatar. Tercüman olan kişi; yetkinliği, insan ilişkileri, aktarım gücü ile konferansın başarısının, abartısız, en büyük sebebidir. Yüzler aktır. Organizatör tebrikleri kabul eder, mutlu mesut evine gider.

Büyük gün gelir çatar. Tercüman olarak işe alınan kişi, konferans konusunda uzmanlık sahibi olmadan, hasbelkader bu iş teklifini kabul eder; etmez olaymışım diyerek, konuşmacıyı, dinleyenleri yüzüstü bırakır. 8’de 8 suçlu bulunur. Rezil olduğuna yansın mı, o zor şartlarda elinden geleni yaptığı için gururlansın mı bilemez. Organizatör herkes gibi onu ayıplar, mutlu mesut evine gider.

Bizim de yaptığımız iş mi? Bakın, her dil bilen tercüman olabiliyor. Her dil bilen, tercüman olarak işe alınabiliyor. Tercüman tecrübeli miymiş, yeterince bilgi edinebilmiş mi, bu toplantıya bu tercüman uygun mudur diye düşünmeye ne gerek var. Nasılsa asıl kişi konuşacak, dil bilen papağan gibi onu tekrar edecek. Çocuk oyuncağı. Oyun gibi bir şey.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan İtalyanca çeviri krizi, çeviri konusuna hayli sığ baktığımızın kanıtıdır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Türkiye Adalet Akademisi tarafından, özel yetkili hâkim ve savcılar için düzenlenen eğitim seminerine, İtalyan savcı Felice Casson, hâkim ve savcılara deneyimlerini aktarmak için çağırılmıştı. Ancak hukuk alanında uzman olmakla uzaktan yakından alakası olmayan iki genç ‘tercüman’ eğitimi mümkün kılmak yerine, çeviri işini ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Nasıl ki kapsamlı bir kalp ameliyatı çiçeği burnunda, -kardiyolog olmayan- doktorlara emanet edilemez; uluslararası bir toplantıya da hukuk alanında uzmanlaşmamış, halen öğrenci olan tercümanlar çağrılamaz. Hele ki çeviri bölümünde okumamış, çeviri olgusunu bir şekilde ‘açıktan’ edinmiş, tecrübesiz ve kriz yönetiminde acemi tercümanlara güvenilip bu denli mühim bir konferans geçiştirilemez. Tercümanlık yapmaya çalışan arkadaşlara yüklenmek yanlış olduğu kadar kolaya kaçmaktır da. Sorunun en temelinde çeviriyi basite indirgemek ve tercümanın uzmanlığını, saygınlığını önemsememek vardır.

Çeviri uzmanlığı, dil bilmenin çok ötesindedir. Uzman tercüman, iletişim uzmanı gibi davranan, çevireceği konu hakkında kapsamlı araştırma yaparak bilgi edinen kişidir. Uzman tercüman kendisinin anlamadığı bir konuyu karşı tarafa aktaramayacağının farkındadır. Uzman tercüman işinin sorumluluğunu alır ve yaptığı işin arkasında durur. Bütün bu nosyon ve farkındalıklar, mütercim-tercümanlık öğrencileri olarak aldığımız eğitimin bir parçasıdır. Umarım yaşanan bu aksilik -ki aksilik kelimesi konuşmacılar ve konuklar karşısındaki mahcubiyeti karşılamaz- çeviriye ve uzman tercümanlara olan ihtiyacı herkese hatırlatıp yeni ‘aksilikler’ yaşanmaması için bir nasihatten efdal bir musibet olabilmiştir.

Her mesleğin hakkıyla yapılabilmesi dileğiyle…

Marmara Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Son Sınıf Öğrencileri adına

Seda ALTIPARMAK

Daha fazla Yorum
Retro Yazı: Ebruli Frankfurt ve Sol Kırımı

Evrende her şey, sol ile sağın, ön ile arkanın, dört bir yönün dengesi üzerine kuruludur; bu dengenin bozulduğu durumlarda her şey yalpalar.

Kapat