Çeviri Krizi Devam Ediyor: Altı Yüzyıllık Ulu Cami’yi Yaktılar

Posted by on Mart 24, 2012 in Yorum

HSYK Çeviri Krizi’nde görünür olan gerçeğin benzerleri her gün yağmur gibi yağıyor. Kurumlar sürekli hata yapıyorlar, ucuz emek ve kısa vadeli kâr uğruna büyük işleri perişan ediyorlar, insanları mağdur bırakıyor, bazen ölümlerine sebep oluyorlar.

Bursa, Karacabey’deki Hüdavendigar Ulu Cami’yi yaktılar. Nedeni bilinmez şekilde akşam saat 18:30’da yapılan restorasyon çalışması sırasında 6 asırlık cami alev alev yandı.

“Yangının, restorasyon sırasında duvarlardaki eski boyaların, piknik tüpünden yapılan ‘pürmüz’ aparatıyla ateş püskürtülerek kabartılması sırasında çıktığı öne sürüldü. Ayrıca camide çalışan işçilerin 15 dakika boyunca kendi çabalarıyla yangını söndürmeye çalıştığı, bunda başarılı olamayancı itfaiye ekiplerine geç haber verdiği iddia edildi.  İç duvarlarına ahşap laminant monte edilen ayrıca üst kısmı eski çam ağacı döşeli olan 14’üncü yüzyıla ait Ulu Cami’nin restorasyonunda gerekli özenin gösterilmediğini savunan vatandaşlar, “Riskli yöntemler kullanılıyorsa önlem de alınmalıydı. Yangın söndürücülerle bile alevler yayılmadan söndürülebilirdi” derken; itfaiye ekiplerinin de söndürmede yetersiz kaldığı öne sürüldü.”

Bu korkunç, ruhu perişan edici yangın HSYK Çeviri Krizi’nde yaşananların birebir aynısı. 6 asırlık emek bir anda yanıyor,  TIPKI HAYDARPAŞA GİBİ.

Bugün bir başka haber:

“Denizli’de bir işyerine reklam afişi asmaya çalışan işçiler, kullandıkları demir merdivenin yüksek gerilim hattına temas etmesi sonucu elektrik akımına kapıldı. İşçilerden 2’si öldü, 4’ü yaralandı.”

Ve kısa süre önce plastik çadırlarda yanan işçiler:

“Esenyurt’ta 11 işçinin hayatını kaybettiği yangın, şantiyelerdeki ihmalleri gündeme getirdi. İşçilerin barınacağı yerler için konteynerden daha ucuza mal olan çadırların tercih edilmesinin faciaya yol açtığı belirtiliyor. Ekmek parası için İstanbul’a gelen 11 işçinin umut ve hayalleri de, elektrik kontağının tutuşturduğu bu plastik çadırlar yüzünden kül oldu.”

Ve bütün bu olayların arkasında çırılçıplak acı gerçek – işi veren, ihaleyi alan, taşeron ve işçi arasındaki SÖZLEŞMESİZ-SİGORTASIZ-GÜVENLİK ÖNLEMSİZ İLİŞKİLER:

“Kayı İnşaat adlı şirketin aldığı ihalede ‘alt firma’ olarak hizmet veren Kaldem A.Ş ise, 11 canın hayatını kaybetmesine mal olan pazar gecesi, tazminat ve ceza yükünden kurtulmak için ilginç bir adım attı. Kaldem AŞ, kendi bünyesinde çalışan işçilerin bir kısmının ‘sigorta girişi ‘ni yaptırdı. Facia haberini saat 21.30 sularında alan şirket, saat 22.40 sularında işçilerin kayıtlarını SGK’ya yaptırdı. SGK’nın bu duruma nasıl izin verdiği ise ayrı bir skandal konusu…”

HSYK Çeviri Krizi ‘nin önemli bir boyutu, bilgi kriziydi – bilginin saklanması, manipülatif kullanılması vb. Bir başka önemli boyutu uzmanlığa değer verilmemesi, kolaycı çözümlerin seçilmesiydi. Ve bu gerçek, aslında tıpkı Ulu Cami yangını gibi gülünç olmaktan uzak olan bu gerçek, çeviri örgütleri ve genç çevirmenler tarafından dile getirildi. (Çev-Der, ÇİD, Çev-BirTÜÇEB, Marmara Üniversitesi öğrencileri adına Seda Altıparmak)

Fakat en az onun kadar önemli olan bir soru daha sorulmadı: HSYK Çevirisi için çalıştırılan çevirmenlerin sigorta işlemleri yapıldı mı? Sözleşmeleri var mıydı? ZORUNLU GENEL SAĞLIK SİGORTASI kapsamında yarı zamanlı bile olsa ödenmesi gereken primleri ödendi mi? Çevirmenlerin sigortalarını kim ödüyor? Medya bunu nasıl bir çevirmen kazasından sonra gündeme getirecek?

Kitap çevirmenlerinin sigorta primlerini talep edebilecekleri bir merci yok, ek iş olarak teknik çeviri yapan üniversite öğrencileri için böyle bir merci yok, asistan olarak üniversitelerde çalışanların fazladan ödeyecekleri sağlık primlerini talep edecekleri bir yer yok.. İş güvencesi yok. Ülkenin her yerinde geçerli tek bir kural var: Ucuza çalıştırmak, her tür insani ve maddi yatırımdan, önlemden kaçınmak.

Hayat pahalanırken pahalanırken pahalanırken emek aşırı ucuzlamış durumda.

Yanan caminin şans eseri ölmeyen işçileri akşam vakti neden çalışıyordu? Çalışmıyor, elektrik kontağına yol açan güvensiz bir işlem yapıyorduysalar, onları denetleyecek olan kurum (kitapta editör, simültane çeviride uzman çevirmen) neredeydi?

600 yıllık camileri yakıyorlar, binaları yakıyorlar, yüzlerce, binlerce yıllık kitapların, doğu batı klasiklerinin elli, altmış yıllık çevirilerini çalıp çırpıp çalıntısını piyasaya sürüyorlar, çevirmenine bir verdikleri kitapların reklamlarına bin veriyorlar, bir basacağız dediklerini on bin basıyorlar, kötü yayınladıkları kitapların hesabını dönüp çevirmenden soruyorlar, asla övmedikleri, tanıtımlarda isimlerini anmadıkları gencecik insanları kameraların önünde utandırıyorlar…

ÇEVİRİ KRİZİ, İŞ KRİZİ FALAN YOK,

EMEK KRİZİ VAR.

İNSAN ARTIK BEDAVA.

Sadece 600 yüzyıllık camileri değil, binlerce yıllık ülkeyi yakarlar utanç verici kârlar için.

Yazıklar olsun o camiyi yaktıranlara. Medya hayatta kalıvermiş işçilerden hesap sorar yine şimdi – tıpkı iki gence Ha ha ha dediği gibi. Budala, senin ülkenin itibarı yandı o savcının sözlerini çevirtemediğin masada.

***

Yaktıkları 600 yıllık, yazıyla altı yüzyıllık Hüdavendigar Ulu Cami’nin ruhuna, el fatiha. http://www.3dmekanlar.com/tr/hudavendigar-camii.html

 

Daha fazla Yorum
“Hepsini çevirmenize lüzum yok, ana fikri verseniz yeter.”

Marmara Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Son Sınıf Öğrencileri adına Seda Altıparmak, HSYK toplantısını değerlendiriyor: "Sorunun en temelinde çeviriyi basite indirgemek ve tercümanın uzmanlığını, saygınlığını önemsememek vardır."

Kapat